Zebercetin kalbi bir köpeğin kalbi değil elbet
Dünya en güzel bir yetimin kalbinde durur
Soğursa cesedimde cehennem sıcaklığı
Zebercedin kalbi evrenin nabzını vurur
Eğer susarsa içimde yaşlanan köpek,
bir yetimin kalbi de ansızın durur
Düşünmeliyim, sancısız yaşamak nedir
Semirmek bir yosmanın dudaklarında
Payıma düşenle sessizce yetinmeliyim
Kendime akıllıca bir yol seçmeliyim.
Düşünmeliyim, niçin herkesin gittiği yerden
Gidilmez yaşamaya yalınayakla
Kendime zebercetin kalbinde bir yer
Bir yetimin kalbinde bir yer edinmeliyim.
Niçin ağzımda bir kurşunun seğirmesiyle
Niçin yanık et kokularıyla ölmemeliyim
Peyki neden kendime en ön sırasından hayatın
Ayrıcalıklı bir yer beğenmeliyim
Yoksa eksik kalır ıhlamur kokularıyla
Sarhoş olmak bir haziran sabahında
Yoksa bir yetimin kalbinde yerim
Hemen şimdi bileklerimi kesebilmeliyim
Zebercetin kalbi bir köpeğin kalbi değil elbet
Bir yetim pek iyi bilir; kekik ne, reyhan ne, bahar ne demek
Yaşamayı mutlaka, ama mutlaka
Bilekleri kesik bir yetimden öğrenmeliyim.
Kalbimi ağırlarken o büyük bahçede
Ağır ağır ağrılar biriktirmeliyim
Karşımda dururken zebercetin iğneli yüzü
Acımı ağrılarımla dindirmeliyim
“Bilmemek bilmekten şüphesiz iyidir”
İncir şarabına, tevbe etmeliyim.
Üzerime bir Ebuzer giyinmeliyim
Yünlü bir kumaş seçmeliyim arastalardan.
Bu akşamüstü bir sahabeye özenmeliyim
Bir yetimin kalbidir elbet en güzel çarpan
Susarken, daha çoğunu diyebilmeliyim
Yaşamak aldanmaksa her geçen güne
Zaferden vazgeçmiş bir militan gibi, ölebilmeliyim.
Selman Bayer | Pazartesi, Haziran 16, 2008, 9:41
Şimdi buraya ne yazsam, en doğal haliyle söylenmesi gerekip de söylenemeyen sözlerin srtından geçinmiş; bir anlamda karartmaya uğrayan o hakiki sözlerin arkasına sığınarak bu naif savaşıma devam etmiş olacağım. Böylelikle bunca gevezelik arasında, yakaladığı o hoş çizgide devam ederek şairinin kalemindeki tekamüle işaret eden bu güzel şiir de güme gitmiş olacak. o halde en baştan af dileyerek başlayalım yazımıza.
İltifatlarını, yazdığı metine estetik bir biçimde serpiştirmeyi gelenek haline getirmiş her okur-yazar, eleştirilerini ve -odaklandığı metinde olmasa da o metinle aynı coğrafyada arzı endam eden- diğer metinlerdeki eksiklikleri de benzer bir üslupla söz konusu edebilmelidir sanırım. biz de burada bu hassasiyete itibar ederek bulunmakta ve eleştirimizi yapmaktayız.
Neyse bu baştançıkarıcı gevezeliğin tahriklerine kulağımızı tıkayıp şiire dönelim biz. yukarıda da dediğim gibi, karanfil çıkmazından bu yana yayınladığın şiirlerinde devam eden bir şey var: benim çok yakından tanıdığım o naif ruhun kendine yakışır söylenmeleri. Elbette ki herşeyden daha fazla ciddiye alınan ‘tanrılaştırılmış kurallar çağı’nda yaşıyoruz, şiirimizde belli başlı köşeleri tutmuş çetelerin yeniden ve yeniden yazdığı bu kurallar manzumesi pek ciddiye alınacak bir şey değil. ‘aynada iskeletini görmeye varan o bir kaç kişiden olmaya çalışan bizlerin böylesi gülünesi oyunlara aldırış etmemiz yalnızca içimizdeki çocuklara duyduğumuz merhametten. İşte sen bu merhameti, bu şiirinde naif bir şekilde gözler önüne seriyorsun zülküf’cüğüm; insana yoldaşlık eden bir merhamet elbette bu, yoksa onu kartondan kalelerin tekfuru yapan sahte bir merhamet değil. Valery şiir kelimelerle yazılır dese de böyle bu… merhametin, mizahın, isyanın, öfkenin, istihzanın, nedametin, samimiyetin ve elbette ki aşkın harcıyla yoğrulmayan hangi kelime bir şiirin koynuna girmeye hak kazanabilir ki? Şiir kelimelerle yapılır elbet buna itirazımız yok ama ona ruhunu üfleyebilecek bir şairin ‘dil’indeki kelimelerle yapılır asıl şiir. hülasası, şiirine bir bütün halinde baktığımızda yolda olma halini içselleştirmiş bir saliğin samimiyeti çarpıyor gözümüze. fakat dizelerin arasında zaman geçirip, eğleşmeye başladığımızda ise, o salikin tereddütlerini, kafa karışıklıklarını ve tecrübesizliklerini görebiliyoruz. şiirin iyi bir şiir zülküf. fakat hala bertaraf edilmesi gereken pürüzler çarpıyor göze.
epeydir yazmayı düşündüğüm bir eleştiri yazısıydı bu, ancak bu güne nasip oldu. gevezeleğim için kusura bakma/bakılmasın, ama okumayı başarıp sammimiyetle üzerine alınmak isteyen insanlar varsa da alınmalarından memnuniyet duyarım.
son söz olarak, kendi yağında kavrulan bir çete olmanın, körler sağırlar diyaloğunun bir parçası olmanın her şeyden evvel insanın varlığına sarkıntılık eden meşum bir gölge olduğunu ikimiz de biliyoruz. yazdıklarımız ve konuştuklarımız arasında sürekli tedirgin ve mütereddit dolaşan bir cin bize hep böyle bir çetenin mensubu olmamamız gerektiğini salık verirken ne de iyi ediyormuş zülküf’cüğüm. ama bak yine de o ezeli şüphenin sataşmalarına kayıtsız kalamıyoruz; senin bu ‘iyi’ şiirin hakkında bir şeyler yazarken dahi bize ilişiyor bu tuhaf korku.
Aziz ATAMER | Salı, Temmuz 1, 2008, 16:20
Güzel