Yirmi sekiz yaşım…

Tavsiye Et Yazdır 162 izlenim
Yirmi sekiz yaşım…

Yirmi Sekiz yaşım…
Geride ne hatıra ne de bir mazi
Bir uzun çığlık ve bir ılık sızı
Ne bir gelecek ne de çiçekli bahçe
Sönmüş kandiller ve karpuz lambalar
Önümde yeşil gözlü bir çocuk ağlar…
Karanlık bir çağa denk düştü, yirmi sekiz yaşım.
Kurtlanmış kavrulmuş bir salkım üzüm
Sancısız et iliksiz kemik
Duman tüten virane yürek
zorlu bir geçit bir büyük eşik
Anlamam dilinden geçen zamanın
Suskun, lal ve sağır bir lunapark
Palyaço soytarı sırnaşık şımarık…
Yirmi sekiz yaşım
Paslı vicdan uğursuz söz kaldı
Yirmi sekiz kez tövbe hayata
Incire kuşa yeşile doyamadan
Adamadan kendimi bir soylu düşe
Anlamadan kendimi adanmadan bir söze
Aldanmadan kendime ve an-lamadan zamanı
Geçti tam yirmi sekiz kez üzerimden hayat
Bir ezik ceset. Dağılmış kafatası
Bir ıslak eylül bir kuru yaprak
Damarlarımda kan değil akan dumandır
Kemiklerim boş kanatlarım yok
Fakat yetmiyor uçmama tüm bildiklerim
Öğrendim yaşarken kendi kendime
Göğüs kafesimden uçurtma yapmayı
Ipsiz, kayıp mağrur bir uçurtma.

Yazar Hakkında

Zülküf Oruç

Zülküf Oruç

79 baharında Elazığ Maden'inde doğdu. sonra şehirlerin kenarında yaşadı. siyaset üzerine okudu yazdı. şimdi sürgün ülkeler başkentinde yaşıyor.

4 Yorum alan “Yirmi sekiz yaşım…”

  1. öğrendim yaşarken kendi kendime/ göğüs kafesimden uçurtma yapmayı/ ipsiz, kayıp mağrur bir uçurtma… galiba şairin bütün serencamı burada başlıyor. yirmisekiz yaşın yorgunluğunu, duraklarını anlatan bu şiirde yahya kemal’i de sezai karakoç’u da görebilirsiniz; biraz dikkatle bakarsanız (belki de gördükleriniz, bu imgeler ormanında yürürken size o şairleri hatırlatan muzip dizelerden ibarettir)

    ismet özel’in sıklıkla sözünü ettiği ‘tevarüs edilmemiş asalet’in nadide kumaşıyla biçilen kaftanı hak eden biri var bu satırların ardında. sözün haysiyetini, sözün değerini yere düşürmemek için üzerine titrediği kelimelerden mürekkep bir hayatın biraz da çalakalem çizilmiş resmi gibidir bu şiir.

    doğrudur, şiir kelimelerle yazılır, şiirin içerisinde tezgahını kuran tacir cinlerdir imgeler; ve şiir yolunu da kazancını da o imgelerle bulur belki. ama kelimeler, bir anlamda, kalpten kalbe akan ırmağın üzerindeki çer çöptür; temizliği de güzelliği de o ırmaktandır efendim.

  2. akşamlar da yaşlanıyor; gözlerinden..

    sevgili züfküf bey,

    vadideki zambak’ta felix, henriette için “sevgisini nur gibi havalara saçmaya bayılırdı.” der. siz de yakaladığınız güzelim imgeleri sanki har vurup harman savuruyor gibisiniz.
    anladığım o ki, şiirde konudan konuya atlıyorsunuz ancak genel olarak bir selim ışık vak’ası var önümüzde. fakat intihar etmeyen, kaderini seven bir selim ışık; yirmi sekiz yaşında.
    öşiir hakkında şiirin iyi veya kötü olduğu konusunda söz söyleyecek bir otorite değilim ancak, bence, şiirlerinizi yaparken,(yahya kemal öyle dermiş, “şiir yazılmaz, yapılır.”) belirli bir imge ekonomisine girmek bir şiiri daha iyi yapar. örneğin sadece “uçma ve uçmak” üzerine bir şiir yazabilirdiniz, bu şiirinizi daha yoğun yapar. imgeleriniz, bulduğunuz iyi mısralar havada kalmaz, biraz da amiyane tabirle, damardan girer. okuyucuyu çarpar. diğer durumda, aklınıza her geleni yazmanız durumunda yani, sadece altı çizilecek bir iki mısra kalır, gerisi unutulur.
    Cemil Meriç’in jurnallerinden ilkindeydi sanırım. önceleri ödev olarak 10 sayfalık yazılar verir iyi notlar alırmış. yeni hocalarından biri o ödevlerden biri için, “tümüyle konuyla alakasız, gereksiz,fazla sıradan” gibi yorumlarda bulunmuş. başta Cemil Meriç’in ağırına gitse de, aklına her geleni yazmanın, yazmak olmadığını anlamış, şiir yazmak da böyle bence. belli bir yoğunlaşma, mısralar üzerine zaman harcama gerektiriyor.
    bu yüzden, yazarken şiirinize biraz vakit tanıyın bence, ilhamınızı ve imgelerinizi hemen kağıda geçirmeyin, bırakın pişsinler.
    bir de, elbette böyle olmak zorunda değil ama, şiirinizi kıt’alara ayırmanız, örneğin “Önümde yeşil gözlü bir çocuk ağlar…” dan sonra veya “Damarlarımda kan değil akan dumandır”la başlayan kısımda birer satırlık ara vermek hem göze estetik gelecek, hem okuyucuya bir nefes aldıracak, hem de önemlisi, konu farklılıklarına dikkat çekecektir.
    son olarak, sıkıcı olduğumun farkındayım ancak, şiirlerde başlık oldukça önemlidir. en azından benim için.

    suskun, lal ve sağır bir lunapark,
    atlıkarıncalar dolaşıyor uyuşan parmaklarında zamanın.

    şiirle..

  3. “Incire kuşa yeşile doyamadan
    Adamadan kendimi bir soylu düşe”
    Dehşet mısralar okudum. Yağmur gibi bir şiir. Ritmi hışımla indirdiği yerler olmuş; iyi de olmuş. Bazen de dingin mısralar söylemiş. Hasılı göndermelerle, beylik laflarla şiiri gölgelememek lazım. Has bir kumaş bu adam. Bereketle diyeyim…

  4. sevgili selman bayer, boşuna değil yıllardır süren ruh arkadaşlığımız. umarım kalpten kalbe akan o ırmak bir ömür kurumaz. nitekim anlaşılmak bu cehennemde bazan o kadar serinletici ki. burcu hanım çok yerinde söyledikleriniz, fakat ne yapabilirim ki? bu bir tercih de değil çoğu zaman bir mecburiyet. yazdıklarıma şiir demekten dahi utanırım kimi zaman. benim ki daha fazla içimde kalıp tahrip etmesin diye saldığım bir çığlık. çatlak, detone ve insicamsız. evet şiir de bir “meslektir” akması gereken bir yol olmalı. fakat sanırım benim dağ başlarında dolanmaktan başka çarem yok varsın yıllarca “has” şiir bulmasın beni, sözlerim “edebiyatçıların” tunç duvarında yankısız kalsın. birileri “yaparken” şiirlerini diğerleri de doğurmalı değil mi?
    ve güzel günlerimiz olsun Yunus bey…