Gün boyu aspirin

Gün boyu aspirin

Adamlara bakıyoruz otobüsün arka camından
Geçip giden günlere, modern duruşlara, mistik yüzlere
Bütün kapılar kapalı oysa, kalıyor dışarıda adamlar
Hırsından ve yalnızlığından için için ağlayan adamlar

Beylerbeyi’ne doğru üç kuş

1. Bir keresinde Nurettin Durman Beylerbeyi’ne yürüyordu Üsküdar’dan; Bir yanıyla kâtip, bir yanıyla çelebi Olarak yürüyordu, almış da sol yanına o güzelim boğazı. Yürüyordu gayet mağrur ve ipince Yürüyordu başında üç kuş, üç karanfil ve bin şiirle; Kuşlardan birincisi Kudüs; hep kan ve matem! Kuşlardan ikincisi İstanbul; bir rüyâ ve ihtişam! Ve üçüncüsü ise Gülizar [...]

Sensiz bu dünyanın yokuşlarında efendimiz

Sensiz bu dünyanın yokuşlarında efendimiz

Sensiz bu dünyanın yokuşlarında yapayalnız yolcularız Efendimiz; çık çık bir türlü bitmiyor! Kanatlarımız yok ki uçalım; bu nehirler, bu denizler nasıl geçilir, nasıl aşılır Sensiz? Yazık ki, unuttuk bunu Efendimiz! Kim olduğumuzu, dahası yolculuğumuzun nereye olduğunu, nasıl ve ne ile gideceğimizi hep unuttuk! Evlerimizi, şehirlerimizi, sokak ve caddelerimizi bulamıyoruz artık! Melekler de terk etti bizi [...]

Kış Halleri -3

“Baba, bunlar sokak kedisi mi?”

“Baba, kediler beni tanır mı, beni severler mi?”

“Baba, ben de kulaklarımı onlar gibi uzatsam, yerde sürünerek gitsem yanlarına, anlarlar mı?”

“Baba, kediler konuşur mu, simit yerler mi?”

“Baba, onların da evleri var mı?”

Kış Halleri -2

Kış masalı
‘Tın tın kabacık, nerede kaldın babacık?’
Nasıl da zifirî karanlık her taraf. Hay Allah! Ne yapsam acaba? Gelmek zorunda mıydık sanki bir sürü vahşi hayvan çığlığının sardığı bu acâip ormana? Hem sonra, hepsi de yüzlerce metre uzunluğunda her türden binlerce ağaç; üstelik hiç birisi de bakımlı değil, ne tıraş olmuşlar, ne de ütülemişler giysilerini. Anneleri yok mu bu ağaçların, onları da bırakıp gitmiş mi babaları? Ya ablaları nerede? Sabahları kim götürüyor onları okullarına? Öyleyse,‘bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde’ tekerlemesini söyliyeyim de bir masala dönüşsün içinde bulunduğum bu umutsuz ve tuhaf durum.

Kış halleri -1

Güya ben, bir elimde çay diğer elimde de kitaplar, şiir okuyacakmışım sokağın bütün kedilerine. Renk renk, sürüyle kedi; sarısından siyahına, kırmızısından lâciverdine, zencisinden beyazına, hırlısından hırsızına; yemek yiyen, piyasa yapan, birbiriyle kavga eden, gazete okuyan, sınavlara hazırlanan; papyonlu, kravatlı, kurdelâlı yüzlerce kedi… Ama fark etmez, hiç fark etmez diyorum. Yeter ki çayımı içip, okumam gereken şiirleri okuyayım. Derken, bir dalgalanma oluyor sokakta. Meğerse izin almak gerekiyormuş şiir okuyabilmem için. Bunu, uzanıp kulağıma fısıldayan kedilerin reisinden öğreniyorum.

Ateşböcekleri İle Kanaviçe- 8

Bu ne yaman bir serüvendir böyle ey taş!
Seni kimler kargışladı, söyle bana!
Bu yolculuğa hiç çıkmasaydın keşke!
Yağmurlarda ıslanıp tabiatta yeşerseydin
Sevgilimize ilişmeyip çocukları ayaklarından öpseydin
Ya da bir avuç toprak olsaydın kapımızın önünde!

Hüzün hep ve gözler

Oysa ki, bir kuşun iki gözü
Bir çocuğun ağlaması gibiydik
Ve hüznü hep
Gözlerde taşırdık.