Adem Turan Dizini.

Adem Turan tarafından

Gün boyu aspirin

Mayıs 25, 2009 tarihinde Şiir dizini altında Adem Turan tarafından yayımlandı ve 408 kere okundu

Adamlara bakıyoruz otobüsün arka camından
Geçip giden günlere, modern duruşlara, mistik yüzlere
Bütün kapılar kapalı oysa, kalıyor dışarıda adamlar
Hırsından ve yalnızlığından için için ağlayan adamlar
Yiyorlar ellerinde ne varsa, yaşadıkları ne varsa büsbütün.

Otobüs geçiyor ve biz adamlara ha bire bakıyoruz
İnce ince bakıyoruz; yandan ve hafif bıyık altı gülüşlerle
Yazsa yağmur ikindileyin, güzse sabahtan akşama değin
Yazmış, yağmurmuş, güzmüş, hiç fark etmez, ha bire!
Çünkü ben bir zemheri delisiyim, çünkü ruhum böyle çok, çok rahat.

Şimdi dünyanın bu yanında şaşırıp kaldınız madem
Öyleyse kalp gözünüzü açıp şu gösteriyi izleyin mutlaka!
Israrla bir akşamüstü düşleyin rahatlamak için, bir öbek karınca!
Boğazda birkaç sandal, başınızın üstünde bir dizi turna
Biraz sonra herkese mis kokulu çaylar, yüzlerce mum ve limon
Biraz sonra çünkü insanlığınız donacak, bütün kuyular açıldığında!

Otobüs giderse gitsin, biz çaktırmadan adamları izleyelim
Ardından gelen mavidir nasıl olsa ve bizim orayadır kesin!
Adamlar acayip problemli kardeşim, adamlar kıtır kıtır şiir doğruyor
Dokuz doğuruyorlar bunca kalabalığın içinde, oturup kalkıp, ne ayıp! 
Meclisin tam orta yerindeyken üstelik aniden ve hiddetle, ne ayıp!

Şimdi otobüsten bize bakıyor halk, biz de adamlara
Adamlar ne yapsa beğenirsiniz: bol bol arkaik resim ve gün boyu aspirin!
Evinse kapıları hâlâ kapalı, bu durumda ne yapılır, günlerin
Issızlığı doğranır kapı önlerinde, biraz da şiir üç gün ve üç gece!
İsteyen doğrasın vicdanını, kanatsın gövdesini gözlerini kapatıp
Nasıl olsa adamlar kirli sularda pişmiş, puslu vadilerin çetesi olmuş
Nasıl olsa bir mavi gelir birazdan, atlayıp gideriz birlikte, gideriz elbet…

AZedebiyat dergisinde yayınlanmıştır.

Adem Turan tarafından

Beylerbeyi’ne doğru üç kuş

Mayıs 9, 2009 tarihinde Şiir dizini altında Adem Turan tarafından yayımlandı ve 405 kere okundu

1.
Bir keresinde Nurettin Durman
Beylerbeyi’ne yürüyordu Üsküdar’dan;

Bir yanıyla kâtip, bir yanıyla çelebi
Olarak yürüyordu, almış da sol yanına o güzelim boğazı.

Yürüyordu gayet mağrur ve ipince
Yürüyordu başında üç kuş, üç karanfil ve bin şiirle;

Kuşlardan birincisi Kudüs; hep kan ve matem!
Kuşlardan ikincisi İstanbul; bir rüyâ ve ihtişam!

Ve üçüncüsü ise Gülizar annesinin
Kuş hâlindeki ruhuydu: işte şiir! Ve çerçeve tamam!

2.
Cuma günlerini kendine ayırır: abdest alıp İstanbul’a çıkar,
Cuma kardeşliği için, Hamîd-i Evvel camiine, kuşlarıyla birlikte…
 
Bütün işi sözcüklerledir; bir nehir gibi yıllardır akan
Öyledir: yokuşlarda durup da sanki hep bize doğru savrulan 

Geçen günlere bakar düşçınar’nın oradan, sonsuz karınca kervanlarına
Tutup Süleyman diliyle konuşur onlarla; çölü, rüzgârı, Yemen’i konuşur.

Sonra büyük patlamalar gelir ardından, dünyanın bütün yalnızlıkları gelir
Bir ipekböceğini alıp şiirin kozasını örerler hep birlikte, kurşunî bir acıyla.

Hafta içi bütün kuyularda Yûsuf’u arar, bulamaz; oturup ağlar, bulamaz
Bulsa, mutluluğu nice olur: bulsa, bütün kuyulara gözlerinden kan damlar.

Biz buna ey deriz, biz buna yürümek, biz buna göğe doğru!
Şiirin kuşları işte böyle kanatlanır, ansızın ve Beylerbeyi’ne doğru