2007 Yılında kitaplığıma uğrayan ve sık sık sayfaları arasında dolaşmaktan keyif aldığım Ali Ayçil’in ‘Kovulmuşların evi’ oldu. ‘Ayaklarımızın ucunda, ilk atamızın ayak izlerinin duruyor!’ olması ‘…kendimizden başka her yere anında ulaşabiliyor olmamız’ biraz dokundu. ‘Hizmetkar kim?’ kitabı ve ardından yine Enes Özer’in ‘Karakutu Operasyonu’ ile tanıştım. 8 yaşında bir çocuğun internetten kopyala yapıştır yöntemiyle(!) kitap çıkardığına şahit oldum. Timaş yayınlarının ‘Yeşil Mesnevisi’ ilgimi çekti. S. Yalsızuçanlar’ın elimden düşürmediğim ‘Halvet Der Encümeni’ hala taptaze…Dergibi, Ayvakti, www.gökekin.com en uğrak yerimiz oldu, www.siraze.net güncellenmedi üzdü bizi… Tv’ler , Boyundan uzun ismi olan fakat akıl tutulmasına yakalanan niceler çöp sepetine atıldı. Tv 24 Haberleriyle dikkat çekti.
2007 benim için çok farklı olmadı. Önemli bir projenin ilk adımları atıldı. 2008 için sosyal bir projenin uygulama yılı olacak nasip olursa.

Bazı zamanlar geçmişe dönerek, geride bıraktıklarımızı tekrar gözden geçirmeye başlarız. Bunların içinde mektuplar, kitaplar, alınmış notlar, fotoğraflar, günlükler, gazete kupürleri, düzenli düzensiz dosyalanmış birçok belge ve bilgi vardır. Geçmiş ile gelecek arasında hem ruh halimize hem de maddi varlığımıza ışık tutması açısından önemlidir bunlar.
Fotoğraflar tozlanmış bir yüzü yeniden cilalayıverir.
Kirlenmiş yırtılmış bir ajanda arasından, kayıp ilanı verdiğimiz bir dostun bilmem kaç yıldır çevrilmemiş telefon numarası çıkar. Seviniriz.
Bir mektup almışızdır, gülümseyen bir yüzün yıllardır çekmecemizde tozlar arasında kalışına rağmen aynı tebessümünü sakladığına tanık olur, güleriz.
Kitaplarda rastlayamayacağımız türden bir bilgi, görücüye çıktığı gün gönlümüze işlemiştir. Saklanmayı hak etmiş ama unutkanlığınızın raflarında beklemeye başlamıştır. Kavuşmuşuzdur.
Bazen de hüzün sayfaları açılır bu geriye dönüşlerde, yeniden yaşanmışların , yaşanamamışların kıyısına demirleriz varlığımızı. Soluklanırız yeniden.Ve birde dergiler vardır. Ömrü kısa, hacmi küçük, bir samankağıdına daktilo ile yazılmış fotokopi ile çoğaltılmış, eşe dosta postayla iletilmiştir. Sanal Dünya’nın arama motorlardan bulunsa bile şiire yada yazıya görsel bir anlamı da ekliyor olmak zor iştir, öyleyse çizilir kalem ile…
”Kesinlikle gelmeyen, beklenen, her baharın çiçeğiyim
İlk görüntü kadar cılız, sözlerde kalmış bitmişlikler gibi.”
‘Sürüden ayrılan sürmeli koyun türküsünü söyleyen kurt’ çıkar karşımıza, dörde katlanmış sayfalarda ‘Panik’ vardır. ‘Etik’ vardır. ‘Trajik’ cümleler için bile takdim vardır. ‘Antik’ duruşların sözü de geçer, ‘Retorik’ titremelerin bahside…Hatta tebessüm edilsin diye ‘Geyik’ bile çağrılmıştır ortaya. Kimlik bilgileri müntehirdir.
‘Parası olursa çıkar olmazsa biraz zor çıkar’ denmiş. Yıl 2, sayı 5. Demek ki para pek uğramamış düş yaprağı’na…
Bu tür dergilerin bir gelenek oluşturmadığını, edebiyat dergiciliğinin zor bir iş olduğunu söylemek mümkün. Yoğun bir çaba gerektiren ama maddi bir karşılığı olmayan, tam tersine, devamlı harcama yapılması gereken bir uğraş. Devamlılık esası işte bu denklemde özveriyi anlamsız kılabiliyor.
Genellikle satılmayan bu tür dergiler, ilgililere posta yolu ile ya da elden ulaştırılır. En iyi finans kaynağı Dergiyi çıkaranların cep harçlıklarıdır. Genel anlamda reklam ve gönüllü katkıların dışında başka alternatifler de yoktur. Bu çabaların gerekçesini izah etmek için belki başlarken karıştırdığımız eski defterlerin, müflis tüccar kayıtlarıyla kıyaslanması gerekir.
Bilgi enformasyonu, hızlı ve nitelikli pazarlama taktikleriyle buluşunca, iletişim ekseninde şoklanmış cümleler, sarf malzemesinin hammaddesi oldu. Alındı ve harcandı. Kayda değer bulunmayanlar atıldı. Edebiyat dergiciliği ile ilgili kaleme alınmış onlarca makale, yapılmış onlarca röportaj gösteriyor ki; liseli ve üniversiteli kalem sahipleri ‘‘edebiyatın Anadolu’daki laboratuvarları olan bu dergileri” yılmadan taşımaya, sırtlanmaya devam edecekler. Fanzinler, ‘anarşist bir ruh‘ ile özgünlüğün ve özgürlüğün satırlarını edebiyata dahil ederek, yeni eserleri okuyucularla buluştururken, çete kurmakla meşgul yol ve yer gösterilmemiş gençlere de bir örnek olabilirler. Ortaya çıkarılmış küçük eserlerde insanı bütünleyen başarma ve doğru işlere eğilme hazzı, pekala küçük desteklerle büyütülebilir.
Düş Yaprağı’na dönersek 1997 yılında yayınlanmış sayısındaki bazı isimlerin şimdilerde çok ciddi edebiyat dergilerinde yazmaya devam ettiğini söylemeliyim.
Ve teşekkür etmeliyim. Geriye dönüp baktığımda, ileriye baktığımı hatırlattıkları için.