ne yani; şimdi ürkütmeyecek mi varlığın beni?
zira günden güne silikleşiyordu her açılan kapının ardında bekleyen hayalin…
yani şimdi okuyup-üfleyerek açma zorunluluğu duymayacakmıyım koridorların sonlarındaki kapıları…
mevsimi hatırlayamam ama topraktaki yağmur sonrasının mistik kokusu burnumda hala!..
genzime sis dolmuş hissi veren kızıl gözlerinin alevini söndüremedi kesik hıçkırıklarla dinmeye çalışan yağmur..
ve depremleri sallayan gelişinle bir tuhaf bahar geldi yeryüzüne..
uykularını uyudum karanlığına aldırmadan!..
sahnelediğin kabuslara dayanılmazdı; sabaha karşı surça sarayından hayatı izleme keyfi olmasa..
savaş özlemlerine mecalim kalmadı bir zaman..
şimdi; sana veda ederken, belleğimde alaysı bir eda ile yankılanan o çocuksu cümle geliyor dilime; demek gidiyorsun öyle mi? peki, git bakalım..
Hüseyin Cahid Doğan | Salı, Kasım 13, 2007, 0:08
“git, ve eylüller insin gözlerimden..
şimdi gidiyorsun öyle mi?
ateşten topuklu dostum,
yağmur cini..
git bakalım,
öyle olsun!…”
Aynı sandığa kilitlenen zıtlıkların iç içe geçmesinin sevimli serüvenini anlatıyor Yağmur Cini. Tenakuzun ayaklanması, başkaldırması bir nevi. Havf ve recanın kadim katmanlarının modern öyküleme diline başarıyla kotarılmış bir biçimde yansıması…