Viva la muerte

Tavsiye Et Yazdır 192 izlenim
Viva la muerte

“Gölgen ele veriyor seni”*

Kirlenmiş, tedirgin bir Medellin akşamıydı. Julian çürük, topaz renkli komodinin, aşağıya düşmüş çekmecesindeki altıpatları eline aldı ve tereddütsüz dayadı şakağına. Radyoda George Dalaras’ın Che Guevera’sı çalıyordu. “En azından ölümüm elit olsun” diye geçirdi içinden. Ardarda beş kere dokundu revolverin tetiğine. Şarkı ansızın sustu. Julian duraksadı biraz, şaşırmış gibiydi. Önündeki buğulanmış aynaya baktı ve “Tanrım, bir kurşunum olsaydı” diye bağırdı.

Yorgun, sancılı bir Medellin akşamıydı. “Ah Sue, ah Bogota” diye inledi Julian. Libertadore otelindeki ‘lahit’inin önünden bir polis arabası geçiyordu. Elindeki revolvere baktı ve yineledi: “Bir kurşunum olsaydı, bir şişe kasaçam.”

Sue; gündoğumunda çarçabuk eriyen, alaycı bir şebnem gibiydi. Ve belki de, uçuçu bir güneşin, usulca eğilerek And’ın eteğinden, Tota gölünden su içme çabasıydı. Jorge, başı önüne düşmüş, sürekli mırıldanıyor, bazen ayağını yere vuruyor, bazen de hıçkırıyordu. Sue acıklı bir tonla: “Hiç kimsenin söyleyecek bir şarkısı yok mu?” diye sordu. Jorge daha bir eğdi başını. “Her şarkı için bir çiçek koparılır buralarda” dedi kayıtsız görünmeye çalışarak. Sue, “Artık düello ihtimali yok baş belası” diyerek öfkeyle terk etti Jorge’nin dükkanını. Jorge’nin dudaklarından iki alev damlası döküldü: “La Révolte!”

Çöle akan ince bir ırmak gibi girdi Sue Cartegana Caddesine. Ortalık taze kahve kokuyordu ve Sue çok güzel bir kızdı. Spartacus’u düşündü kurumuş kan lekelerine basarken, ağlamaklı oldu, “Çoktu oysa Reqium’da?”

Caddeyi aniden işgal etti yağmur. Yolun kenarındaki barda, riple ile bozuk bir Imagine çalınıyordu. Kahrolası Diaspora, önünde sonunda hüzün toprağı! Gölgesi güneşe isyan etti. Daha fazla düşünemedi Sue, sırtına giren bir Galil böceğiyle öylece kapaklandı asfalta. Caddeye cehennemi bir orkide kokusu yayıldı. Bir öğrenci telaşla koşarken caddeye yayılmış saçlarına bastı. “Bu kurşun bana ait değil” dedi kolunu kaldırarak. Kumdan terazilerde şelale tartmaya adanmıştı; mil çekilmiş halkının göz gölgesinden, sabote edilmiş mevsimlere doğru, ireme doğru, termonükleer ağrımaktaydı. Devrimin Katyuşa Maslova’sı can çekişirken, “Yok mu söylenecek bir şarkım benim de?” diye tısladı.

Jorge, “100 pesoya bir Gabriel Marquez, 100 pesoya bir vatan” dedi ve meydanda çoğalan kalabalığa bakarak sıkıntıyla ekledi: “Ne olacak Sue’nin hali?”

“Ne olacak halimiz?” diye sordu Julian resepsiyoniste, otelden çıkarken. Köşede bekleyen polislerin yanında bir sigara yaktı ve “Canınız cehenneme!” diye bağırdı.

Bu bir devinim değildi. ‘Conquestador’ Yetke sokağın kaderini sokaktakine bırakmıştı. Julian Christobal Colon meydanına girdiğinde, işyerleri talan ediliyordu ve birkaç araç da ateşe verilmişti. Yere düşmüş bir polis jopunu alıp, Bolivar obiliskinin önünde şarkı söylemeye başladı:
“Üniformalı güneşler aşkına,
Bir daha titretelim And’ları
Saint Martin yalan, La-Paz yalan
Maria
Hersevda için bir mermi namluya..”

Keşmekeş deltalaştı. Jorge, Malik el Şahbaz’ın en ateşli Afro-American haliydi şimdi. “Durun kardeşlerim, yapmayın” diye haykırdı kollarını açarak. Birkaç kişi aldırmadan yanından geçti. “İsa’yı çarmıha geriyorsunuz” dedi istavroz çıkartırken. Kaos denizi bıçakladı. Meydanın Hallac-ı Mansur’u, ansızın bir yanma hissetti sırtında. Ölesiye korktu. Yere devrilirken, gözleri elinde jop olan Julian’a değdi hicranla. Gözler yaraladı Julian’ı, bocaladı; çıldıracak gibi oldu. “Sue!” diye böğürdü acıyla ve hızla dönüp kaçmaya başladı. Bir polis, jopuyla yerde kıvranan Jorge’nin göğsüne vurdu. İki tekme geldi aynı anda kafasına. Trotuar ağlıyordu. Ağzından, burnundan ve kulaklarından kan gelmişti. Ayağa kalkmaya çalıştı; yana devrildi, oturamadı bile. Beli kırılmış bir yılan gibi debelendi asfaltta. Anlamsız bir bükülmeyle baş üstü çöktü. İç organları parçalanmıştı. İki kere sert ve sesli nefes alıp can verdi.

Julian yağmurdan habersiz, giyotine yürüyen Robespierre gibi girdi sokağa. Sokağın hemen
başında bir kurşun saplandı beynine. Tek ses çıkaramadan indi asfalta.

Uzakta bir barda, bir adam riplesi ile, hala Imagine’i çalmaya çalışıyordu.

*: Yukio Mişima

Yazar Hakkında

Hüseyin Cahid Doğan

Hüseyin Cahid Doğan

1980 İzmit doğumlu. İşletme Fakültesi mezunu. Ürünleri; Martı, Genç Adım, Mefkure, Vivo, Toplumsal Asabiyet, Kavsıkuzeh, Renkli Dergi, Ardıç, Serseri, Etika gibi dergilerde yayımlandı. Kocaeli Üniversite'sinde çalışıyor. Elif Bilge ile evli.

Yorum Ekleyin

Yorumlar Gravatar desteklidir. Gravatar kullanın.

Kullanılabilir XHTML parametreleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>