Ve aşk

Tavsiye Et Yazdır 153 izlenim
Ve aşk

Yaratılış itibariyle pek çok zaaf ve meziyetlere sahip kılınmış insanın, “olmazsa olmaz” kabilinde bir takım olgulara müptelalığı da malumdur; inanmak, güvenmek, sığınmak, yardım dilemek, paylaşmak… diye sayılabilecek bu ihtiyaçları kısaca iki kelimeye sığdırmak mümkündür; iman ve sevgi… İns, toplumsal ve kişisel dengesini muhafaza için inanmalı, sığınmalı, sevmeli, güvenmeli, teslim olmalı ve “benim Rabbim var!” diyebilmeli. Nitekim bu öyle bir şarttır ki; beşer mahsulü şaşar, tabular bu ihtiyaçlara cevap veremez ve sonuç: Kişilerin mahvıyla temeline dinamit konulmuş bina misali çöküveren bir zavallı toplum…

Ve AŞK…

“Ateşten bir denizi mumdan kayıkla geçmektir!” diyen harika ifadenin, aşkın zorluğundan ziyade hassasiyetini, narinliğini dile getirmek için dile getirildiğine ait kanaatim tam artık! Aşkın mayasında hüzün var. Yüreğe ne idiğünü çekenin bile anlamlandıramadığı, atsan atılmaz, satsan satılmaz ve anlatılmaz bir sızı koyan aşktan, safi mutluluk ummak ne büyük bir gaftır! Maşuğundan geçip, onun bıraktığı ızdıraba aşık olan Fuzuli, bu acının hazzıyla yaşadığını söylemez mi? “Deli oldum deli/bu gam benden gitti gideli.” diyen aşık, bu sözleri aklını yitirip, ızdırabını hissedemeyince sarf etmemiş mi? Oysa, “Yarim yıldızlara bakıp anarsa beni/deyin yardan ayrılalı tutmuyor eli!” diyen türküdeki buram buram ayrılık, “Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın.” diyen şiirdeki pranga pranga kıskançlık, “Sen yoksan ne doğan gün, ne batan gün umrumda değil!” diyen şarkıdaki biçare isyan, hep kocaman bir kandırmacanın, garip bir tatminin ve saçma bir oyunun mahsulü halini almadı mı?

“Ukala kız! Bir saattir anlattığın aşka münkirlik mi ediyorsun, çarpılacaksın!” dediğinizi işitir gibiyim… Bi’saniye! Açıklayayım; zinhar, yar-i sadıklara dil uzatmaktan önce Allah’a sığınırım… Aşk ile hemhal olmuş Mecnun’a sorarsanız da durum böyledir; Leylanın aşkıyla çöllere düşen Mecnun, haline acıyıp, “Benim! uğruna divane olduğun Leyla!” deme hatasına düşen Leylaya ötelere dönük gözlerle bakıp “Ya sen Leyla isen, bu bendeki Leyla kim?” diye soran yar-i sadık değil miydi? Mecnun’a göre de yaratılmışa gönül vermek hakiki sevgiliye götürene kadar yürünecek meşakkatli ama kestirme bir yoldur. Tabii yürümeyi bilene!

Ya şimdi??? Madde pazarlarında adi menfaatlere, süslü laflara, basit iltitaflara, kalitesiz duygulara satılan gönüllerin dakikalık serüvenleri… Kirli flörtlerin adı mı “sevda”! M.Emin Yurdakul’un polemik tadındaki mısrası ne kadar güzel yansıtıyor bu “püf!lesen kopacak” duyguların basitliğini ve arkalarında bıraktığı,izleri:

-sen kalpsizsin!hani senin gençliğinin hayatı?

-aşklarım mı?bir nefeste solabilen bu şeyler,
bir yanardağ ateşiyle kömür gibi karardı…

şimdi ise yerlerinde bir sıtmalı yel eser!!!

Bu mısralardaki fark ediş ne kadar da basit ve kifayetsizdir! Oysa, “Hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir!”

En ulvi değerlerin,en güzel duyguların bile ayağa düşürüldüğü kirli zamanın maddeci çocukları nasıl anlasınlar yar-i sadıkların tertemiz sevdalarını? Aşka, parklarda elele tutuşup iffet katlinden başka bir anlam yükleyemeyenler, ne bilsinler Mecnun’u? Bilemezler! Çünkü devir öyle bir devir ki “aşk” kelimesinin karşısına konulabilecek tek kelime “ALLAH!”…

Yazar Hakkında

Elif Bilge Doğan

Elif Bilge Doğan

1984 Çanakkale doğumlu. Okul Öncesi Eğitim Bölümü mezunu. Ürünleri; Yedi İklim, Serzeniş gibi dergilerde yayımlandı. Tiyatro Yazarlığı yapıyor.

Yorum Ekleyin

Yorumlar Gravatar desteklidir. Gravatar kullanın.

Kullanılabilir XHTML parametreleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>