January 7, 2009, 19:49

Uzak yollar 1

Anahtar kelime: , , ,
Cuma, Mayıs 2, 2008, 18:39
Dizin: Deneme | 5 Yorum | 394 okuma

Sûrre emin ayakta
hande-i nur göründü
eğleşmedi feryada
sözün balçığı kaldı

Uzak yolları yazacaktım. Uzaklıktaki gücün, mesafeleri nasıl ayrıştırarak insanı yalnızlığa mahkum ettiğini. Birbirinden ayrılmak istemeyen, birbirinin kalbine dokunmaktan korkmayan insan kardeşlerimin, neden vazgeçip neden böylece koşar adım iki farklı yöne gitmeye çalıştıklarını yazacaktım. Yaklaştıkça netleşecekti uzaklığın flu fotoğrafı… Yaklaştıkça yalnızlığın çürümeye terkedilmiş köklerini çıkaracaktım yaban topraklardan. Yaklaştıkça yakalanacaktım, yaklaştıkça kovulacaktım belkide.
Ey uzak yolların bilinmezleri!
Neresinden başlayayım dilimi şaşkına çeviren alfabenizin…
Hangi sessizine dokunayım önce.
Hangi haberi düşüreyim kalbinize bu uçurumdan…

Uzak yolları yazacaktım.

Kalbinin bir köşesinden diğer köşesine kaçamayan, ‘ben’deki bu uzun yolu, yalancıktan tebessüm edemeyen ‘sen’deki gök-yüzünü.
şehrin her ayrıntısında seni arayan gözlerin, gücüne gidenleri,
baktığın ufukları, yürüdüğün yolları, kahve fincanlarını, apartman katlarını, şahitlerini, mecburiyetlerinin seni ele veren vakitlerini, bulunma ân’ını, kayıp zamanlarını, üstüne örtülen gece karanlığını, gözlerinde ışıldayan gün aydınlığını, üşüten havayı, serinleten yağmuru, korkutan rüzgârı, seni tanıyan seni taşıyan seni hisseden ve hissetmeyen her şeyi, ne kadar kıskandığımı yazacaktım.
Uzak yolları yazacaktım ben.
Bilemedim bir şehir bir şehre nasıl bağlanır yoldan başka. Yol nasıl uzar, asfalt nasıl esnek bir haylazlığı yakıştırır üzerine.

Uzak yolları yazacaktım.

Başlamıştım dokumaya ‘Ayrılık yazdıysan, ellerimi boşluğa uzatılmış bir yılgınlıkta bırakma!‘ diye yazdım önce. Zaten bunun adı ayrılıktı, zaten yılgındı ellerim ulaşmaya çalışmaktan. Sonra ‘Sabır kelamında çaresize sabır var.‘ dedim bilgece… Burada haklıydım, insan güçsüz çaresiz kalınca sığındığı yerin adını sabır koyuyordu.
Yanlıştı.
Sabır güç yetince durmaktı.
Susmaktı.
Beklemekti.
Eklemekti.
Çıkarmaktı.
Ağlamaktı.
Gülmekti.
Geri durmaktı.
Otobüse kesilen bileti yırtmaktı.

Neler yazmıştım neler…’Eğer korkacaksan bulunmaktan, eğer çözeceksen saçlarını, rüzgâra tembihle bırak. Uzaklığın koluna gir, dağılsın umuduma sarılan kara.‘ demiştim de ‘Çağrılmadan her giden, kovulur yakınlık sarayından.‘ diye eklemişti kalbim. Böyle miydi gerçekten neden kovul sundu beklenmeyen?
Neden çağrılsındı?

Uzak yolları yazacaktım.

Sitem ettim birazda ‘Marangozlar umursamaz biçilen her fidanı. Ya sen uzaklığın refîki, ellerinden bırakmadığın bu rende kaç kapı yaptı kırılmak için!
Bana açılmayan kapı dövülmeliydi. Öyle mi?

Bütün bu yazdıklarımın uzak yolları anlatamadığı kesindi. İçime bir kurt düştü, uzaklık kemirendi, uzaklık bozgunun ta kendisiydi. Uzaklık ayırandı, uzaklık çoğaltan uzaklık ağartandı.
Ama yazılmalıydı bu yollar, bu yollarda ağlayanlar vardı. Geri kalmış yaralılar, pusulasız vapurlar, yönünü ve mevsimini şaşırmış kuşlar, mecalsiz adımlar, adamlar ve kadınlar vardı.
Uzak yolları yazacaktım. Yazmaya çalıştıklarımı çok sevdiğim bir şaire gönderdim. ‘Bak’ dedim bütün bunlara…
Olmuş mu?
Uzak yolları tutmuş mu kelimeler?
Yaraları ovmuş mu?
Köprüleri kurmuş mu?

Yok‘ dedi ‘olmamış,
ovmamış,
tutmamış

ve yol gösterdi bana ‘Korkmayın yazmaktan içinizden geldiği gibi…‘ İçimden geldiği gibi…
Sana bir yer bırakmadım uzaklıktan başka, bana bir yer bırakmadım uzaklıktan başka.
Gel! Gözlerimi toprağına sereyim. Uzaklığı bende, beni yolda unutma.

bir sulh imzalansa
bir hadrâ’nın içinde
yola revan yolcular
düşten geride kaldı

Yavuz Başak

Yavuz Başak

1975 Doğumlu, Ankarada yaşıyor. | Yorumları
Yorum yazabilir, veya kaynak gösterebilirsiniz.

“Uzak yollar 1” başlıklı yazıya ait 5 yorum var

  1. Hüseyin Cahid Doğan | Cuma, Mayıs 2, 2008, 18:46

    Çağdaş bir Yunus serüveni. Elbette kovulacaksınız, elbette kovuldukça kalabalıklaşacak, elbette kovuldukça iki kere aşık olup döneceksiniz.

    “bir sulh imzalansa
    bir hadrâ’nın içinde”

  2. Melenkolik Memur | Cumartesi, Mayıs 3, 2008, 2:06

    kalkmalıyız güneşi sırtlanmalıyız
    yoksa ağır bir yağmur taşıyor parmaklarımızdan

  3. Yunus Nadir Eraslan | Cumartesi, Mayıs 3, 2008, 11:51

    Sana ne desem şimdi? Zevkle okudum. Muhteşem. Bir de “deneme” değil de buna öykü deseydin keşke. Muhabbetle…

  4. Yavuz Başak | Cumartesi, Mayıs 3, 2008, 16:47

    Teşekkür ederim. Lakin diğerleri deneme’ye daha yakın.Hem ben anlamam hocam bu işlerden…

  5. Hüseyin Cahid Doğan | Cumartesi, Mayıs 3, 2008, 18:19

    Yavuz Bey bana bıraktı, ben de Deneme dizinine aldım. :) Aslında evet, Hikâye olarak da Deneme olarak da okunabiliyor. Güzel olmasının bir sebebi de bu olsa gerek.

Görüşünüz