Uykusuz şiir veya uyanıkların şiiri
Ocak 10, 2008 Tenkit ali ömer akbulut tarafından
Şiir (özellikle “serbest” tabir edilen şekliyle) her şeye mütehammil midir? Her şeyi kaldırabilir, her şeye katlanabilir mi? Bu soruların olumlu cevapları olabilir mi, ileride belki söyleyebiliriz (ya da belki hiçbir zaman söyleyemeyeceğiz). Ancak ortada şiir adına üretilen “yığın”a bakarak hemen söyleyebileceğimiz bir şey var: “Uyanıklar” için bu sorunun cevabı her zaman “evet”tir.
Uyanıklık durumu birçok biçimde kendini gösterebilir. Yaşadığı hayatın, içinde bulunduğu durumun farkındalığı anlamında “varlık bilinci/kendilik bilinci” olarak uyanıklık hali bunlardan biridir. Bu durumda şiirin her şeye katlanabileceğini düşünmek pek mümkün görünmüyor. İçinde bulunduğu durumun farkında olmak (yani şiir halinin) onun tahammül sınırlarını keşfetmeyi de beraberinde getirir; bir tecrübedir o. En yalınıyla halin korunması titizliğini gereksinir. Kastedilenler bu durumda olanlar olamaz o halde.
Uyanıklık durumunun en yaygın şekli “vermediyse Mabud…” durumudur. “Vermediyse Mabud…” vermiş gibi gösterebileceğin alanları hemen bulmalısın. Bu alanların en başta geleni spor(özellikle futbol)dur. “Ne söylesen uyar gibi” görünen bir faaliyettir. Herkesin bildiği gibi “uyanıklar”ının hayli fazla olduğu bir alandır bu.
Bu durumun çok benzer, hatta o derecede de “ürkünç” bir tezahürü de entellektüel duruşun kaybedildiği bir zamanda (siz buna entellektüelin olmadığı, _absürd çağrışımlarıyla birlikte “aydın”ın el çektiği ya da eleştirinin olmadığı… da diyebilirsiniz) şiirde (özellikle “serbest” tabir edilen şekliyle) görülmektedir. Bu alanın “mahmutları” da öncekileri “kıskandıracak” bir çokluğa _neredeyse ulaşmıştır. Nerdeyse diyoruz çünkü “futbol mahmutları”nın yavaş yavaş daha fiyakalı “şiir mahmutluğu”na terfi için ağızlarının sulandığı ve fırsat kolladıkları gün gibi aşikardır.
ŞİİR’in mevcutlara ve yeni transferlere izin verip vermeyeceği meçhul olmamakla birlikte, şimdilik bu yazının haddini aşan bir durumdur. Öyleyse biz “ince bir merakla” _ transfer için hazır bekleyenlere tüyo olabilmesi durumunu da göze alarak “şiir mahmutları”nın görünen özelliklerini öğrenmeye/bulmaya çalışalım.
“Şiir mahmutları”ndan sözederken “özellikle “serbest” tabir edilen şekliyle” şiir dedik. Buradan başlayabiliriz. Serbest tabiri çok tuzaklı bir tabirdir. Daha başta “her haltı yiyebilirsin”, istediğin gibi her şeyi birbirine karıştırıp “karmaşık ve de anlaşılmazlık” zırhıyla caka satabilirsin gibi düşündürür. “Serbest olmayan” kurallı şiir denebilecek vezinli şiir tarzlarında bu pek mümkün görünmemektedir. Temel biçimleri öğrendikten sonra her şeyi söylemek mümkün gibi görünse de, bu tarz şiirlerde ilk bir-iki şiir sonrasında “komiklik”, absürdlük apaçık ortaya çıkmaktadır. Hem, fazla bir çaba gerektirmese de bir takım kalıpları öğrenmek (yani ne türden olursa olsun bir bilgi gereksinimi) “lüzumsuz” ve zahmetli bir iştir. Mahmut’un nesine lazım. Senden önce köşebaşlarını tutmuş, bu işin zahmetsiz yollarını bulmada, üçkağıtlarında hayli mesafe katetmiş bir “mahmut abi”nin kanatları altına sığınıp, ondan tevarüs ettiğin “kelimeler”i kullanarak, onun biraz “imgesel” ; azıcık lirik; duygululuk, bilgiçlik ve değerlilik ayaklarını (pardon uyanıklıklarını) takınarak bir “serbest şiir” yazarsın olur biter. Seni yalnızca “mahmutluk”a hevesli “mutlu bir azınlık” okuyacakmış; ne gam?
Ama işte tam da burası, _“mahmut abi”lerinin foyalarını ortaya çıkaracağı için sana hiçbir zaman söylemedikleri ve söylemeyecekleri, serbest tabirinin zokasını yutmaya başladığının resmidir/yeridir. Serbest kelimesinin anlamı “başı bağlı” demektir çünkü. Bir şey içre olan, bir hali kuşanan ve o halden asla çıkmaması gereken filan anlamında. Bu haller standart değildir, hep çeşitlenebilir; süreksiz ve sonrasızdır, süregelir ve süregider. Ama her an taptazedir ve kazandığı tazelik ve yepyenilik hali neyse ondan asla çıkmamalıdır. Aksi halde “serbest/başıboş” kalır. Tabii o zaman da “ya davulcuya varır, ya zurnacıya”…
Unutmadan hemen söyleyelim. “Uyanıklar” her zaman uyumaya/ uyutulmaya hazır olan kimselerdir. Uyanıklık “gözünün gördüğünden” başkasını bilmeme, aklı ermeme halidir. Aklı ermesi, olan bitenin gerçekte ne olduğunu bilmesi, kendi halini anlayabilmesi için içinde bulunduğu halden tümüyle sıyrılıp kendini, hayatı dışarıdan kuşbakışı seyretmesi gerektir. Bu da ancak “RÜYA/DÜŞ” haliyle mümkündür. Zaten DÜŞ_ÜNCE de buradan gelir. Ama vatandaş çok “uyanık” olduğu için bir türlü DÜŞ göremez. Onun için de her zaman uyumaya/uyutulmaya hazırdır. “Uyanıklık”ın, görünenin, elde olanın, elalemin bidiğinin/ettiğinin.. elhasıl bütün kayıtların dışına çıkıp bir kez DÜŞ’ü görenin gözüne de uyku girmez artık…
Serbest şiir filan derken ne hale düşüldüğü ayanken, yeni bir form mu bulmak gerek acaba? Süreksiz ve sonrasız, tekrarı tekrar etmeden ama kadim; süregelen ve süregiden “insanlık halleri”yle kuşanmış olarak yeni bir söz dizimi, yeni söyleyişler, yeni doğrulmalar, yeni ayağa kalkışlar; yeni Muhammet’ler…
Hoşgeldi, hoşgeldiniz uykusuzlar!…

Serbest Şiir’in ya da tavsifi ile oynamaksızın farklı adlarla piyasada dolanan türevlerinin (Elbette farklı bir adı hak edenlerin ve hak etmeyenlerin) fazlasıyla tahammülkâr olması gerektiğini düşünüyorum. Bu tavrı takındığı müddetçe ’serbest’ sıfatını hak edebilir zira. Beri taraftan tarzın hem kadim olmayışı hem de tanımsız (Serbest ve tanımlı?) olması, onu tahammül sınırlarının zorlanmasına açık hâle getirmiştir zaten. Bu sınır da iyi şiirin ve kötü şiirin birbirinden ayrılmasını saptamaya yarayacaktır. Yetkinlikler dağınık olacak, görece keskinleştikçe keskinleşecek ve elbette böylelikle Hûlagu Han’ları da yakından görebileceğiz.
şunu mu demeliyiz acaba serbest şiirin yüzüne karşı: “madem serbestsin o halde uykusuzlara da uyanıklara da tahammül edeceksin… çünkü senin serbest olman bana piyonları hatırlatıyor. ben nasıl istersem seninle öyle oynarım…”
ama ayıp olmayacak mı dersiniz…
İmdi, dikkatleri kazandibi tatlısına çekmek istiyorum. Belki buradan serbest şiirin neyi kaldırıp neyi kaldıramayacağına ilişkin bir yol bulabiliriz. Kazandibi tamamen yanlış bir uygulamadan doğmuş, harika bir tatlıdır. Bu yanlışı yapanların eline sağlık, ceddine rahmet dedirtecek bir tatlı… Serbest şiir de öyledir. Kanaatimce bir yanlıştan neşet etmiştir. Nasıl ki kazandibini tutturmak meseleyse serbest şiiri de tutturmak öyle zor ve çetin bir iştir. Tutturabillene aşk olsun. Ben hala çok yakıyorum mesela, öyle ki yanık kokusundan tadını kaçırıyorum şiirin.
bir dönem vezin bir dönem hece idiyse şiirde ses unsuru şimdi de “serbest”lik olsun. son dönem ustalarının ve kaleme öykünenlerin sesi.
mesele serbest şiir, şu şiir, bu şiir meselesi değil.
şiir’e yol bulmaya, şiir’den yol[unu] bulmaya çalışanların yol tutuş biçimleri…