Usuyitik

Tavsiye Et Yazdır 98 izlenim
Usuyitik

O uzun sokağın bir vakitler Golgotha’ya çıktığı söylenirdi. Emrullah Efendi de anlatır dururdu şimdilerde altında oturup gölgelendiğimiz o kadim çınarın asırlar evvel çarmıhın gerili olduğu yerden kök verdiğini. Camii ile kahvenin tam ortasında kaldığından her gün çınarda, yani ki Golgotha’da, durup nefeslenirdik bir müddet. Çok okumuş olduğundan bilirdi böyle şeyleri. Gözlüğünü çıkarıp göğe baktı mı anlardık ki yine anlatacak o kadim hikâyeyi. ‘ Gençtik o zamanlar evlat, elif görsek mertek sandığımız vakitlerdi.’ diye alçakgönüllü bir giriş yapardı. ‘Yukarı mahalleden –ki adı Çamlık olur- usuyitiğin biri her gün Golgotha’ya iner İsa’ya olan beş peni beş pezo beş kopik beş kuruş… iki dirhem bir çekirdek giyinmesinden belli asıl derdi başkaydı borcundan. Dediğine göre işinden memnun değilmiş, maaşı da az geliyormuş.’ Parayı ne yapacaksın diye sorduktu; Uzun sokağın taşlarını yenileyecekmiş, zaten demesine göre de işi sokak taşlarını saymakmış. Delioğlan.. Mahallenin çocukları eğlenmek için bazen bir kaldırım taşını söker bazen de o taşlardan birini kırıp ikiye bölerlerdi. Burhancağız da, adı Burhan’dı bu deli oğlanın, anası kız beklermiş onu da, a benim Burcu kızım diye severmiş: zaten ondan yitirdi ya usunu bu oğlancağız, neyse. İşte Burhancağız da taşları sayar sayar, velâkin sayı eksik veya fazla çıktı mı dellenir, ‘sizi babama şikâyet edeceğim’ derdi. Biz de genciz ya, o zamanlar böyle değildik tabii, kanımız kaynıyordu, eğlence arıyorduk, kimmiş senin baban diye sorardık. Önce bir durgunlaşır, düşünüyormuş gibi yapar, çok sonraları anladık ki hakikaten düşünüyormuş bu usuyitik, en doğru cevabı buldu mu başlardı konuşmağa. Kim bilir nerden öğrenmiş, aslında belli belli, Sadri Baba derler, evliya gibi bir adam vardı, delioğlan taş saymayı bitirdi mi hemen onun yanına gider, saatlerce onu dinlerdi, belki de susardı bilmiyoruz, Faroz’da, balıkçı barınaklarında kalırdı Sadri Baba, biz de karşıdaki kahvede oturduğumuzda, yatsıdan sonra Burhan’ın el öpüp barınaktan çıktığını görürdük. Ondan öğrenmiş besbelli babayı, oğlu bir de kutsal kase mi yok yok kutsal hayalet, işte öyle bir şeyi.

– Benim babam tanrıdır!

– Ee, nedir bu tanrı?

– Tanrı değerli bir şeydir.

Der, susardı. Sonraları işinin başındayken, yani sokak taşlarını sayıyorken, çocukların yerlerde bir şeyler aradığını görmüş, ‘N’ apıyorsunuz siz?’ demiş hiddetle, çocuklardan biri de ‘az önce yoldan geçen askerlerden birinin cebi delikmiş biz de düşürdüğü paraları topluyoruz ooo kaç şeker kaç kızkaçıran alınır o paralarla ‘ dediğinde bizim usuyitiği bir düşünmedir almış götürmüş. Ertesi gün kahveye geldi yine bu Burhancağız. Buldum dedi, benim Tanrım paradır, o çok kıymetli bir şeydir’. Biz de az gülmediydik, aman ağalar bizim delioğlanın gözünü para bürüdü diye. Biri, geçmiş zamandır şimdi hatırlamıyorum kimdi diye ama Yahya olabilir, o yapardı böyle muziplikler, Burhan’a demir para verdiydi, al bak bu senin baban diye.

O da aldı parayı yürüdü gitti. O sıra epey düşünmüş olmalı, bir gün çıkageldi yine, ‘ benim Tanrı babam paranın bu yüzündeki adamdır’ dedi. O vakit gününün çoğunu kahvede uyuklayarak geçirip ölmeyi bekleyen asık suratlı ihtiyarlar bile güldüydü. ‘Oğlum, o dediğin Atatürk, Tanrı değil’ diye kızmıştı Muhsin Abi, kahvenin sahibi. Delioğlan da artık nerden bulduysa, demek haşaa Allah sanıp toplamış sağdan soldan, ağlaya ağlaya, e bugünün parasıyla baya eder demir paralar çıkarıp ceplerinden, torbasından masaya bırakıp gittiydi. O sıra, Sadri Baba da görünmüyor ortalıkta, Hacca gitti diye duyduyduk en son dönmedi bir daha yolda şehit oldu kim bilir, oğlan iyice acayipleşti, her gün iki-üç yüz lira getirip bırakıyor kahveye, ağlaya ağlaya da dönüyordu. Paralar da iyice birikmiş, serseriler göz dikti tabii, ihtiyar meclisi de toplandı parayı kaptırmamak için bir camii inşaatına başlayalım e gerisini Allah verir, olmadı eşraftan, başkandan isteriz, hayırlı iştir yarım kalmaz dediler. Çamlık’ taki camiin hikayesi de böyledir ya, neyse. İşte usuyitik bir sabah bir de akşam sayıyor bizim sokakları, parayı getirip gidiyor. Unutmam Ekim Kasım ayları havalar bozuk, geldi bu, ‘Abi paranın bu yüzündeki yazılar ne?’ dedi bana, ‘Rakkam oğlum onlar, matematik biliyor musun sen?’ dedim. Gitti. Haber aldık ki sormuş soruşturmuş bu matematiği, öğrenmeye çalışmış, en sonunda ‘ Anlamadığım şey benim Tanrım değildir’ diye ondan da vazgeçti. Yine de iki sene sürdü bu oğlanın kahveye para getirmeleri, camii de bitti sonunda, biz de gider arada cumaları orda kılardık, ey gidi. İşte camii bitince ihtiyarlar ‘Oğlancağız bak bu cami senin paralarınla yapıldı, büyük sevaba girdin, babanı arıyordun ya, gir içeri orda bulacaksın’ dediklerinde bizim Burhan’ın gözleri ışıdı, sevindi. ‘ Ama bunca zaman sustun şimdi söyle bakalım bu paraları nerden buluyorsun’ dediler, o aralar da Burhancağız’ın aslında evliya oluşundan mirasa konmasına kadar bir sürü rivayet alıp başını gitmişti. O da tanrıyı bulacağını öğrendi ya, söyleyi söyleyiverdi. Yürürken ayağına takılıp yerinden oynamış sokak taşlarından biri, o da yerine koyayım derken altındaki oyuğu fark etmiş, eşelemiş içini biraz, bakmış koca bir çuval tanrı, demir para yani. Tanrımı buldum diye almış getirmiş ilk günü, sonraki günler de alışkanlıktan getirir olmuş. İşin aslı başkaymış esas, bu ortaya çıkınca ne kıyametler koptuydu. Bizim orda Dimitri derler faizci bir Rum yaşardı, meğer biriktirdiği paraları torununa verir, git şuraya sakla aman kimse görmesin bulmasın dermiş, kendi de gitmezmiş hiç ee millet biliyor bunun ne kadar zengin olduğunu, valla ne yalan diyelim biz de ah şu Dimitri’nin evini soysak ne para kazanırız diye konuşurduk aramızda. Gerek kalmadı, Burhan söyleyince paranın kaynağını bunun kulağına gitmiş tabii, anlamış adam kendi parası olduğunu, e çuval ağzına kadar doluymuş, her gün de para ekleniyormuş delioğlanın ordan aşırdığı belli bile olmamış, torun fark etmemiş en azından, adam enfaktüs geçirip gitti öteki tarafa. Yahu görüyor musun, şu delioğlanın sayesinde elin gavuruna da camii yaptırdık..” Lafın burasında içten bir kahkaha atardı Emrullah Efendi.

Yazar Hakkında

Burcu Aker

Burcu Aker

2 Yorum alan “Usuyitik”

  1. bir delinin -delinin değil, usuyitik demeli ve hep de bunu kullanmalı- hikayesi ancak böyle anlatılabilir herhalde. günümüzde bir tabu haline gelmiş tutarlılık hastalığının dışına çıkabilip, yazıyı hiç zorlamadan gramerin ve klasik öykü örgüsünün -böyle bir öygünün varlığına da hiçbir zaman inanmadım şahsen; tabii ki ciddiye de almadım- ötesine götürmek kolay değil o kadar. büyük bir maharetle üstesinden gelinmiş bu zorluğun. özellikle de bundan dolayı tebrikler. bir de daha uzun olması lazımdı bu bu hikayenin, daha güzel olması için. ayrıca istanbul’da kocamustafapaşa tarafında sanırım, ‘emrullah efendi’ diye bir sokak var, ne güzel bir isim bu emrullah efendi, gerçekle hayal arasında bir tatlı ihtiyar resmi var hep aklımda.

  2. Usuyitik; oldukça naif bir tasarruf…

Yorum Ekleyin

Yorumlar Gravatar desteklidir. Gravatar kullanın.

Kullanılabilir XHTML parametreleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>