Üç beş günde devr-i alem
Cumartesi sabahı, her günün böyle olmasını dileyeceğim üç günün ilk gününe uyandığımı düşünerek, kuş gibi bir yürekle uyandım.
O gün, Vezneciler’e Osmanlıca dersine gidecektim. Ertesi gün Bosna sergisine, Dolmabahçe’ye. Ve pazar günü de mitinge. Ne güzel İstanbul.
Henüz başlayan günle beraber Edirnekapı Şehitliğine vardım. Mehmet Akif’e fatiha yolladım, Metin Yüksel’e selam…
Onlar ve onlar gibilerle aynı şehirde olmak, her ne kadar toprağa basmıyorlarsa da, ne büyük nimet, diye geçti zihnimden. Şanslıyım. Evet. Elhamdülillah.
Fatih’i yürüdüm boylu boyunca. Istanbul Devleti’nin başkanlık binasına bakıp gülümsedim; “Lale Devri kıskansın!”
Fatih’i bitiren caddenin başında, bir estetik örneği; Şehzade camii. Hangi aceminin bir eseri böyle baş döndürmüş ola?
Yanı başımda duran Sinan mührü göğsümü kabarttı. Ne güzel gün. Ne güzel şehir. Ne güzel ruh halim…
Ruh halim.. ruh hali… ruh… halim..
Bir şey oldu ansızın ama ney! ‘Güzel ruh halim’i ,bir demiri ısıtmadan, çatırdatarak büker gibi büktü bir el.
Gönlümde gezen sürura ok attı, mızrak sapladı bir şey… bir şey ama ney!
Kalbimi, saniyede kıyma makinasına sokup çıkaran görüntüyü, neredeyse dakikalar sonra algıladım.
Pazar günü gideceğim mitinge çağrı için yapıştırılmış bildirinin üzerinden bakan bir çocuk yüzü…
Hani çocukların gözleri dolar da, daha damlamadan yaş, gözlerini yumup, süzdürürler ya onu kirpiklerinin arasından; o da yummuş gözünü fakat, kirpiği arasından damlayan, yaş değil; kan!
Ne zamandır tv izlemiyorum ben. Gazete okumuyorum. Köşe bucak kaçtığım, anladım; bu gözlerdi. Kendime sunabildiğim hiçbir neden yok.
Cihanı kaplayan bu acı karşısında benim duyabileceğim hiçbir acının acınası olmadığını bile bile kaçıyorum.
Kendime acımadan, ama acıdan kaçıyorum.
Ve biliyorum, herkes kaçıyor, hepimiz…
Gerçek sandığım bir rüyada, annemin ölmüş olduğu fikri beni çıldırtacaktı. Oysa, geçmiş-bitmişlik ve imtihan-kader bileşiği, teslim olunmak zorunluluğu bakımından, öfkeyi alır, teselli eder.
Bu da kaderdir ama, bu çocuğun babasının öfkesini hangi söylem örter!
“Yüreğimi sökecekler, dinsin diye tüm öfkeler.”
O gün yolumu şaşırdım. Her adımımda kendi yüzüme basarak geldim eve. Boğulur gibi uyudum. Ölümden uyanır gibi uyandım.
Bir cesetti sürüklediğim yollarda. Ezgiler dinledim; çocukluğumdan kalma:
haçlı zihniyet müttefik kurdu
ey Bağdat seni hainler sardı.
Siyonist güçler, kukla sistemler
Kardeşi kardeşe düşman ettiler.
Anımsamıyorum ama, demek biz ip atlarken de orada, bacağı kırılıyordu bir yavru ceylanın. Demek bu kan, Hüseyin’den beri akıyordu o topraktan… Demek o zamanda, ağlayan Hüseyin’e, kardeşiydi mendil uzatmayan…
Bütün gün dua ettim. Bana göre Orta ya da doğu olmadığı halde adı bilmem ne mantıkla “ortadoğu” olan yere mi? Evet ama daha ziyade kendime; “Allahım unuttur bana o yüzü. Dayanamıyorum!”
Meydanların anlamı bu olmasa gerek. Ama meydana varınca, meydan benim olunca, kapıyı vurup duranlar, kırar oldu gözümün duvarını. Güçlükle zapt olunan ne varsa, dilimden ve gözümden, saçılıverdi meydanlara.
Pelikan adımlarıyla geldim eve. Görevini tamamlamış bir müsteşarın rahatlığı ve tereddüdü vardı içimde. Ama işte yapmıştım elimden geleni(!), ağlamıştım(!).
Bir serçe hafifliğiyle uyudum ve öyle uyandım.
İşte Ammar, biz senin o küçücük yüreğinin taşıdığı ağırlığa, en fazla iki gün katlanabiliyoruz. Sonra salarız onu meydanlara, sokaklara ve işte böyle kağıtlara.
Belki üçüncü inşirah ulaşmadı bize.
Belki zaman, belki mekan seni anlamaya yetmedi.
Dedim ya, kendime sunabildiğim hiçbir neden yok. “yaşamak için seni unutmalıyım” desem, kimler beni insanlıktan aforoz eder bilmiyorum. Lakin varsa ölçsünler; gözleri ne kadar Ammar bakar!
Eyvah eyvah Ammar, sana düştü bu yük!
“hadi Ammar hadi Ammar durma at
ebabiller sana kanat çırparlar”









3:06 pm | Ocak 21, 2008
bu metinin tamamını okuyamadan, henüz şehzade paşa camiine gelmişken durup bu yorumu yapmayı hissettim.her satırda başka bir harikayı gezinen yazara ve istanbula erzincandan yani istanbulun çooook uzağından bir selam olsun… özlenmiş bir şehre ve deniz seviyesinde bir hayata, 1500 metre rakımdan hasretle bakıyorum iyi mi…
selam ile…