Tutarsız martı ve bir nevi trübülasyon
116 izlenim
(bu yazının derhal bir kopyası alına ve bir bardak suya konulup günde üç kez içile)
ve anlama başkaldıranların..
seninle klişeleri yakarak başlayalım ve saçma bir toplam olsun başağrılarımız.
inanalım mı bana?
kaldı ki ruhunu kırpmış bir adam kenarından. bir uçurum ne kadarsa o kadardır. pahada değil ağırlıkta. ve belki içi içip içip sıçmalarla örülmüş bir eldir bu kentte, kertenkele varsayımında toza dağa bulanmış sakal sarkaçları.
biraz kekre biraz da kekre hatta biraz da kekredir gece yarısı sokak araları ruhumun cevval arıları. arı bir düzlemde tozlandı büyüsü bedeninden iri hançerin ve kimseye belli etmemiş kırık tırnaklarını bir çift ekşimsi elmanın hatırına.
ah yine baştayız böğürtlene rağmen yine baştacıyız içimin liman suları tortulanmış yok bir sevgili, olsa kir doğacaktır zira bu ziynetten buğumuzu bile paylaşamadık seninle ekmek bölsek nolur ki gayya kuşkusunda yalanlara gebeyken ve üstelik boğduk gibiyiz aramızdaki seviyi.
sözümona sözümkime sözümsana şimdi terkeyle bu ter dolumlu bedeni yıka ellerini ve çık çıkılacak bir yer varsa ki o bir bahçenin tohumlarıdır mutlaka bu hazımsız bahar arefesinde.
beklediğimden de anlamlısın sayın şarkı elbet bir şarklıdan bu beklenirdi
biz beklemedik ama beklemeye kalkınca zira pişman oturmadık gel bak gör git tat ki ne kadar zayıf bir kale gibi de dursa beynimizin bocurgatı bir kuşu sevindirecek hatta onu sevincinden havaya uçuracak bir yetiye sahibiz daha doğrusu daha durusu hatta daha dorusu sahiplendirilmişiz. ezelden ezberlemişiz bu şarkının ontoloji listelerini altüst etmiş nakaratını bi çeşit top-ten olayı bu sırtımızı bi güzel kaşıyan.
-anlamadıysan başa sarayım baştacım!
-aman ağbi kalsın bu delifişek fırtına, zamansız kasırga ya da ritmik kaos
adı her ne haltsa!
içinde bir fabrika çalışır gibidir yumaklarla oynatılası sarışın giyimli kedinin ki kendisine zaman içinde güzellemeler bile yazılıp çizilmiştir vay anasını! daha o kadar olamadık demek ki demek çat diye çatlıyabilir kıskanç bir ceviz misali yani anlamsızdır demek istiyorum bir incir çekirdeğini doldurmak. aslında bi tür marifettir o kimse bilmez bilse de söylemez çünkü incinir kapı önlerinde yakaladığı şöhretli ağzı. ahan ben söyledim ve kaybettim şöhretimi değerini bil ey kari!
bir kedi yalanırken kendini, hangi insiyakı kıskandırır bilmem ama kapı önlerinde kamp kurmuş güzide kadınlardır piyasa yapar günün ikindiye çalar vaktinde ve bu er mektuplarında dahi görülmemiş bir ucubelik eseridir sahibi kendinden bellisiz. ne bileyim buharı bacasından çalımlı bir çeşnidir. bir kulağın kirişteki performansını aratır o. bilmezsin o zamalar çayırda seksekteydin sen ve pembe zıpkının. kuş ayıklıyordun bahçelerden.
şimdi burdan iki yol açıyorum size çatalda andaval durup şaşırmayasınız için ki değeri bilinesi ayakta alkışlanası bir nezakettir ve hiçbir burjuva günlüğünde rastlayamazsınız bir ikincisine: çocuk ve zıpkın! aslında kediden beterdir çocuk içi fabrikaları hatta veledin içi bir sanayi sitesi bile sayılır. şitayişkarene söylüyorum zira ben de bir zamanlar işlettim böyle pembe bir fabrika dumanını. ucu bana dokunmasın. ucu kime dokunsun? yol ayrımında kalsa da zıpkın hazretleri aslında veled ruhuna ilişritilebilecek bir kıymeti vardır yadsınamaz.
daldan dala atlanabilir bir dağdayız bir ziyafete oturmuş gibiyiz ve sanırım bir de aldatılmış gibiyiz bu dişli çağda. çeşitli platformlarda gündem edilmişse de sırtımızda kene oldu bu üzüm karası sancı. bak üzüm dedim de aklıma ne geldi
-aklına gelmeyesice!
(bu ne çeşit beddua içimin sayın ombudsmanı! zira karıncalaştı beynimin şarapla yıkanası kuytusu. hazır parantezdeyken şarap bahsinde bir lafım var ki şudur:?? elin değmişken kapat şu parantezi)
-tamam sustum aklıma gelmeyesicesi lafımı!!





“imdi burdan iki yol açıyorum size…
çocuk ve zıpkın!
aslında kediden beterdir çocuk içi fabrikaları hatta veledin içi bir sanayi sitesi bile sayılır. şitayişkarene söylüyorum zira ben de bir zamanlar işlettim böyle pembe bir fabrika dumanını…”
“hayat dört şeyle kaimdir.” derler ya.
beştir o aslında..
beşincisi çocuk…
İronolojik söylem…
Tam da ekşi elma mevsiminde, bodur elma mevsiminde.
Sen susma, olsun varsın, aklına gelesice laflarını.