(Türkiye’de) Sanat ve muhalefet

Tavsiye Et Yazdır 153 izlenim
(Türkiye’de) Sanat ve muhalefet

Türkiye’de özellikle sinema, tiyatro ve mizah alanında ‘üreten’ sanatçıların (egemen sistemin nosyonlarına karşı) muhalif olduklarına ilişkin birtakım klişeler dillerde dolaşıp durur. Diğer alanlarda da bu geçerlidir ama özellikle bu alanlarda çaba gösterenlerin ‘muhalif’liği, ‘özel koşulları olan Türk(iy)e’e özgü bir muhalefet’ anlayışıdır. Örneğin geçenlerde ömrünü tiyatro ve sinemaya vakfetmiş bir sanatçı şöyle diyordu: “Siyasiler, argo kullanıyor, dikkatsiz ve özensiz biçimde konuşuyor, her şeyi, herkesi, bütün kurumları eleştiriyorlar. Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi, Rektörler, herkes nasibini alıyor eleştirilerinden, ama kendileri eleştirilince rahatsız oluyorlar…”

Siyasilerin, örneğin tiyatrocularca eleştirilmelerinden rahatsız olmaları ve bunu yapanları cezalandırmalarını yanlış bulurum. Bu, demokratik olgunluktan uzak oluşlarını gösterir. Sanat, insanın özgürleştiği bir alandır. Kişisel ve özgür bir dilin içinden konuşması gereken sanatçılar, toplumun da özgürleşmesine katkıda bulunurlar.

Fakat durum Türkiye açısından bakıldığında böyle işlemiyor.

Zaten söz ettiğim sanatçının konuşmasında da, örtük biçimde kimi kurumların eleştirilmesinin hoş karşılanmadığı görülmektedir ki, bu, sanatın muhalif doğasıyla pek uyuşmaz. Türkiye’de sanatçıların çoğu, kalemini, sözünü, enstrümanını ve fırçasını örneğin asker, yargı veya rektör söz konusu olduğunda özgür kullanmaz. Aksine, örneğin askere yaslanarak sivil topluma efelenen ‘muhalif sanatçı’larımız mebzul miktardadır.

Bu, bizim modern zamanlardaki siyasi geleneğimizin yapısından kaynaklanan patolojik bir durumdur. Haydi yaygın ve beylik deyişiyle, Osmanlının kültürel elitleri ‘kapıkulu’ idi. Peki Cumhuriyet’in elitleri? Ben muhalifim diyen sanatçılar, örneğin asker ya da Yargıtay söz konusu olduğunda nasıl konuşur veya davranırlar? Cumhuriyet’in ilk yıllarında, “Deniz kızı Eftalya değilim” diyerek Cumhurreisi’nin davetini geri çeviren Nâzım Hikmet’in başına neler geldiğini bu ‘muhalif’ler bilmiyor mu? Askere sırtını dayayarak ‘muhalif’ oldukları siyasal partiye dört koldan saldıran veya hukuk dışı ve militarist bir saldırıya maruz kalan bir siyasal parti düşünce bir tekme de kendisi vuran ‘sanatçı’nın neresi muhaliftir Allah aşkına?
Türkiye’de ağır bedeller ödeyen birkaç gerçek muhalif sanatçı/aydın vardır. Bunun dışındakiler, Cumhuriyet’i kuran elitlerin ve onların ideolojisinin bağlısı ‘muhalif’lerdir ki, bu Türk usulü muhalefet, örneğin Derrida’da rastladığımız türden bir ‘merkezsiz’likten, bir muhaliflikten, bir yersiz-yurtsuzluktan tümüyle farklıdır. Bizim her şeyimiz gibi, muhalefetimiz de bize özgüdür.

Sorun büyük oranda teolojik bir nitelik ve kurumsallık kazanmış resmî ideoloji bağlılığıyla ilgilidir. Türkiye’de bilinçaltımızda ‘Ermeni dölü’ imgesi uçuşup durur, kimi kurumlar kutsanır, ‘devlet’in yüce şahsiyetine saygı duyulur, bürokrasinin dokunulmazlığı vardır, ama siyasetçilere her türlü laf edilebilir, ‘fikriyatı’nı beğenmediğimiz bazı siyasal gelenek ve örgütlere ise belden aşağı vurulup durulur. Ve bunun adı, ‘muhaliflik’, eleştiri filan olur. Bu muhalefet, dediğim gibi Türk usulü bir ikiyüzlülük, bir şaklabanlıktır.
Varlık nedeni kendisine aidat ödeyen işçinin haklarını korumak olan bir sendikanın televizyon kurup oradan ‘sivil toplum’a saldırmasını kimse sorgulamaz.

Esnafın mali kaynaklarını istismar eden, bunu Atatürk heykelleri ve büstleriyle kamufle eden bir esnaf örgütünün bu yasa ve ahlakdışı tutumu yeterince tartışılmaz.

Gazetecilerin sırtını bürokratik elitlere dayayıp siyasi örgütlere saldırdığı bir ülkede ‘muhalif’likten söz etmek gülünçtür.

Foucault’nun ‘muhalefet iktidarın parçasıdır’ öngörüsü, belki de en çok bizim ülkemizin sözde ‘muhalif’leri için geçerlidir. Son soruşturma da gösterdi ki, Türkiye’de bir zamanlar ‘devlet’in gazabına en çok uğradığı sanılan pek çok sözde muhalif okuryazar, meğer ‘derin iktidar’ın sözcüsü imiş. Hem darbeci/cuntacı olup veya darbeciliği tescillenmiş kimi ‘kurum’lara dokunulmazlık atfedip veya sırtını dayayıp hem de ‘muhalif’ olmak bizim ülkemizin okuryazarlarına özgü bir durum.

Tevekkeli ‘ülkemizin özel koşulları var’ lafı boşuna dillerde gezinmiyor.

Yazar Hakkında

Sadık Yalsızuçanlar

Sadık Yalsızuçanlar

1962 Malatya doğumlu. TRT'de çalışıyor. Yayımlanmış kitapları; Şehirleri Süsleyen Yolcu, Gerçeği İnciten Papağan, Kuş Uykusu, Televizyon Ve Kutsal, Halvet Der Encümen, Yakaza, Güzeran, Geçen Gün Ömürdendir, Varlığın Evi, Öyküler Kitabı, Sırlı Tuğlalar, Bir Yolcunun Halleri, Hiç, Gezgin.

Yorum Ekleyin

Yorumlar Gravatar desteklidir. Gravatar kullanın.

Kullanılabilir XHTML parametreleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>