January 7, 2009, 19:33

Türk şiirinden endüstriyel notlar

Pazartesi, Haziran 30, 2008, 0:37
Dizin: Tahlil | 1 Yorum | 1,131 okuma

Dağlarca, yürüyen işçileri şiirlerinde kimi zaman yalnızca ayaklar biçiminde yansıttı, kimi zaman eylemleriyle; “Eylemin gücü neden büyük” diye sorarak. Ama 15-16 Haziran, bir ilk kitaba ad olmak için 1977’yi bekleyecekti: Kurtarılmış Haziran. Hulki Aktunç,

Kemal Özer
Kemal Özer
1973’te grev sayısı 55’e ulaşacak, Kemal Özer, 1 Ağustos 1973 tarihli Bir Lokavt Şiirine Hazırlık’ı yazacaktır:

“Bir türkü gibi gelir dilime söyleyemem
bomboş sokakta bir başıma
bir türkü, gür çeşmelerden söz açar.
Ama derim ki söylesem kim duyacak,
bomboş bir sokakta bir başıma?
Bir türkü gelir dilime söyleyemem.

Bomboş bir alana ulaşır sokak
bir umut kıpırdar yüreğimin içinde
bir tek güneşli gün umudu.
Ama derim ki kimlere yarayacak,
güneş vursa da bomboş bir alana?
Yüreğimin içini ısıtır ancak.

Biriken sessizliktir alanlarına kentin
Kapanmış tezgahlarla tütmeyen bacalardan
bir çare düşünürüm, açlığı çözümlesin.
Ama derim ki bir başına çözüm aramak,
daha zorlu kılmaz mı atılan düğümü?
Biriken sessizliktir alanlarına kentin.

Birlikte savunalım öyleyse yaşamı
Hep birlikte söyleyeceksek
başlayalım türküye,
Yan yana getirelim çözümler üreteceksek
umutlar sağacaksak katalım birbirine
Mekikler mi vurmuyor, ocaklar mı soğumuş?
Birlikte savunalım öyleyse yaşamı.”

Ahmed Arif
Ahmed Arif
İşçinin, emeğin ve isyanın büyük şairi Ahmed Arif’in göndermeleri ise daha insani, toplumsal ve dramatiktir :

“Ve güneş yasak
Duvarlar vardır
Ve korkunçtur yalnızlığı ranzaların
Sen yatağında yanüstü düşmüşsün
Dudaklarında dost cıgaran
Kaysılar belki bu gece çiçek açacaktır
Çalmış kışlaların yat boruları
Kalmışsın en güzel kavgaların haricinde
Kalbin, Zonguldak’ta çökmüş bir kuyu
Kafan, sokak çarpışmasıdır Çin’de..”

‘Kalbin Zonguldak’ta çökmüş bir kuyu’ dizesi, yerin altında ekmek arayan çilekeş insanların ciğerdelen hikayesini zenginleştirmekle kalmıyor, ekonomik ve toplumsal bir derdin nasıl şiirselleşebileceğini ve şiirin, doğasına zarar vermeksizin nasıl politik olanın içine çekilebileceğini başarıyla gösteriyor.
Zonguldak’la Çin arasında kurulan ilişki, Türk sosyalizminin ana damarlarından birini ima ediyor.
Şair, bir bilinç haritası oluştururken, merkeze insanın dramını alıyor.
Az önce aktardığım şarkı sözündeki temayı daha zengin biçimde Ahmed Arif’te de buluruz :

“Tütünü bilir misin?
“Kız saçı” demiş zeybekler,
Su içmez her damardan,
Yerini kolay beğenmez,
Üşür
Naz eder,
Darılır
İki parmak arasında kıyılmış,
Bir parçası var kalbimin
İncecik, ak kağıtlara sarılır,
Dar vakit yanar da verir kendini.
Dostun susan dudağına…

Sokaklardan,
Kıyılardan,
Gök mavisinden,
Ekmeğinden,
Canevinden ayrı düşmeye
Yani bütün hasretlerin kahrına
Ve zehrine çaresiz kalmaların,
İlk nefesi Hızır gibi yetişir
Cibalide sarılan cıgaranın…

Tütün işçileri yoksul,
Tütün işçileri yorgun,
Ama yiğit
Pırıl - pırıl namuslu.
Namı gitmiş deryaların ardına
Vatanımın bir umudu…”

Modern Türk şiirinde, yaygın bir alanın, tütün emekçisinin yoksulluğu ve Türkiye toplumu için bir umut olduğu düşüncesi sanırım ilk kez bu şiirde ifade imkanına kavuşmuştur.
Yoksul, yorgundurlar ama pırıl pırıl ve namuslu halleriyle vatanın umududurlar tütün işçileri.
Şiirde, ‘ilk nefesi Hızır gibi yetişir’ dizesini mısra-ı berceste olarak okumak mümkündür.

Can Yücel
Can Yücel
Tütünden söz açmışken, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu özgürlükçü ve sivil bir anayasayı henüz gerçekleştiremeden alelacele kapsamlı bir sigara yasaklama yasasını çıkaranlara, bir tiryaki olarak, Can Yücel’in bir şiiriyle dokundurmak isterim :

“Gün gelir, püfürdetiriz sonra
Neşemiz neşe,
Elcağızımızla ekip derlediğimiz,
İplere dizip güneşlerle kuruttuğumuz
Güzelim sarı sarmalarımızı
Tüttürdüğümüz fabrika bacaları gibi
Bu rejimin cenazesine karşı
Günahı yöneticilerin boynuna!
Emir onlardan, bizden uyması!”

“Güzelim sarı sarmalarımızı
Tüttürdüğümüz fabrika bacaları gibi” dizesi, bizim sigara içme biçimimizi ve tütün tüketme yaygınlığını çarpıcı biçimde anlatıyor.
Can Yücel’in ironik dili, yergi okunu bu kez tütün üzerinden atıyor.

Aşık Veysel Şatıroğlu
Aşık Veysel Şatıroğlu
Aşık Veysel ise, Cumhuriyet’in ilk yıllarının toplumsal coşkusuyla ‘fabrika kurma’yı yüceltir ve bayraklaştırır :

“İtimat edersen benim sözüme
Gel birlik kavline girelim kardaş
Birlik çok tatlıdır, benzer üzüme
İçip şerbetini duralım kardaş.

Son verelim iftiraya bühtana
Kardeşane sevişelim can cana
Elbirlikle çalışalım vatana
Çok okul, fabrika kuralım kardaş.

Veysel’in sözleri kanun dışı mı?
Mantığa uymazsa kesin başımı
Bana düşman etmiş vatandaşımı
Sebebi ne ise soralım kardaş.”

Irmak şiirleriyle, modern Türk şiirinde kendine özgü bir yer edinmiş olan Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şiirsel dünyasında da iş, işçi, emek, fabrika ve endüstriyel toplumun sancıları sıklıkla dile gelir :

“istanbul’da bir fabrika
fabrikayı ben koymadım oraya
ben diyorum ki size
istanbul’da bir fabrika

fabrikayı işçiler çalıştırır
işçileri bir milyoner
ben diyorum ki size
fabrikayı işçiler çalıştırır

grev gittikçe büyüyor
grevi ben istemiyorum
ben diyorum ki size
grev gittikçe büyüyor

bini boşaldıkça biri doluyor
binini ben boşaltmıyorum
ben diyorum ki size
bini boşaldıkça biri doluyor

bu düzen beyler düzeni
bu düzeni ben yapmadım
ben diyorum ki size
bu düzen beyler düzeni

ortalık gitgide karışıyor
ortalığı karıştıran ben değilim
ben diyorum ki size
ortalık gitgide karışıyor

birgün kıyamet koparsa
kıyamet kopsun istemiyorum
ben diyorum ki size
birgün kıyamet koparsa”

İstanbul, sanayileşmenin odağı bir kenttir. ‘Fabrikayı ben koymadım oraya’, ileriki bentteki, ‘bu düzeni ben yapmadım’la eş anlamlıdır. Sanayileşme kaçınılmazdı. Endüstri toplumuna geçiş süreci zorunluydu, yaşandı. Fabrikanın bir sahibi var, bu milyoner bir ‘kapitalist’tir, patrondur. Fabrikayı işçiler, işçileri patron çalıştırır. Fabrika, işçinin emeğini emer, patron, işçiyi ‘sömürür’. Buna karşın grev denilen bir itiraz ve isyan yolu vardır. Grevin gittikçe büyümesi, işçinin sınıf bilincinin güçlenmesidir.
Bilincin güçlenmesi, ‘beyler düzeni’nin değişebileceği umudunu besler. Bu düzen böyle gitmez ve bir gün kıyamet kopar.
Şairin duygusal öngörüsüne ve arzusuna saygı duymakla birlikte, Türkiye’de işçi sınıfı bilincinin, sendikal hakların, emekçilerin toplumsal ve ekonomik çıkarlarını korumak üzere örgütlenmelerinin Türkiye’ye özgü kimi sorunsallar içerdiğini ayrıca vurgulamamız gerekir.
Gerek hukuki çerçeve gerekse toplumsal bilinç Türkiye’de sağlıklı, özgür ve gürbüz bir sendikal hareketin varlığını ciddi biçimde tehdit eder haldedir.
Çetin Altan’ın milletvekili olduğu yıllardaki bir anısını da söz konusu ettiği bir yazısı vardır. Orada İstanbul’da bir konferansta başından geçen bir olayı aktarır…

Cahit Zarifoğlu
Cahit Zarifoğlu
Sorunun bir de sendikal örgütlenme ile ilgili boyutu vardır. Sendikaların otel işletmesi, televizyon kurması, işçi sorunlarından çok güncel politik sorunlarla ilgilenmeleri, sendika yarım yüzyıla yakın sendika başkanlığı yapan yöneticiler, işçi aidatlarının çarçur edilmesi, sendika yöneticilerinin mali irtikap vs…
Bu karamsar tablodan umut dolu, ışıl ışıl bir şairin, Cahit Zarifoğlu’nun bir şiirine geçmek istiyorum :

”Ülkeyi tez giden ayaklarımla varıyorum
Kanım temizliği seven bir kolla atılıyor durmadan
Yıkanmış güneşte yeni kurumuş çarşaflar gibi
Serin ve ürpertici gövden
Yaklaşmaktasın ve / çok yakınıma taşıdığın / güller
Sana canı gönülden âşık oldum meleğim
Kollarına gümüş bilezikler düşündüm
Dostlar buldukça onlara
Kalın kaşlarını övdüm
Güzeldin
Gövden gerilmiş devinmekteydi
Bir tabloda gibi her bakmaya değişen
Karanlık anlamlardan arınan yüzünle
Hakkı verilmiş
Zehirleri alınmış kazanlarda
Demirle birlikte çeliğe koşmaktaydın
Ve döllenmekteydin mengenelerle kucaklanarak

İşçi eğilir bükülür ve doğrulur
Köylü bükülür doğrulur eğilirken

İnsan iyi maden kuyumcuda”

Sayfalar: 1 2 3 4

Sadık Yalsızuçanlar

Sadık Yalsızuçanlar

1962 Malatya doğumlu. TRT'de çalışıyor. Yayımlanmış kitapları; Şehirleri Süsleyen Yolcu, Gerçeği İnciten Papağan, Kuş Uykusu, Televizyon Ve Kutsal, Halvet Der Encümen, Yakaza, Güzeran, Geçen Gün Ömürdendir, Varlığın Evi, Öyküler Kitabı, Sırlı Tuğlalar, Bir Yolcunun Halleri, Hiç, Gezgin. | Yorumları
Yorum yazabilir, veya kaynak gösterebilirsiniz.

“Türk şiirinden endüstriyel notlar” başlıklı yazıya ait bir yorum var

  1. Celal Güneş | Pazartesi, Temmuz 7, 2008, 14:38

    Aslında yazıda geçen şairler’in şiirleri marksist içerikli olduğu için marks’ın alt yapı-üstyapı şeklindeki topik betimlemesi şiirlerin açıklanmasında daha faydalı bir yaklaşım olacağını düşünüyorum.Endüstri den kastınız alt yapıysa;altyapı sadece endüstriyi içermayen daha geniş bi kavramdır. Bence sosyalist mühtevaya sahip şiirler marks’ın”alt yapı üst yapı’yı belirler ” yaklaşımının ürünüdür.

Görüşünüz