Bu parçadan da anlaşılacağı üzere, şairin inançlı ve dirençli bir bakışı, destansı ve soluklu bir sesi, temiz ve sıcak bir dili, coşkulu ve açık bir deyişi var. Dizeleri su gibi, gürül gürül akıyor. Halk edebiyatından, Nazım Hikmet şiirinden başarıyla yararlanmış.
Şair yalnızca edebiyatımızın geleneğini değil, solumuzun tarihini de özümlemiş.Şeyh Bedrettin`den Mustafa Suphi`lere, Nazım Hikmet`ten günümüz savaşımcılarına kadar uzanan halk hareketleri ve önderlerinden bilinçle, sevgiyle söz ediyor:
özgürlüğün cansuyu
karadeniz kıyısında kızıl kan
çarpar kayalara çarpar çalkanır
ve vurur bakıra rengi
vurur çaya rengi
vurur suya rengi
suphi`nin
sağ yanı çürümüş
sol yanı dirinin
yani emek erinin
karıncanın arının
yani nejat`ın
yani gözleri gök nazım`ın
bağrı toprak nazım`ın
özgürlüğün yeşerdiği
Şair özgürlüğü basit bir tasarım değil, insana, topluma bağlı bir olanak sayıyor.ona göre, özgürlük “anaların en büyüğü”dür. “gökboyu mavilik”tir, “ekmeğimizin katığı”dır. “Bitmeyen bir inatla zindana, zincire, zulme” dayanarak ve “kayalarda kartal kanatla” savaşarak kazanılır, korunur.
kurt üşüşmüş kuş üşüşmüş
kuzum üstüne balam
kara kara kış üşüşmüş
yazım üstüne balam
bir kahırdan kaş üşüşmüş
gözüm üstüne balam
sızım üstüne balam
acıdan ağu sürülmüş
çeliğe böyle verilmiş
özsuyu özgürlüğün
Peki bütün bu güzel parçalarına karşın, “özgürlük” şiirinde takıldığım hiçbir şey yok mu? Az da olsa, var: Bazı kesimler boşuna uzamış, bazı dizelerin ya da sözcüklerin sık sık tekrarı da gereksiz. Bunlar, yer yer, şiirin yoğunluğunu yaralıyor, gerilimini azaltıyorlar.
Seçiciler kurulunun öteki üyeleri Hasan İzzettin Dinamo ve Kemal Özer`le buluştuğumuzda bunları düşünüyor, sonucu merak ediyordum. Acaba onlar ne diyeceklerdi, yoksa yanılıyor muydum?
Elemeyi kazanan şiirleri 1977 Ekiminin son haftasında yeniden okuduk, üzerinde konuşup tartıştık. Söz konusu şiir oybirliğiyle birinci seçildi. Doğrusu, pek sevindim buna. Şairini öğrenmek üzere zarfı heyecanla açtık. İçinden Ozan Telli`nin adı çıktı.
Meğer, birincilik ödülünü kazanan şair, genç bir işçi imiş! Hepimiz duygulanmıştık…”
1923’te 1 Mayıs’ı genel grevle kutlama kararı, 1923 yılının Mayıs ayında Aydınlık gazetesindeki iki şiirle desteklenmişti. Bu şiirlerden biri, Nâzım Hikmet’in sonradan “Benerci Kendini Niçin Öldürdü” kitabında yer alan şiirdir:
Grev
Stop!
Fren!
Zınkk!
durdu.
Amele
başparmağını tele
dokundurdu.
***
Bir başka şiir, Yaşar Nezihe’nin ünlü 1 Mayıs’ıdır:
“Ey işçi!
Mayıs birde, bu birleşme gününde
Bişüphe bugün kalmadı bir mani önünde…
Baştan başa işte koca dünya hareketsiz;
Yıllarca bu birlikte devam eyleyiniz siz
Patron da fakir işçilerin kadrini bilsin
Tazim ile hürmetle sana başlar eğilsin…”
Yaşar Nezihe, aynı yılın 7 Eylül’ündeki matbaa işçileri ve mürettipler grevini de Gazete Sahiplerine (18 Eylül, Haber Gazetesi) şiiriyle selamlayacak, patronlara işçinin demirden yapılmadığını, başkaldırmakta haklı olduğunu haykıracaktı:
“Ahen değil işçi, o da patron gibi insan
Patronlara karşı eder elbet grev ilan
Teslim ediniz işçilerin hakkını zira
Etmezseniz, etmez size onlar da müdara
Yoksa bu grev böyle devam eyleyecektir
Beş on kuruşa kimse boyun eğmeyecektir.”
Edebiyatımızda bir kitaba ad olacak kadar ünlü olmuş grev şiiri kuşkusuz Kavel’dir:
“İşime karım dedim
karıma kavel diyeceğim
ve soluğum tükenmedikçe bu doyumsuz
dünyada; güneşe karışmadıkça etim,
kavel grevcilerinin türküsünü söyleyeceğim.”
“Ala şafak saat üçtü
Uyanmak güçtü
Karanlık uykusundan yoksulluğun
Ezilmiş bir düştü
Çavdar Mehmet’in düşü…”
Ceyhun Atuf, öldürülen işçiyi “sesi duyulmayan milyonlardan biri”, “arkasız ve kimsesiz kalabalıklardan biri” olarak tanımlıyordu. Bu şiiri Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Sennur Sezer’in şiirleri izledi. Şiirimize kömür işçisinin lambasının ışığı düştü uzun süre.
Türkiye’nin işçisiyle köylüsüyle, öğrencisiyle derlenip toplandığı günlerin yankısı da önce şiirde görüldü, “çalışırken aydınlığı karanlığından soyan” işçi şiirleri yaygınlaştı. Dağlarca, “Türkiye bir büyük devrim yolunda” diye müjdeliyordu Görünen Köy adlı şiirinde. “Orda bir köylü ayağı, burda bir işçi kolu” diye harekete katılanları tanımlıyordu.
Sonunda 15-16 Haziran olaylarının şiirini de o yazacaktı ilk:
Yürüyen İşçiler Kapılarında İstanbul’un
Yürürüz devrim gününde
Bütün Ulusun önünde
Toprak bu yurt denen toprak
Bu yurt benim elim aya’m
Bu yurt benim elim aya’mla kurtulacak.
İşçi yürür mü yürür ya
Koca illere varır ya
Ağayı beyi görür ya
Kalmadı gerçeğe uzak
Bu yurt benim elim aya’m
Bu yurt benim elim aya’mla kurtulacak.
Ölü girer gecesine
Ulaşır dağ yücesine
Bittim dedim nicesine
Sustular taşlar gibi bak
Bu yurt benim elim aya’m
Bu yurt benim elim aya’mla kurtulacak.
Kişi kişiye kul değil
Neden karanlık al değil
Yeryüzü uzun yol değil
Varılır gökler aşarak
Bu yurt benim elim aya’m
Bu yurt benim elim aya’mla kurtulacak.




1 Yorum
Aslında yazıda geçen şairler’in şiirleri marksist içerikli olduğu için marks’ın alt yapı-üstyapı şeklindeki topik betimlemesi şiirlerin açıklanmasında daha faydalı bir yaklaşım olacağını düşünüyorum.Endüstri den kastınız alt yapıysa;altyapı sadece endüstriyi içermayen daha geniş bi kavramdır. Bence sosyalist mühtevaya sahip şiirler marks’ın”alt yapı üst yapı’yı belirler ” yaklaşımının ürünüdür.
Yazı Tarihi Temmuz 7, 2008 at 2:38 pm
Yorum ekle