Teskin
– Uzun zamandır şaşırmıyorum doktor
Sürprizler ya hep denenmiş oluyor ya da şaşırtacak sebepleri yeterince anlamlı bulmuyorum. Aslında rengini yitiren bir şeyler var, farkındayım.
– Ne gibi mesela?
– Onu sizden dinlemeye geldim.
– Rengini yitirdiğini düşündüğümüz şey aslında rengini değiştirendir daha çok. Kırmızının tutkusu pembenin sevimliliğine Erkekler en iyi ne zaman empati duyarlar biliyor musunuz?veya asiliği mavinin yeşil bir dinginliğe dönüşebilir içimizde. Bu değişim bizi sarsar, eğer alışkanlıklarımıza tutunarak kendimizi tanımlıyorsak.
Değişmek sırası bize geldiğinde bocalamamız ve güvende hissetmememiz kendimizi, hep bu alışkanlıklara duyduğumuz tutkulu bağımlılıktandır.
Oysa bir şey değişmeden hep aynı kalır: İnsan oluşumuz…
İnsan değişirken gelişir aynı zamanda. Bir esneme payı bırakmamışsak alışkanlıklarımız arasında o zaman bunalmak bütün bunların tabii sonucu olarak karşımıza çıkar.
– Kitaplardan yeryüzüne insek biraz da doktor?
– Bu yeryüzü yazıyor bizim hikayemizi yani o kitapları…
– Çok yorgunum, çok yoruyorlar… Suçlamayayım dedim, direndim kendime…
Ama yok, ipleri bırakıyorum bundan böyle ve şikayet hakkımı kullanıyorum.
Bu şikayet güdüsünü sorunumun bir semptomu olarak teşhis etmişti sizden önceki.
Ne yani, bu hale gelmemde sebep olanları açığa vurmak, beni daha mı sorunlu hale getiriyor?
Düzeltin bakalım o tavsiyeleri verenin içimde bozduğu düzeni…
– Çok yoruyorlar, dediniz. Doğru, yorarlar; yıkanları da vardır…
Ama siz, kaçan olmayı kabullenmediğinizden buradasınız.
Uzatın ayaklarınızı.
–Böyle iyi…
–Uzatın lütfen.
–İyi dedim.
–Neden uzatmıyorsunuz?
İstemiyorsanız ona diyeceğim bir şey yok. Ama kenarlarını kendinizin çizdiği yollardan biraz olsun çıkmak, risk almak, önce kendinizi şaşırtmak varken bütün bunlar düzen diye koşullandıginiz ölçüleri bozmak anlamına geliyorsa, kendiniz için ve sadece biraz daha rahatlamaniz için ayaklarınızı uzatmak da bu yolun dışı sayılıyorsa, işte bu kaygı nedeniyle size ısrarda bulunuyorum.
Bedeninizi biraz kendi haline bırakın, en azından şu bir saatte onun sorumluluğunu az da olsa gevşetmeyi deneyin; bakın siz anlattıkça onlar sallanıyor ve siz onlara baktıkça tedirgin oluyorsunuz.
–Tartışmayacağım, uzatıyorum. Siz kazandınız.
–Kazanan siz olmalisiniz…
–Kaplam olarak doktorsanız da içleminiz erkeklik üzerine… Kutsal itaat!
Ya da kutsal inat mı demeliydim?
–Güzel, bakın yol almaya başladık bile… Okları tam zamanında çıkarmaya başladınız… Sinirlendiğiniz için sağlıklı bir tepki bu.
Erkekler ve onların kutsal inatları… Harika!
İşte bu konuda konuşalım, gelin.
–Doktor bey, söyleyeceklerimden sonra yiyeceğim teşhisten endişeliyim.
–Teşhis, hüküm giymek değildir. Ve düşünmenin farklılığı teşhis üzerinde etkili olsa da tek başına etken değildir. Hele karşı cinsler üzerine bir diyalektikse söz ettiğimiz…
–Yol çalışmalarında ustasınız, bu belli…
–12 yıl öğrenmek için elverişli bir zaman.
Şimdi sizi dinliyorum.
–Bir örnekten hareketle mi anlatmam gerekiyor?
–Nasıl geliyorsa içinizden…
– Peki öyleyse. Empatiden başlayalım.
Mesela bir kadın bir işe niyet edeceği zaman nasılları, niçinleri ve ne zamanları bol sorularla yapacaklarına karar verir. Kendi hayatı değil, çoğu zaman başkalarının üzülme ihtimalleri, sevinme ihtimalleri, kırılma ihtimalleri, kızma ihtimalleri ve daha sayısız ihtimal hesabı üzerine bir hayat örer kendisi için. Öyle ki bir zaman sonra ben diyebileceği biri kalmamış olur içini yokladığında…
Sesli sever ama kelimesiz dertleşir. Anlatmaya başlasa alacağı cevaplardan sonrasına tamammül edemeyeceğini bildiği için; bütün sorularıyla beraber halini de içine gömer…
Anlatırsam üzülür.
Söylersem kırılır.
Bilirse morali bozulur.
Anlatmak kendi susuzluğu iken, o yine suyu başkasının ağzına götürme telaşındadır.
Böyle hayatlara ve işte bu kırık hayatlara rastlamak için etrafa bakmak yeterli. Dışından içi görünmeyen süzgün güller…
İstediğimi, hissettiğimi anlatıyorum, kompozisyon derdinde değilim, yani dağınıklık varsa düşüncelerimde, toparlama telaşına girmeyeceğim. Nereden tutarsanız oradan inceleyin; zaten onun için buradayım.
Bir şey daha.. İddiaysa iddia, söylüyorum:
Erkekler en iyi ne zaman empati duyarlar biliyor musunuz?
–Sizden dinlemek isterim.
–Klinik açtıkları zaman…
– : )
Öyle olsun bakalım… Gelecek ay yine aynı saatte bekliyorum.
– Bir saat ne çabuk geçti… Peki… Gelecek ay aynı saatte.
Ha, unutmadan… Akşama apartmanın yönetim kurulu toplanacakmış, gecikmezsin değil mi canım?
–Yine şenlik var desene… Beni tekrar aday gösterirlerse hiç şaşırma hayatım…
–Şaşıramıyorum, biliyorsun…
Akşama görüşürüz.









10:58 am | Aralık 25, 2007
Harikûlade bir anlatım.
Doktorlar sükûneti imlesin için mi beyaz giyerler, yeşil giyseler daha mı sakinleştirici olurlar, doktor ve sekinet aynı mekânda ikamet ederler mi, gibi…
8:36 pm | Ocak 3, 2008
Sıkı diyaloglardan oluşan incelikli bir anlatım.
“Erkekler en iyi ne zaman empati duyarlar biliyor musunuz?
–Sizden dinlemek isterim.
–Klinik açtıkları zaman…”
Gerçek bir kliniğe gücüm yetmez, üstelik ihtisasım da yok. Empati duymak adına belki sanal bir klinik için kolları sıvayabilirim.
Bereketle…