
Aşkar dergisi 6. sayısıyla aralıksız koşusunu devam ettiriyor. 45 günde bir çıkan dergi şiir üzerine sağlam adımlarla ilerliyor. Günümüzde şiirin soluğu nerelerde sıcacık hissediliyorsa aşkar okuyucular, şiir takip edenler için o sıcaklığın hissedileceği bir durak.

Şimdi köşe başından Çıkıp gelse çocukluğum
Eli yüzü çamur Afacanlığım
Bu filmi geri sarmanın Bir yolu yok mu Allahım
Geri dönse diyorum Dizi yaralanmış günlerim

Edebiyat öznellik, özgünlük ve özerklik alanıdır. İnsanın içinde ahenk ve disiplin sağlar. Ahenk insanın içinde tek başına bir disiplin sağlayabilir; fakat disiplin tek başına insanda bir ahenk sağlamaz. Okullarda öğretilen edebiyat disiplin merkezlidir. Öznelliği, özgünlüğü ve özerkliği kısıtlar. Burada çoğu kere “ahenk” yakalamak gibi hedef de yoktur.

Şiirle karşılaşmamaya dikkat etsek daha iyi olur. Şiir insanı değiştirir. O değişime hazır değilsek, çarpar, uçuruma yuvarlar. O değişime hazırsak, şiir gelir bulur bizi.
Şiir toplumuyuz ama şiir okumayız. Çünkü herkes şiir yazıyor. Yazan okur mu, niye okusun, adam yazıyor.(!) Ne tuhaf değil mi?

“Şairi olmayan millet yok demektir. Şairlerini görmeyen millet, kendini görmüyor, şairlerini yaşamayan millet, yaşamıyor demektir.”

Her şeye batıdan bakma adetimizin müzik üzerindeki hakimiyetini yıllardır dinlemeye doyamadığımız Nusret Fatih Ali Han üzerinden yorumlayan Selçuk KÜPÇÜK’ün, yerinde tespitleriyle nesneden manaya müzik yolculuğu oldukça tatmin edici bir çalışma.

Gidemem bu cin düğününe, bana bir frak lazım
Şizofren bir tebessüm ellerimde Leyla var
Bakın bakın Leylada can alıcı haller var.
Gelin olmuş heceler, duvaksız harfler çıplak


Sessizlik hal oldu
Sır arandım ayrık vadilerde
Yankısı kalbe döndü
Sığdım kendime

Ve hiç durmadan
Kan doluyor gözlerim
Kanla karışık bir dünya görüyorum
Her akşam