
Makine ustasının sırrının sessizliğiyle çalışması, ondaki sabrı, temkini, iradeyi ve kararlılığı gösterir. Adı üstünde ‘emek’ verendir, emekçidir o. Ben’in soğuması, ekmek döktüğünden bellidir. Ekmek azizdir. Ben, insanın en büyük tuzağıdır.

“Şairi olmayan millet yok demektir. Şairlerini görmeyen millet, kendini görmüyor, şairlerini yaşamayan millet, yaşamıyor demektir.”

Şaşkınlıktır Cahit Zarifoğlu’nun çevresine saçtığı. Daha tanışmıyorlarken Cemal Süreya’yı arayarak aynı evde kalmalarını teklif edecek, Süreya ise kendi tabiri ile uzun bir süre şaşkınlığını atamayacaktı. Aşka Dair’i de bu ilginç tanışma faslından sonra hem Papirüs’te hem de Papirüs seçkisinde yayımlanacaktır. Bundan dolayı Aşka Dair, İkinci Yeni içinde Zarifoğlu’nun en bilindik şiiri olacaktır.

Yukarıda zikrettiğim Seyrâni’ye ait beyiti 93 yılının yaz mevsiminde kıymetli bir dostumun hediyesi olan Mustafa İslamoğlu’nun “Heyelan” nam şiir kitabında okumuştum. Şair geçindiğim o yıllarda bir dağ gibi üzerime devrilmişti bu kitap. Heyelan olmuş ben de altında kalmıştım sanki. Hayatımın şairiyle bir heyelan vakasıyla karşılaşmıştım; dolayısıyla hayatımın şiiriyle de…

Ne ki, aşkın geleneksel tasavvurundan hayli uzaklaşmış bulunuyoruz. Arada kimi ışıltılı öykülere rastlamıyor değiliz ama aşkın, alabildiğine kirlenmiş bir toplumsal ortamda, ilahi yönleriyle anlatılması artık imkansızmış gibi görünüyor. Aşkın imkansızlığı sorunsalı, modern edebiyatçının çeşitlendirmekten usanmadığı bir mesele olarak önümüzde duruyor. Aşkın vahşi ve cinsel özellikleriyle ele alındığı kimi ‘başarılı’ metinlere rastlıyoruz.