You are browsing the archive for Sadık Yalsızuçanlar.

Mustafa Oğuz tarafından

Şimdi kuşluk vaktidir

Nisan 2, 2009 tarihinde Haber dizini altında Mustafa Oğuz tarafından yayımlandı ve 455 kere okundu

Kuşluk Vakti dergisi bir yılı geride bıraktı. Okurlar ve yazarlar Kuşluk Vaktinin bir yılını değerlendirdi.

Gözü Olana Sabah Işımıştır

“Kuşluk Vakti, İmam Ali’nin, ‘gözü olana sabah ışımıştır’ haberinin peşinde bir dergi. Aşina isimlerin aynı iklimde buluştuğu, erdemin, merhametin, adaletin ve zerafetin soluk alıp verdiği bir yer. Efendimiz’in vakti ikindi idi. Ama O, başla sonu bitiştiren bir Sultan’dı. Kuşluk, ikindiye hazırlık, şafağın dinginliği. Atmaca, Durman, Güzel ve daha niceleri, bu sekinetin içinde konuşup durdular. Ne mutlu!”

Sadık Yalsızuçanlar

Her dergi heyecanlandırır beni

nurettin_durmanKuşluk Vakti iyi seçilmiş bir isim. Benim de Kuşluk Vaktinde Kuş Olsam adlı bir şiirim var.

Olan güzel bir şeyi güzel bir vakti böyle görünür hale getirmek de güzel tabii.

Böyle şeyleri severim ben. Hele bu bir edebiyat dergisine isim olmuşsa hemen “harika” olmuş derim kendime. Demek bir yıl geçti ha! Farkında değilmişim gibi oldum bir yılın hitama erdiğini duyunca. Dergi de hâlâ elime ulaşmayınca böyle geceye kadar beklemek düştü.

Şüphesiz dergide güzel şiirler- yazılar da okunmuş oldu.

Neticeyi kelam Kuşluk Vakti’ne uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.

Nurettin Durman

Genç yetenekler için iyi fırsat

Kuşluk Vakti: Derginin sahibi ve yazı işleri müdürü Salih Güzel. Editör: M. Sait Türkoğlu. Dergi Manisa’da çıkıyor. Edebiyat dergisi tarzında. İki yaprak sekiz sayfa. Tabii bur tarz ürün bakımından oldukça yararlı. Mizanpaj ve düzen bakımından kolaylık sağlıyor. Dergiler çoğaldıkça ürünlerini yayımlamakta zorluk çeken, yer bulamayan yeteneklere fırsat doğuyor. Tabiî şunu vurgulamada yarar var. Kuşluk Vakti dergisi gençler ve genç yetenekler için iyi bir fırsattır.

Burada da bir çatı oluşuyor. Sevindirici bir durum. Umarız ki uzun soluklu olur.

Ali Haydar Haksal

Taşra dergisi imajını yıktı

yusuf_kaplanManisa’da Salih Güzel’in çabalarıyla güzel bir edebiyat dergisi yayımlanıyor: Kuşluk Vakti. Kuşluk Vakti’nin son dört beş sayısının editörlüğünü Fatma Zehra isimli mütevazi, sessiz ama kabına sığmaz bir enerji ve coşkuyla dolu bir arkadaşımız üstleniyor. Fatma Zehra’nın özenli çabalarıyla dergi, zihnimizdeki “taşra dergisi”ne ilişkin bütün olumsuz mitleri yıkmayı başardı.

Yusuf Kaplan

Her sayı bir öncekinden yetkin

kamil-yesilKuşluk Vakti’ni diğer dergilerden farklı bir periyotla izledim. Adres değişikliğinin bir azizliği olarak dergiler bana iki, üç sayı birlikte geldi. Çünkü dergi eski adresimden iki, üç ay ara ile ulaştırılıyordu bana. Bu sayılar ilginç bir karşılaştırma imkanı da verdi bana. Her sayıyı bir önceki sayısından daha zengin, ürün olarak daha yetkin gördüm. İlk iki sayısı bana acaba üçüncü sayı da çıkacak mı şüphesi verdi. Ürün dağılımı ve ürünlerin dergiye yerleştirimi bende böyle bir duygu uyandırdı. Sonra kendini topladı dergi. Eğer bu derli toplu görünüm olmasaydı ürün akışı oldukça sınırlı olurdu. Bu da dergiyi olumsuz etkilerdi. Şunu söyleyelim artık: Nitelik varsa taşralılık ortadan kalkmıştır. Taşralılık yer ile ilgili değildi zaten; ama taşrada yaşayanlar merkezin estetik seviyesinden geri kaldığı için onlara taşralı deniliyordu. Kuşluk Vakti bu zevksizliğe düşmeden rahatlıkla merkez dergilerinin arasında yer buldu. Jeneriği kaldırın, bu derginin Manisa’da çıktığını kimseye inandıramazsınız. Edebiyat, İkindiyazıları ve Ayane geleneğinin bir devamı olarak görüyorum Kuşluk Vakti’ni. İnşallah uzun ömürlü olur.

Kâmil Yeşil

Kuşluk Vaktini sevdim ben

Kuşluk Vakti’ni tam bir yıl önce ve tam da bir kuşluk vaktinde Mustafa Oğuz’un ellerinde gördüğümde çok heyecanlanmıştım. İlk anda bende bırakmış olduğu sıcaklık ve bana vermiş olduğu o heyecan bu güne kadar hep sürdü, hiç eksilmeden! Ve her sayısını öğrencilerimle de paylaştım kimi şiir ve yazıları okuyarak.

Kuşluk Vakti’ni sevdim ben. Bunda 80’li yıllarda Andırın’da merhum Nedim Ali’nin çıkarmış olduğu “İkindi Yazıları”nın da payı vardı belki de! İlk bakışta o dergiyi hatırlatıyordu çünkü bana her defasında elime aldığımda.

İyi şeyler yaptığına inanıyorum ben Kuşluk Vakti’nin, dönüp ardımızda kalan bir yıla baktığımda. Güzel şiirler, öyküler ve denemeler okuduk; birçoğunun tadı hâlâ hafızamdadır. Bosna ile ilgili bir gezi yazısını mesela tadını çıkara çıkara okuduğumu hatırlıyorum şu an.

Bir de şunu söylemem gerekiyor: Yusuf Kaplan’nın “İkinci Yeni” üzerine yapmış olduğu çalışma /değerlendirme çok önemliydi!

Âdem Turan

Sabırsızlıkla bekliyoruz

tayyip_atmacaBir yıl önce üç beş gönül eri ile yola çıkan kervan yolda çoğalarak gönüller fethetmeye doğru gidiyor. Kuşluk Vakti birbirleriyle gönül komşusu olan şairleri, yazarları birbirlerine biraz daha aynel yakin eyledi. Zaman zaman titiz mizampaj ve yazı şiir seçimlerinde aksaklıkları olsa da özünde güzel işler yaptı. Türkiye de elinize aldığınızda okunup kaldırılacak bir dergi olmayı sürdürüyor. Gönlüm sayfa sayısının ilk çıktığı sayılar gibi 4 ya da 8 sayfa olmasından yana. Yazılara ve şiirlere biraz daha özgürlük verilip itiş-tıkış (bu da girsin, puntosu küçük olsun varsın) düşüncesinden uzak durulması. Herkesin sabırsızlıkla Kuşluk Vaktini beklediğini biliyorum. Selam olsun güzel insanlara…

Tayyib Atmaca

Vakitleri aşan bir dergi

Kuşluk vakti yola çıkan (ki ilk adımı marttır ve mart yılın kuşluk vaktine tekabül eder) Kuşluk Vakti, gündönümüne adım atmış. Ne mutlu… O, artık vakitler üstü bir dergi. Mizanpajından içeriğine, yazı kadrosundan tartıştığı konularla bunu gerçekleştirmiş ve varoluşunu kendi gücüyle sağlamış bir dergi. Bir sofra… Bu sofraya katılımların önümüzdeki yıl da daha da zenginleşerek devam edeceğini düşünüyorum.

Mustafa Oğuz

Kuşluk vakti yola düşenler

İnsanın içinde gizli bir yerlerinde yola çıkma arzusu varsa bunu dizginlemesi zordur. Bu

arzu uygun zamanı bulduğunda gün yüzüne çıkmak ister. İşte “Kuşluk Vakit” dergisi de

bu yürek çırpıntısının bir yanması olarak buluştu okuyucularla. Aslında hiç aramızdan

ayrılmayan ama değişik mekân ve isimlerle yürekleri yoklayan bir ekibin meyvesi bu dergi.

Mustafa Uçurum

İkindiyazıları kadar sevimli

asim_gultekinKuşluk Vakti bilmiyorum size de öyle oluyor mudur, bana İkindiyazıları’nın sevimliliğini hatırlatıyor. Bu çok hoşuma gidiyor.

Kuşluk Vakti’nde çok imza olması böylesi bir derginin ne kadar işlevsel bir dergi olduğunu, 4 sayfada, 8 sayfada bile ne kadar çok şey söylenebilirmiş. Kuşluk Vakti’nden bunu öğreniyoruz. Kuşluk Vakti’nin mimarların Kırkikindi dergisindeki gibi ismini de beğendiğimi söylemek istiyorum.

Yürüyüşleri hep bereketle devam etsin.

Asım Gültekin

Şiiri önemseyen bir dergi

“Kuşluk Vakti” samimi bir dergi… Dergiciliğin zor olduğunu uğraşan herkes bilir. Bu zoru başarma ve ortaya emek ürünü eserler koyma adına takdire şayan bir çalışma temposu söz konusu. Şiiri önemseyen ve diğer edebi türlere bir yazı bahçesi olan yanıyla da ayrıca güzel… Özellikle portre bölümü ilgi çekici ve çok faydalı… Yazarlara ait kitaplık bölümü bir vefa örneği… Sade oluşu iyi… Negatif yönlere gelince: İki yaprak olmasından dolayı yazıların küçük puntolarla çıkması dosya çalışmalarına tam olarak yer verilememesi (2008 Yahya Kemal, Nasrettin Hoca ve A. Haşim’in yıl dönümleriydi), kitap tanıtımları, röportaj eksiklikleri, sinema, sanat ve kitap/yazı eleştirileri… Bu kadar eksik kadı kızında da bulunur gerçi. İdeale ulaşmak adına tavsiye olur belki…

Hasan Çağlayan

Yerelliği çoktan aştı

Kur’an’da ve’l-asr, ve’l leyl, ve’s-subh, ve’d-duha (Asra, geceye, sabaha, kuşluğa yemin olsun) gibi değişik zaman dilimlerine yemin edilerek zaman vurgusu yapılmıştır. Kuşluk Vakti bu vurgudan nasibini almış anlar silsilesidir. Niyazi-i Mısrî’nin “Ne maziyem ne müstakbel, her ânın anesiyim ben.” deyişine benzer ne tamamen geçmişin, ne de büsbütün hayalin peşinde bir yıl geçirdi Kuşluk Vakti. Yitik Düşler’den devraldığı bayrağı vaktin bütününü kuşatarak gönüllere yeni menfezler açma yolunda emin adımlarla yürüdü. Salih Güzel’in özel çabası, Fatma Zehra’nın bütün mesaisini dergiye vermesi, Mustafa Oğuz’un Kuşluk Vakti ile yatıp kalkması, üslup sahibi Şemsettin Yapar, Sait Türkoğlu, Nihat Dağlı, Mehmet Aycı gibi kalemlerin dergide yazması, üstüne üstlük Münire Daniş, Cihan Aktaş ve de Yusuf Kaplan hocanın katkıları Kuşluk Vakti’ni çoktan yerel olmaktan öteye taşımıştır. Her sayının bir öncekini de içine alarak helezonlar halinde büyümeye devam edeceğine inancım tamdır. Bir temenni ile bitirelim: Vakitlerin Mehlika Sultan’ı, yolun ve bahtın açık olsun.

Melek Altun

Gençlerle ustalar bir arada

Genç kalemleri usta kalemlerle buluşturuyor olması bile, Kuşluk Vakti’ne önem vermemiz için yeterli. Kaldı ki, yayımlanan çalışmaların büyük bir titizlikle elden geçtiğini, derginin sayfalarını aralayınca hemen görebiliyoruz; sağlam metinler, damardan kelimeler, coşkulu dizeler… 1 yıl boyunca Kuşluk Vakti’nin arşivlerimizde yer alması, okuyucusuna duyduğu saygının küçük bir karşılığı olsa gerek.

Bir de söylemeden geçemeyeceğim; Kuşluk Vakti’nin mutlaka takip ettiğim bir bölümü var: Künye! Evet, Künye’deki ‘adres’i düzenli olarak okuyorum. Manisa… Ege… Okuyucusuna taşra sıcaklığını hissettiren Kuşluk Vakti’nin, memleketimin oralardan bana seslendiğini de duyuyorum mütemadiyen. Bu bana nefes aldırıyor.

Ümmühan Atak

Su tadında bir dergi

Vaktin en mutena tarafını ‘isim’ hanesine nakşeden bir mütevazı mekteptir ‘Kuşluk Vakti’. Az ve öz yoğunluğu ve taşra samimiyeti, yüzünden okunan bir dergi…

Bir yaşını geride bırakmış olmasıyla da, rüştünü ispatlamış bir dergi. Yazı evindeki seçkin konuklarıyla okuyucusuna sıcak selamlar yollamaktadır. Yürüyüşünü sürdürme azmindedir.

İddiasız üslubu, zarif tasarımı ve alçak gönüllü yazarlarıyla kısa sürede güzel bir ‘vaktin’ içinde buldu kendisini. Birikimin ve hayatın izlerini taşıyor Kuşluk Vakti. Sayfalarını karıştırdığınızda muhabbet ve sevgi bulacaksınız.

‘Güzel ’ bir adamın solmayan ve yaşlandıkça gençleşen iç devinimlerini gizleyemeyen bir ‘kalem’in, uzun bir aradan sonra hasretini dindirme girişimi olarak da ifade edilebilir mi bilemiyorum!

‘Gizli mutluluğu’ sadeliğinde gizli bir dergi…

‘Dünyanın nimetlerini kelimelerde, kelimeleri sayfalarında ve satırlarında saklı’ bir dergi…

Her bir ürününde ayrı bir renk, koku ve hava var. Zaten bu çok seslilik değil midir dergileri diğer arkadaşlarından ayıran… Yürekten bir temennim var: Çok uzun yaşa ey zamanın altın dilimi; Kuşluk Vakti…

M. Zahir Ertekin

Bereket getiren dergi

Zamanlar içinde belki de bereketi üzerinde taşıyan ikinci bir an yoktur. Kısa bir gün içinde yani. Kuşluk vakti, vaktin en bereketli ânı… Efendiler efendisi onun için ayrı bir önem vermiş bu vakte.

Kuşluk Vakti dergisi de öyle oldu. Edebiyat dergileri içinde yazılarının bereketiyle, yazarlarının güzelliğiyle, şeklinin özgünlüğüyle ayrı bir öneme sahip oldu.

Okumaya, yazmaya daha da önemlisi yeni ve genç kalemlere fırsatlar sunmaya talip birkaç güzel insanın himmetiyle var olmak yolunu seçti. Ne herhangi bir şirketin ne herhangi bir grubun inhisarına girmeyi seçti. Tekil olmayı seçti, ancak ortaya koyduklarıyla çoğul olmayı bildi.

Bereketli bir dergi demiştim… Evet, bereketi devam ediyor. İlk yılını devirdi devirecek. Daha nice bereketli Kuşluk Vakti demlerine…

Aşk olsun efendim, aşk olsun!

Yılmaz Yılmaz

Karanlıktan aydınlığa geçiş vakti

Gece nöbetinin gündüze devrettiği vakit, kuşlar yuvalarından çıkıp tabiata gülümsediği vakit, uzak diyarlardan sesi gelir bülbülün. Bir güle nağme yakarken bülbül, kuşluk vaktinde sesi duyulur bir gün… Bir bülbül gibi sesini uzak diyarlardan, tüm Türkiye’ye duyuran dergilerden biri de Kuşluk Vakti… “Gece ve gündüz… Birisi siyah birisi beyaz… Karanlıktan aydınlığa geçişin vaktidir kuşluk vakti…”

Manisa’da çıkan, Sahibi ve Yazı İşleri Sorumlusu Salih Güzel olan derginin editörlüğünü ise Fatma Zehra yapmakta…

Henüz yavru bir kuş olmasına rağmen getirdiği sesle birçok kesmin fikrini ve hissini okşayan Kuşluk Vakti, daha şimdiden birbirinden kaliteli sayılara imza atmış. Derginin bilhassa 6, 7 ve 8. sayılarında yer alan İkinci Yeni yazıları büyük bir ilgiyle okunup tartışıldı. Medeniyet, Şiir ve Modern Türk Şiiri’nin yeniden ele alındığı bu sayılar; deneme, şiir, günlük, söyleşi, hikâye ve tanıtım yazıları ile süslenerek alıcısına sunulmuş.

Kuşluk Vakti’ne bu uzun ve çileli yolda sabır ve başarı dilekleri ile…

Sinem Gezeroğlu

Taşra sıkıntısını edebiyatla atıyor

Kuşluk Vakti dergisi Manisa’dan merhaba diyor edebiyatseverlere. ‘Her üç kişiden beşinin şair olduğu ülkemizde’ diye başlayan cümlelere inat, edebiyatın bir kapısını daha açıyor. O kapıdan bir kuşluk vakti girecek ve yıllar sonra şair yazar sıfatıyla ‘ilk yazım / şiirim, Manisa’da çıkan bir yerel dergide yayınlandı’ cümlesini söyletebilmek için gençleri sayfalarına çağırıyor. Onlara gelin birlikte bir mektep kuralım, o mektebin sıralarında şiir, hikâye, deneme soluklayalım, mesajını veriyor.

Kuşluk Vakti dergisi bir edebiyat ve şiir seçkisi. Sekiz sayfalık büyük boy, sarı kâğıda basılmış bir dergi. Ama siz bakmayın sekiz sayfa olduğuna. Okuyucusunun bir edebiyat dergisinden beklentilerini karşılayacak yoğunlukta.

Her iki sayıda da edebiyat dergisi çeşitliliği sağlanmış. Şiirler, hikâyeler, denemeler, tanıtım yazıları, söyleşiler ve günlüklere yer verilmiş. İki sayılık performans, Kuşluk Vakti’nin uzun soluklu bir edebiyatın çekirdeğini bünyesinde taşıdığını gösteriyor. Ayrıca taşra dergisi kavramını aşıp bütün Türkiye’deki edebiyatseverlere seslenmeye de aday. Çünkü Türkiye’nin, İstanbul, İzmir dahil, farklı yerlerinde yaşayan editörler, kendi birikimlerini ve çevrelerini dergiye ilerleyen sayılarda yansıtacak gibi görünüyor.

Kuşluk Vakti’nin belirgin özelliği genç kalemlerle tecrübeli isimlerin bir arada olduğu bir dergi olması… Edebiyat dünyasında isim ve eser sahibi M. Said Türkoğlu, Müştehir Karakaya, Mustafa Oğuz, Âdem Turan, Melek Altun, Şemsettin Yapar gibi isimlerin yanında, Enes Akdağ ve Emine Şeyma Kutluk gibi henüz lise öğrencisi olan imzalar da kendine yer bulmuş Kuşluk Vakti’nde. Adnan Yayık, Salih Güzel gibi, yıllar önce yayınladıkları şiirlerde yetenek uçlarını göstermiş isimler de tekrar karşımıza bu dergide çıkıyor.

Musa Güner

Cahid Efgan Akgül tarafından

Hurufat tozları

Kasım 29, 2007 tarihinde Seyahat dizini altında Cahid Efgan Akgül tarafından yayımlandı ve 1.360 kere okundu

ٲ
Bu sene içerisinde Ankara’ya üçüncü kez gidiyorum. Orası için ezbere konuşulan birkaç cümle vardır. Genel kabule göre, Ankara beton şehirdir, memur kentidir ve sadece soğuktan ibarettir. Hadiseye biraz daha romantik bakanlar için Ankara, yalnızlığın başkentidir.

Beni en çok üşüten gidişim, birinci gidiştir. Anlatmaya değmeyecek şeyler var bu gidişte. Bunu geçelim.

Ama en keyif aldığım Ankara yolculuğum, 2.sidir. Bunu geçmeyelim.

ب
Kilis’ten otobüse binmeden yarım saat evvel Yunus ağabeye telefon açtım. Ankara’da yüksek lisans başvurularımla ilgili biraz işim olduğunu söyledim. Sizi de görmek isterim dedim. Oraya geleceğimi duyunca beni karşılayacağını söyledi ısrarla ve büyük bir keyifle.

Kendisine karşı yaşayacağım mahcubiyetlerin ilkini Sabah 6’da beni karşılamaya gelmesiyle yaşadım. Birbirimizi çok iyi tanıyor ama ilk kez yüz yüze geliyorduk.

Karşımda yüreği kadar iri bir adam: Yunus Nadir…

ت
Sanırım o da benim bu kadar u f a k t e f e k biri olduğumu tahmin etmemiştir. Bindik arabasına ve Çubuktaki evine doğru yol aldık. Aslında otogardan çıkarken Kızılay’a gidelim mi demişti. Ben de ona zahmet vermek istemediğimden reddetmiştim. Meğer Çubuk, merkezden kırk ve beş dakika sürüyormuş. Asıl zahmeti, onu evine yönlendirerek vermiş ve ikinci mahcubiyetimi de o dakika bütün zerrelerimde hissetmiştim. Oysa beraber Nihat Genç’in yanına gideriz, sohbetine iştirak ederiz diye düşünmüş güzel ağabeyim.

Oldu bir kere diyorum ama defalarca da kendisinden özür diliyorum yolda. Ama o mütevazı tavrı ve iri harfleriyle “YAPMA KARDEŞ NE FARK EDER, AMAÇ BERABER OLMAK DEĞİL Mİ, BİZE GİDERİZ” diyor. Yoldayken Aytül yengemize telefon açıp, geleceğimizi söylüyor. Kahvaltılık bir şeyler almak için bir markete giriyoruz yol üstünde.

ث
Yol başını alıp gidiyor, sohbetimiz de.. Öykü ustası Sadık abiyle dostluklarından bahsediyor. Beraber geçirdikleri günlerden, eskimeyen eskilerden.. Ben Ankara’ya varmadan evvel görüşmüş onunla, yanına gidebilmemiz için. Bu gönül insanıyla tanışmak istemiştim. Maalesef o sıra şehir dışındaymış. Yakın zamanda Yunus abi, onunla bir piknik planlamış. Kendisine benden selam götürmesini istiyorum. Gerçi Sadık ağabey’e ara sıra e-posta atıp selam veriyorum. Onun gönlü engin. Hemen cevap yazıyor. İki gözüm, badesselam diye başlıyor her e-postasına.

ج
Tabiî ki Ankara deyince akla gelecek bir başka isim de Nuri Pakdil’dir. Edebiyat Dergisinin banisi… Yunus ağabey onun için “Belki de mahalle kahvehanesinde maç seyredip, sıkı yorumlar yapıyordur” diyor. Maç izleyen bir derviş, Ferrarisi olsa satacak bir Bilge…

ح
Yol boyunca bahsetmediğimiz pek az kişi kalıyor. Hüseyin Cahid Doğan’la tanışıklığımızı falan anlatıyorum. Puslu Maraş hatıralarından ve yurtlardan… Hüseyin’in saçları, ideaları gibi uzundu o zaman. Rahmetli babası kızınca kestirdiğini hatırlıyorum. Postalları vardı. Gümüş yüzükleri ve yastığının altında sakladığı şiirleri bir de.

Beni Hüseyin’le tanıştıran kişi Âdem Akkaya’dır. Sen ve Hüseyin mutlaka tanışmalısınız demiş ve beni kredi yurdunda kaldığı odasına götürmüştü. Odasına ilk girdiğimizde kalın postalları ve dolabına yazdığı iki satırlık İsmet Özel şiiri karşılaşmıştı bizi.

“gözlerim nemli değil,
gözlerim namlu”

خ
Ben bunları anlatırken Yunus abinin evine geliyoruz bile. Aytül yengemiz ve kızı karşılıyor bizi kapıda. Bir de ufak, bıcırık biri var etrafımızda dolanan: S i n e m .

Tarih 19 Mayıs. Mayıs’ta güneşli bir gün. Güneşli günde güzel bir kahvaltı sofrası. O kahvaltı sofrasında keyifli bir sohbet.

Yunus abi eşine Aytuş diye hitap ediyor. Birbirlerini ilk günlerindeki heyecanla sevdikleri her hallerinden belli. Bir o kadar da saygılılar birbirlerine. Biri diğerinin sözünü kestiği zaman özür dileyerek cümlesini kurmaya başlıyor. Herkes birbirinin sözünü balla kesiyor

Kahvaltı sofrasında söz nerden dönüp dolaşıyorsa Yunus abi bize Fütuhat-ı Mekkiye’den bir şeyler okumaya başlıyor. Okuduğu kısmın bir başka çevirisini de okuyup karşılaştırmalar yapıyor. Cahil olduğum konular. Yengemiz de ona eşlik ediyor. Konuyu tartışıyorlar aralarında. Gıpta ile seyrediyorum.

Kahvaltı sofrasından kalkıp keyif çaylarımızı içiyoruz. Üstüne de Halep fincanıyla acı bir türk kahvesi. Küçük dostum Sinemle sohbet ediyoruz arada. Fotoğraflarını çekiyorum. Pek edalı, pek işveli pozlar sonra. Makyaj yapmaya çok meraklıymış, şimdiden oyalayıp boyalamış kendisini. Çok iyi anlaşıyoruz. Aytül yenge “herkesi sevmez böyle, şimdiye kadar sevgisini gösterdiği ikinci kişisin” diyor. Birincisi kimmiş merak ediyorum.

د
Benim Ankara’daki işlerimi tamamlayıp Bursa’ya geçmem gerekiyor. O yüzden vakit kaybetmeden gitmem gerekiyor. Yunus abiler kayınvalidesine gideceklermiş. Onlar da hazırlanıyorlar. Hep beraber atlıyoruz arabaya. Aytül yenge siyasetten dalıyor konuya. Bu sefer de yol boyunca Yunus abiyle siyaset tartışıyorlar. Eşlik ediyorum. Sol görüşlüymüş üniversitedeyken. Sonra da solun sol değil de solumsu olduğuna kanaat getirince sol görüşünü bir kenara koymuş.

Arkadaşlarına hayıflanıyor halen körü körüne, paslanmış ideolojileri savundukları için. Bize de X Partisine oy vermemiz için teşvikte bulunuyor. Abla senin bu propagandanı o parti bilse, seni kadın kollarına başkan yaparlar diyorum.

Bunca siyasete dalmışken Sinem arada sorular soruyor bana. Hızlı hızlı ve hepsinden derhal cevaplar bekleyerek. Dondurmalarımız Yunus abiden…

Çok neşeli dakikalar geçiriyorum onlarla birkaç saat içinde…