Rüzgar Dizini.

Adem Turan tarafından

Ateşböcekleri ile kaneviçe- 7

Ekim 18, 2008 tarihinde Şiir dizini altında Adem Turan tarafından yayımlandı ve 533 kere okundu

aşk ve ötesi

Kurşun kime gitsin şimdi, taş kime
Taş kimin başına düşsün, kim çatlasın!
Ateşböcekleri kanaviçe işlerken kan kıvamında
Bülbüller ilân-ı aşk ederken bağçenin güllerine
Bu rüzgâr alıp nereye götürsün beni, hangi meclise!

 

Rüzgâr hem içimdedir oysa benim hem dışımda
Savurup durur beni türlü belalara, ben buna aşk der geçerim
Kurşunu da taşı da alır meclisin aşk odasına geçerim
Aşk odunda yanıp kül olsam ya da erisem, kime ne!

 

Her akşam bütün bağçeleri aşk ile dolaşıp
Bülbülleri kovsam yeridir bu aşksızlık çağında
Gülleri koparıp atsam, baykuşlara göz kırpsam
Patikalarda yatıp kalsam, dikenlerle canımı acıtsam
Karanlıklarda yolumu kaybetsem, kapkara olsam
Yolculuğumun sonunu bulamasam, yok olsam
Uçurumlardan düşüp ölsem, ruhumu taşlara teslim etsem…

 

Odalarda yanıp duran gölgeler
Her gölgenin içinde aşk kesilmiş gövdeler…

 

Şimdi ben neyim ki, böyle böyle konuşup dururum
Gece gündüz bu noktada döner dururum, döner dururum;
Döndükçe, nokta ateş olur, ben pervane olurum
Döndükçe, her şey bir olur; ne ateş kalır ne pervane!

Editörün notu: Bu şiir “Yedi İklim” Ekim/2008 nüshasında yayınlanmıştır

Elif Bilge Doğan tarafından

Cevizin dalı narindir narin

Ocak 16, 2008 tarihinde Değini dizini altında Elif Bilge Doğan tarafından yayımlandı ve 970 kere okundu

denizin kenarında oturuyorum… dalgınımda… hatta başımı ellerimin arasına bile aldım! ama ne yüzümü okşaması gereken rüzgardan eser var, ne de ellerime sular sıçratması gereken dalgadan..! bilakis; sinir edici bir durguk hakim tabiatta… herşey ölmüş sanki…

Simitinden ve denizinden başka hiç birşeyini, edebiyat olsun diye bile sevemediğim bu şehrin, ahvali, acziyeti, gedikli hatta kelepir maneviyatı gelip oturmuş ikliminin diline… denize değme isteği doluyor içime… ayaklarımı soksam… Biraz eğilsem de “üzülme! ben hala salmış değilim okyanusa al kanlarımı. muhafazasındayım kıyamete dek!” dediğini işitebilsem… ferahlasam, sevinsem… eksilse boğazıma düğümlenmiş şu sitem…

Üzerimde, mutfakta duran bilgisayara, hayvanat bahçesindeki otomobile, kahve içen kediye, kutuptaki zenciye… ya da, ne bileyim işte, o kadar acaip, yabansı birşeye dikilmişçesine yadsı bakışlar var… “boşver” diyor içimden bir ses.. tedbirin(!) umumive şahsi görevlerimizden olduğunu hatırlatıyor diğer ses ve fransızca bilen pardesümü silkeleyerek doğruluyorum… amerika pasaportlu kotumun paçasına yosun benzeri bi şey bulaşmış… her gelişimde, ağzımdan “Beyrut” fısıltısını döken o park yolundan geçerek valiliğin önüne geliyorum… beynimde tutunmayı başarabilmiş bir kaç hatıra kırıntısından anladığım kadarıyla, yıllar önce (en fazla iki yıl!) bu yoldan geçerken, walkmanden “li Beyrut” diyen şarkıyı dinliyordum… söyleyenin sesinin çok harika olduğunu da anımsıyorum ama bir bayana mı,yoksa bir erkeğe mi ait olduğuna dair hiç bir ipucu bulamadım bu kırıntılar arasında; yaşlılık işte!

bu gün, canım memleketime,biricik sılama nazlanasım tutmuş…! bahçedeki tunç heykelin önünde dikilip dururken, doğuyu özlediğimi hissediyorum…Gayserim’in “kadan alayım” ını…. “eee! böyle Ata’m,n’apaaaam!” diyorum… gülesim geldi, sonra dile gelip, “İran’a kadar yolun var!”diyecek diye korkup kaçıyorum… arkamdan “hasbinallah” demiş olamaz demi? bana öylegelmiştir…!

yanımdan, bangır bangır, “it’s my life..” ı ile,gıcır gıcır bir Ford-K geçiyor…

bu parçayı çok severim…”it’s my life mı? ” diye soruyor ikinci sesim.”it’s my life tabii” diyor diğeri….o itirazediyor…”susun bakim! ne kadar geveze oldunuz siz..!”

önce babaannemi gitsem, camiye mi? tereddütüm üzerine hak ettiğim azarı işitiyorum on dakikadır sus-pus duran ikinci sesten “camilere de muhabbetinin kalmadığını söyleme sakın!” yok canım,o kadar da değil,Allah korusun…

dedemi, bahçede, çiçekleri sular buluyorum… neyse ki, karşı kıyıda oturan en son mahalle sakininden önce işitiyor seslenmelerimi de, elini uzatıyor gülümseyerek…

babaannem, en geç haftada bir gördüğü torununu yıllar sonra kavuşmuşçasına hasretle kucaklarken,”geldin mi kızım?” diye soruyor…”hayır babaanne, hala Kayserideyim” diyorum espri olsun diye ama galiba doğru söylüyorum…!