
Rüzgâr hem içimdedir oysa benim hem dışımda
Savurup durur beni türlü belalara, ben buna aşk der geçerim
Kurşunu da taşı da alır meclisin aşk odasına geçerim
Aşk odunda yanıp kül olsam ya da erisem, kime ne!

Biraz eğilsem de “üzülme! ben hala salmış değilim okyanusa al kanlarımı. muhafazasındayım kıyamete dek!” dediğini işitebilsem… ferahlasam, sevinsem… eksilse boğazıma düğümlenmiş şu sitem…

Rüzgâr dindi.
Silkinin tozunuzu
Artık sizi çemberine alacak
bir gönlün taşrasına bile uzak

Ey rûz, ey müsemma!
Şimdi kanamadı, eskimeden beridir
Bir nur tarh edilir göç şimale varanda
Dudakta ağrı kalır


Çünkü onlar gidilecek yeri değil, sırtlarında taşıdıklarını önemserler.

Çok güzelsiniz gözlerinize bakıp size hayır diyemem
Kuşları alın gidin buradan hiç diyemem
Kuşlar bile sizinle güzel
Saçlarınızı savurduğu zaman rüzgâr güzel

Beni ey güz, ağlayan bulutlar aşkına!
Beni ey geçip giden günler, kızarmış nâr aşkına!
Ölüm kapımı çalmadan
Beni dünyanın bütün yokuşlarına…

şu göğsümdeki ejderhayı
şu duvardaki böceği yaratan
alabildiğine korkuyorum
çıldıramamaktan

Nar çiçeğini görünce ben
Çocuk olurum anne
Kuş olurum, kuşların dili olurum
Ama en önemlisi
Âşık olurum anne.