
Bazı yazarlar birkaç eseriyle öykü ve sanat yaşamlarının dairesini kurup tamamlar veya çok kısa zamanda dairelerinin içine sıkışıp kalır. Ya da belli bir yaş sınırını aşar aşmaz daireleri kapanır. Oysa Özdenören, her kitabıyla yeni daireler kurar; bir daire tamamlandıktan sonra bir yenisine geçiş yapar. Hem kendi öyküsünün önünü açar, hem de Türk öykücülüğüne yeni kapılar aralar. Bu anlamda Hastalar ve Işıklar, Çözülme, Çok Sesli Bir Ölüm Gül Yetiştiren Adam, Çarpılmışlar, Denize Açılan Kapı başka başka daireleri oluşturur. Kuyu ile başlayan süreçte ise iç içe geçen, birbirinden ayrı, ama birbirini bütünleyen yeni bir süreç göze çarpar. Kuyu, aşkın öyküsüdür. Hışırtı ile başlayan, Toz ile devam eden süreç ise, aşkı konu olarak da doruklaştıran felsefî özellikli öykülerdir.

Mahşerinin eşiğinde duran nice insanla saf tutuyoruz. O safta irkiliyorum. Hüzünlüyüm. Bir kez olsun ziyaretine gitmemişim. Buna üzülüyorum. Buna üzülmeli insan. Rasim Özdenören’in elini öpüp, “Hocam, dünya gözüyle görme imkânı bahşeden yaradana şükürler olsun” dediğimde ne kadar sevindiysem şimdi de o kadar üzülüyorum.

Durumun çok da değişeceğini sanmıyorum. İnsanların edebiyata sağırlığı devam edecektir. Bir avuç edebiyatçı da kendi dünyasında kendi türküsünü söylemeye devam edecektir. Usta kalemlerin yeni eserlerin yanında yeni isimlerden ilk eserleri de okuyacağızdır. Zaman zaman dönemini tamamlamış isimlerin geri çekildiğini gördük geçmiş yıllarda. Bu sene içinde de yeni çekilmelere tanıklık edebiliriz.

Şaşkınlıktır Cahit Zarifoğlu’nun çevresine saçtığı. Daha tanışmıyorlarken Cemal Süreya’yı arayarak aynı evde kalmalarını teklif edecek, Süreya ise kendi tabiri ile uzun bir süre şaşkınlığını atamayacaktı. Aşka Dair’i de bu ilginç tanışma faslından sonra hem Papirüs’te hem de Papirüs seçkisinde yayımlanacaktır. Bundan dolayı Aşka Dair, İkinci Yeni içinde Zarifoğlu’nun en bilindik şiiri olacaktır.