Nefis Dizini.

Rıfat Araz tarafından

Bildim seni

Mayıs 20, 2008 tarihinde Şiir dizini altında Rıfat Araz tarafından yayımlandı ve 963 kere okundu

Sınır koydun hayra, şerre;
Görülünce bildim Seni!..
Bu kör nefsim, kara yere;
Sürülünce bildim Seni!..

Verdin, verdi hayrın eli;
Gönül geçti kaç menzili?..
Bu benliğin azgın seli;
Durulunca bildim Seni!..

Diner sandım cevr ü cefâ;
Meğer bu dert, sende devâ!..
Tâ ezelde ahde vefâ;
Sorulunca bildim Seni!..

Her bir azam söyler seni;
Sen süsledin gül bedeni!..
Son nefesin ilk deseni;
Derilince bildim Seni!..

Işık verdin can çırama;
Hikmet saldın ak, karama!..
Bu aşk odu kalp yarama;
Sarılınca bildim Seni!..

Sabır koydum eleğime;
Kan sürüldü gömleğime!..
Gök ekinler yüreğime;
Serilince bildim Seni!..

Yılmaz Yılmaz tarafından

Kırılgan hayatlar yaşıyoruz

Mart 25, 2008 tarihinde Deneme dizini altında Yılmaz Yılmaz tarafından yayımlandı ve 649 kere okundu

Kırılgan hayatlar yaşıyoruz, ne üzüldüğümüz belli ne güldüğümüz…

Varsa yoksa kırılıyoruz, alınıyoruz birilerine sürekli. Hayatımızın büyük bir bölümü kırılma, alınma ve ardından gelen depresyonla baş edebilmek için sarf ediliyor, desem abartmış ya da insafsızlık etmiş olur muyum?

Evet, size yöneltilmiş itham cümleleri olarak da okumanız mümkün bu satırları; ama ben daha çok “sana söylüyorum ey nefsim” diyerek içime seslenmeye, kendime duyurmaya çalışıyorum bu sitemleri… O bakımdan birinci çoğul çekimli her seslenme cümlem emin ol kendimedir…

Ne gözünün önünden güneşi çalınmış hüzün yorgunu kadınlar, eşler ne de “yar yakmış yine mektubun ucunu” türkülerini ezberden okuyan sevdalılar geliyor aklıma ne de sargı bezleri içinde kaybolan minicik başını gövdesi üstüne dik tutmaya çalışan çocuk…
Hüzün, her coğrafyada aynı dille ifade edilmese de aynı duyguları uyandırdığı için geçer bir dil…

Sözün ucunu getirip bir şekilde Irak’a, Afganistan’a, Sudan’a, Darfur’a, Ruanda’ya, Kongo’ya… ve yüreğinde şiir gibi okunan hüzünler gizleyen ülkelerin insanlarına bağlamak kaçınılmaz oluyor…

Onların derdi, kırılganlıkları yanında benim derdim, kırıldığım şeyler ne kadar önemlidir ki?

Kendi benliğimizin kaprisleri, homurdanmaları içinde kaybolmuşuz. Minicik sıkıntılarımız içimizi, dışımızı, çevremizi o kadar doldurmuş ki başkasının acısını görmekten bir o kadar uzak düşmüşüz…

Aslında hepsinin temel sebebi, Susan Sontag’ın dediği gibi, başkalarının acısına dokunamamaktır. Evet, onca acıyla çepeçevre kuşatılmış iken etrafımız dönüp bakma zahmetine girmeye bile eriniyoruz. Kulakları sağır edecek gürültülere bile duyarsızlaşmışız sözün özü…

Ey İnsan!
Kulağını daya yerin bağrına, duymaya çalış gelen sesleri…
Nice yorgun “efendi” tepük vurdu bu toprağa, hani nerdeler şimdi? Var mı birinden esami?