
Makine ustasının sırrının sessizliğiyle çalışması, ondaki sabrı, temkini, iradeyi ve kararlılığı gösterir. Adı üstünde ‘emek’ verendir, emekçidir o. Ben’in soğuması, ekmek döktüğünden bellidir. Ekmek azizdir. Ben, insanın en büyük tuzağıdır.

Şaşkınlıktır Cahit Zarifoğlu’nun çevresine saçtığı. Daha tanışmıyorlarken Cemal Süreya’yı arayarak aynı evde kalmalarını teklif edecek, Süreya ise kendi tabiri ile uzun bir süre şaşkınlığını atamayacaktı. Aşka Dair’i de bu ilginç tanışma faslından sonra hem Papirüs’te hem de Papirüs seçkisinde yayımlanacaktır. Bundan dolayı Aşka Dair, İkinci Yeni içinde Zarifoğlu’nun en bilindik şiiri olacaktır.

Bu güzel dileğe gönülden katılıyoruz: “ Haydi yolun açık olsun”.Yolculuk şimdilik buraya kadar.İçinde hüzün, yalnızlık, gurbet, emek, sevinç, vuslat olan daha nice tren şiirleri yazılmıştır: Şiirden tren

Ne ki, aşkın geleneksel tasavvurundan hayli uzaklaşmış bulunuyoruz. Arada kimi ışıltılı öykülere rastlamıyor değiliz ama aşkın, alabildiğine kirlenmiş bir toplumsal ortamda, ilahi yönleriyle anlatılması artık imkansızmış gibi görünüyor. Aşkın imkansızlığı sorunsalı, modern edebiyatçının çeşitlendirmekten usanmadığı bir mesele olarak önümüzde duruyor. Aşkın vahşi ve cinsel özellikleriyle ele alındığı kimi ‘başarılı’ metinlere rastlıyoruz.

Sözünü ettiğimiz Türk şairlerinde yapıları gereği, bütünleşmeden, belli noktalardan yakalanan şiir, Zarifoğlu’nda hayatın her noktasında yakalanıyor ve yekpare bir bütün çıkıyordu ortaya. Bu yüzden varoluşun her boyutuyla örtüşüyordu şiiri. Hayatla birlikte akışın ritmini tutturmuştu birkez: “Tanıkol / Yer sahibi gök sahibi / aktığımıza / içimize koyduğun sesle ”.