İsyan Dizini.

Yulun Eke tarafından

Fantastik, isyanın arka bahçesi midir?

Eylül 6, 2008 tarihinde Sinema dizini altında Yulun Eke tarafından yayımlandı ve 7.742 kere okundu

Kendi durumumuzu gizlemenin birçok yolu var. Muhalif olma bunlardan biri. Muhalefetinize bir şeyleri koruma soylu vasfını da eklediniz mi, kimse sizi çıkaramaz artık, tanıyamaz. Gerçek sizle tanışmak kimseye nasip olmayacak demektir. Hakiki olmayanın arkasından gitmeme, izini sürmeme anlamına gelen bu güzelim, asil nitelik böylece yerle bir edilir ve çok yüzlülüğün peşi sıra gitmek olur çıkar.

Neleri gizler muhalefet? Art niyetlerimizi, pörsümüş duygularımızı, içine düştüğümüz çirkefi, günahlarımızı, en önemlisi cehaletimizi. Şimdi çok garip bir durumdayız. Hakikatin peşi sıra gitmesi gereken halife olarak nitelenen insanın aynı halinin öteki yüzü olan hakiki olmayanın yolundan gitmeme asaletine olumsuz mu bakıyoruz o zaman? Tövbe… Böyle düşündüyseniz yollarımız burada ayrılıyor demektir. Yazıya “bi bildiği vardır adamın” deyu devam ediyorsanız sizinle de yolumuz burada ayrılsın. “Muhalif yanımızı asla pörsütemezsin” diyenlerdenseniz haydi devam edelim o zaman. Hakikatin hakkını ali tutmak muhalif yanımızı sürekli bileylemekle mümkün olabilir zira. Muhalefet hakkın yanında tavır almaktır. Bu girdinin devamını oku →

Özlem Coşan tarafından

Kör noktalar iyileşir mi?

Ekim 29, 2007 tarihinde Şiir dizini altında Özlem Coşan tarafından yayımlandı ve 668 kere okundu

I
İmzasız düşlerin uçurumundan, tutunduğum dalları da bırakarak düşüyorum.
Yüreğimde kayıtlı sevda şiirleri silindi.
Benim bu yorgun omuzlarıma, ay ışığının bile değesi yok.
İsraf edilen ümitlerin ahı tutuyor belki…
Uykuda kör oluyor gözlerim ; rüyalar yasak bölge…

Ellerimin sıcaklığı hep yalan.
Sessiz ama en çok ıssız kaldım içimde bir yerlerde…
Yoksa gurbet, içte midir?
Saatler dolu dizgin ama aynalar bekleyişte şimdilik.

İsyandan ateş çıkar ; sükût yağmur bırakır.
Ve sevgilinin gözleri hep uzakları sever…

II
Çağırıyor deniz “sabahları gel” diyor, “güneş uyanmadan”…
Üşürsem, diyorum ekliyor : ” Ne çıkar, martılar da üşüyor.”
Bahar gelmiş değil ; ağaçlar aldandı belli ki…
Cemreler yanılmaz ama İstanbul direniyor.
Ekinler toprakta beklerken ve uyurken soğuk kanlılar, yaşamamak olmuyor.
Gün vaad ederken en olmazları, kimse ben almam demiyor.
Buna rağmen alamadan payımı ve tüketip daha fazlasını dönüyorum içime.
Sebebim olacak bu yağmur derken, doğru olmadığını biliyorum.

Sebebim, belki şiir… En çok da sol yanım.

III
Geceye yetişmek için yola çıkanların ve sonra ışığa aldanıp geri dönenlerin
gel -gitlerine alıştım.
Şaşırmadığım hep bu yüzdendir.

Tuhaf…
Ucuz itiraflar, rahatlatıyor çok defa.
Yük sahiden hafifler mi?

Sarılmak bile güven vermiyorken bugün,
umuda türkü yakmak,
sözlerin kanına girmektir.

IV
Bizler hudutları çizilen hayallere önce gönlümüzü,
ardından alnına kara çalınmış yaslı acılar emanet ettik.
Azledilmiş ruhlar, müebbet aşkların izini sürerse;
belki teselli buluruz.

Aklımdan neler geçiyor…
Dördüncü cemre rüzgâra salındı da yer altında gömülü düşleri uyandırdı sanırım. Öyleyse baharda ağlamak, yağmura eş midir?

Ümidi olan utanıyor ;
zira mumun kandile dert yandığı bir gecede seher yelini özlemek ayıp sayılır.

V
Kutlu ve kutsal bir yangının ortasında ıslanmayı bekliyorum.
Kollarım açık ve yüzüm göğe dönük.
Sonra dönüyorum usulca… Ateşi çoğaltıp, yağmuru bırakmadan.
Alevler içimde şimdi, damla bulutta saklı.
Gündüz, zamanın elinde ama geceler bize mahsus.
Parolası ecel olanın kalbinde ezel yazılıysa,
gizli bahçelerde karanfiller neden açar, bilinir.

İnadına sevda bu, ölümüne isyan.
Darağaçları sürgün verecek bir gün ; ölürseniz görürsünüz.
Vakti olana gam yok. Selviler cömerttir.
Ve değil mi ki sayılı gündür, bekleyin.
Çabuk geçer.