He Dizini.

Devran

Mart 17, 2009 tarihinde Hikâye dizini altında Sadık Yalsızuçanlar tarafından yayımlandı ve 983 kere okundu

“Bir ignliiz üvnsertsinede ypalın arşaıtramya gröe,
kleimleirn hrfalreiinn hnagi srıdaa yzalıdkılraı ömneli dğeliimş.
Öenlmi oaln brinci ve snonucnu hrfain yrenide omlsaımyış.
Ardakai hfraliren srısaı krıaışk oslada ouknyuorumş”

Bilebildiğim kadarıyla ilk ve son harf eliftir.
Bu durumda elifle başlayan yine elifle biten bir kelime olarak lale, lael diye yazınca lale anlaşılmıyor. Lale Allah’tır, Allah da elifle başlar elifle biter. Güzel he ile biter gerçi, güzel he de bir nevi eliftir. Güzel he beni daima telaffuz ettiğimde büyüler ve içine çeker, orada kaybolurum. Güzel ve he. İki güzellik ve hafiflik birleşir. Dünyaya gelirkenki halimizi en güzel anlatan harf güzel he imiş gibi gelir bana. Saf, ağırlıksız, katışıksız bir şey…Dünyaya gelirken temiz geliriz. Keşke giderken de öyle gidebilsek. Bu mümkün müdür? Bazıları bunun mümkün olduğunu söylüyor. Bazı insanlar tanıyorum, güzel he gibiler. Yanlarında en küçük bir sıkıntı duymuyorsunuz. Güzel he gibi saf, ağırlıksızlar. Onlar sanırım ahitlerine bağlı kalıyorlar. Bebek gibiler. Doğdukları anı koruyorlar. İnsan bir ömür nasıl koruyabilir kendini? Harakani’nin duası böyle imiş. Allahım! Beni dünyaya saf, temiz gönderdin. Ölünce huzuruna beni dünyaya gönderdiğin gibi dönmek istiyorum.
Ne güzel bir dua değil mi? Bütün bir hayatı özetliyor. Hayatın özünü anlatıyor. Keşke sözlerimiz böyle hayatın özünü anlatabilse. Ama bizler kusurlu ve sınırlıyız. Dilimiz gönlümüzde ne varsa onu anlatıyor. Gönül deniz, dil kıyıdır, derler. Denizde ne varsa kıyıya o vururmuş. Yazarken bazen böylesi bir duruluk hisseder gibi oluyorum. Ama baştan sona bunu hissettiğim bir şey hiç yazamadım. Belki bunu yazmak için onca kelime israfı yapıyorum. Tek harfle yazmak. İlk ve son harfin elif olduğu bir şey yazabilmek.
Belki de bütün harfler noktadan doğdu. Elif, yedi noktanın üst üste gelmesiyle oluştu. Be örneğin, yan yana yedi nokta idi, uçları yukarı kıvrıldı.
Belki bizler de noktadan doğduk.
Her şey nokta idi, onu bizler çoğalttık.
Neyse…aynı şeyi dönüp dönüp anlatmanın bir manası yok.
Zaten, bu da bir hikaye değil.
Öylesine yazıldı.

Sessiz

Ocak 5, 2008 tarihinde Hikâye dizini altında Sadık Yalsızuçanlar tarafından yayımlandı ve 813 kere okundu

Sen elifsin.
Çünkü otuzüç yıl önce doğdun ve birsin.
Ben he’yim. Kırkdört yıl önce öldüm ve ikiyim.
İkimiz bir olunca aşıklar ah çeker. Ah bir iklimdir, orada sadece benzersizler oturur. Kendine benzemeyen ancak kendine benzemeyenlerce görülebilir. Gören de görülen de bir olur.
Ben birlik için geldim bu deme. Gördüğüm demi hoş gören bir Settar var bilirim.
Şimdi buradayım, şehrin güneybatı ucundaki sitede.
SessizSalonundan dünyanın diğer ucunun göründüğü kirli sarı renkteki duvarın bu yanında.
Diğer yanında senin düşürdüğün gölgeler var. Onları parçalıyorlar görüyorum.
Çocukların da beynini dağıtıyorlar.
Kadın balkon kapısını açıp çıkıyor, aşağı atıyor kendini, onu da görüyorum, ama biliyorum ki sen birsin ve otuzüç yıl sonra hala bu bahçedesin.
Ben güzel he’yim, seninle bu bahçeden çıkmak istemiyorum.
Bu kaçınılmazdı, çünkü ben senin ben olman için sen olmuş, bu yüzden kırkdört yıl önce ölmüştüm.
Sen gecesin. Çünkü annesin. Üç ay doğdu senden.
Ben gündüzüm. Çünkü babayım. Üç yıldız kaydı benden.
Sen bürünensin, ben bürüyenim.
İkimiz bir günüz, bir gece bir gündüzüz, bizi üç dolunay ışığı yıkıyor bu kentin kirlerinden paslarından.
Bu pası bir tas ağu gibi içiyor ama zehirlenmiyoruz.
Sen simyasın. Çünkü şehvetinin gecesinden kurtuldun, kirin pasın gitti, kehribar gibi içinden bir ışık çıkıyor, gündüzü kuruyor.
Ben anları eşit olan gündüzüm, ancak seninle görebilirim.
Sen güneşsin, çünkü elif birdir ve ancak güneş birlenir, ayları yıldızları içinde gizlenir.
Ben biçim ve kalıbım, seni birleyince düştüğüm şirkten beni ancak aşk denilen sultan kurtarabilir.
Görüyorsun, sana her zamanki gibi eski zaman hikayeleri anlatıyorum.
Elimden bu geliyor ancak, çünkü sen bütün maceraları biliyorsun.
Sen günahsın ben günahkarınım, sana kulluk ediyor nura gidiyorum, günah işledikçe ateşe düşüyorum, oysa diyor, nur ateşten daha çok yakar.
Nur aşktır o halde, bunu ancak sen bilirsin.
Sen haysın, beni öldürdün şimdi dirilteceksin. Az önce öldüm, az sonra dirileceğim.
Dirilt beni, sen Haysın, senden otuzüç çocuğun yüzü ay gibi ışıldar, ben perdeyim, benimle örtünürsün.
Sen örtünensin ben örtüyüm, ben, senin kendini örtmen için açıldım, gizlenerek açığa çıkarsın.
Sen elif’tin ve hala öylesin, ben güzel he idim, mim oldum, şimdi övülmüş olanın işaretiyim.
Ben kırmızı toprağım, şimdi onun işaretiyim, çıkar beni bu kaptan, kurudum, güneşte kırkdört yıl kaldım kurudum, tok bir ses çıkıyor içimden, bu çamurdan kurtar beni, dirilt ki, benden bir hayat daha çıksın.
Sen diriden yaratılansın, benim anlı şanlı eğe kemiğimsin, senden boşalan yere arzuyu dolduransın, benim parçamsın, ben senin yurdunum.
Bu yurttan çıkıyorum şimdi, bak dilimi değiştiriyorum, seninle kırkdört yıldır konuştuğum dili terk ediyorum, ölüyorum, ölünce ifadem donuyor, yüzüme bak, orada, acıdan örülü kırkdört taneli kehribar tesbihi göreceksin.
Onu terk ediyorum. Şimdiye kadar yaptığım gibi, amaçsız yürüyeceğim.
Kastı olmayana kastettiğini biliyorum, sırların algıma gizlidir, bunu da biliyorum.
Çünkü sen elifsin. Gelip gidip bir şey bulamayanların sığınağısın.
Üstüne yıldızlar yağan çocukların, insanın kendi kendine ulaşabildiği hakikatlerin, kadının erkekle çarpımının sonsuzluğunun şiddetisin.
Sen elifsin, güzel he’sin. Ben senden geldim, seninle doğrulttum yüzümü, sana yöneldim, sana verdim gönlümü. Ben senin ben olabilmen için sen oldum.
Bugün doğumgünün.
Dün yine dünyanın güneyinden, doğusundan, kuzeybatısından yüzlerce ölüm haberi geldi.
Sana doğumgününde ne söylesem içim acıyor.
Kelimeler dönüp dolaşıp o yalnızlığın yırtılan yüzünü anlatıyor.
Oysa ben artık konuşmak istemiyorum.
Çünkü sen elifsin, her an yeni bir huzurla esiyorsun.
Hatırlıyorum, otuzüçyıl önce bugün de her şey sessiz olmalı demiştin.
Geçen yılki doğum gününde dediğin gibi.
Her şey elif ile lamın birleşmesi ve yılların bir düş olması gibi sessiz kalmalı.