You are browsing the archive for Acziyet.

Elif Bilge Doğan tarafından

Cevizin dalı narindir narin

Ocak 16, 2008 Değini Elif Bilge Doğan tarafından

denizin kenarında oturuyorum… dalgınımda… hatta başımı ellerimin arasına bile aldım! ama ne yüzümü okşaması gereken rüzgardan eser var, ne de ellerime sular sıçratması gereken dalgadan..! bilakis; sinir edici bir durguk hakim tabiatta… herşey ölmüş sanki…

Simitinden ve denizinden başka hiç birşeyini, edebiyat olsun diye bile sevemediğim bu şehrin, ahvali, acziyeti, gedikli hatta kelepir maneviyatı gelip oturmuş ikliminin diline… denize değme isteği doluyor içime… ayaklarımı soksam… Biraz eğilsem de “üzülme! ben hala salmış değilim okyanusa al kanlarımı. muhafazasındayım kıyamete dek!” dediğini işitebilsem… ferahlasam, sevinsem… eksilse boğazıma düğümlenmiş şu sitem…

Üzerimde, mutfakta duran bilgisayara, hayvanat bahçesindeki otomobile, kahve içen kediye, kutuptaki zenciye… ya da, ne bileyim işte, o kadar acaip, yabansı birşeye dikilmişçesine yadsı bakışlar var… “boşver” diyor içimden bir ses.. tedbirin(!) umumive şahsi görevlerimizden olduğunu hatırlatıyor diğer ses ve fransızca bilen pardesümü silkeleyerek doğruluyorum… amerika pasaportlu kotumun paçasına yosun benzeri bi şey bulaşmış… her gelişimde, ağzımdan “Beyrut” fısıltısını döken o park yolundan geçerek valiliğin önüne geliyorum… beynimde tutunmayı başarabilmiş bir kaç hatıra kırıntısından anladığım kadarıyla, yıllar önce (en fazla iki yıl!) bu yoldan geçerken, walkmanden “li Beyrut” diyen şarkıyı dinliyordum… söyleyenin sesinin çok harika olduğunu da anımsıyorum ama bir bayana mı,yoksa bir erkeğe mi ait olduğuna dair hiç bir ipucu bulamadım bu kırıntılar arasında; yaşlılık işte!

bu gün, canım memleketime,biricik sılama nazlanasım tutmuş…! bahçedeki tunç heykelin önünde dikilip dururken, doğuyu özlediğimi hissediyorum…Gayserim’in “kadan alayım” ını…. “eee! böyle Ata’m,n’apaaaam!” diyorum… gülesim geldi, sonra dile gelip, “İran’a kadar yolun var!”diyecek diye korkup kaçıyorum… arkamdan “hasbinallah” demiş olamaz demi? bana öylegelmiştir…!

yanımdan, bangır bangır, “it’s my life..” ı ile,gıcır gıcır bir Ford-K geçiyor…

bu parçayı çok severim…”it’s my life mı? ” diye soruyor ikinci sesim.”it’s my life tabii” diyor diğeri….o itirazediyor…”susun bakim! ne kadar geveze oldunuz siz..!”

önce babaannemi gitsem, camiye mi? tereddütüm üzerine hak ettiğim azarı işitiyorum on dakikadır sus-pus duran ikinci sesten “camilere de muhabbetinin kalmadığını söyleme sakın!” yok canım,o kadar da değil,Allah korusun…

dedemi, bahçede, çiçekleri sular buluyorum… neyse ki, karşı kıyıda oturan en son mahalle sakininden önce işitiyor seslenmelerimi de, elini uzatıyor gülümseyerek…

babaannem, en geç haftada bir gördüğü torununu yıllar sonra kavuşmuşçasına hasretle kucaklarken,”geldin mi kızım?” diye soruyor…”hayır babaanne, hala Kayserideyim” diyorum espri olsun diye ama galiba doğru söylüyorum…!

Mehtap Kabataş tarafından

Sultan Abdülbaki

Mart 16, 2007 Şiir Mehtap Kabataş tarafından

1.
Sen geçerken
Şefkatten bir koku eser
Eteğinin ahengiyle
Aşıklar kendinden geçer

2.
Kursakta dizilen lokmalar
Nefesinle yutulur
Acı, bir yerdir der gözlerin
Acziyete oradan varılır

3.
Tevazuyla başını eğersin
Derviş utanıp yanar
Sen gülümsersin
Derviş hayatı
Yeni baştan yaşar

4.
Kokun toprak gibi umuttur
Omzuna değdiğin derviş
Gül bahçesinde
Kelebektir

5.
Habibin gölgesidir vatanın
Hüseynidir temiz soyun
Seni seven onu sever
Derviş nasıl sevsin
Sen sevmesen