Süreyya

2

Bir şey var hep,
Beni uzak tutan her şeyden…

Süreyya yerinde değildi! Bu nasıl olabilirdi! Kaşla göz arasında nereye gitmişti. Gökten bir yıldız kaydığını gören olmamıştı. Süreyya, bir takımın eşsiz birlikteliğini ruhunda barındıran ender yıldızlardandı. Işıltısının yerini kimsenin dolduramayacağı gece gibi aşikardı. Bıraktığı boşluk derin bir kuyuyu andırıyordu. Sarsılmaz varlığı asırlardır aynı yerde duruyordu. Yıldızlar birbirlerine bakıp, fısıltıyla bir şeyler söylüyorlardı. Gökteki fısıltı yeryüzüne iniyordu ama yeryüzü öylesine uğultularla doluydu ki , hiç kimse bunun nereden geldiğini merak bile etmiyordu. Yıldızların gözleri hiç olmadığı kadar büyümüştü. Nicedir Süreyya’da bir gariplik seziyorlardı. Eskisi gibi coşkuyla göz kırpmıyordu. Nereye gitmişti Süreyya? Son zamanlardaki halinin sırrı neydi? Şikayet ettiğini kimse görmemişti ama bir şeylerin değiştiğini anlayabiliyorlardı. Yine de kimse fazlaca üsteleyemiyordu, çünkü Süreyya’nın inadını kıramayacaklarını biliyorlardı. İçinde yaşattığı dünyayı kimseyle paylaşmazdı. Mükemmeliyetçi bir çizgisi vardı. Ona belli bir mesafeye kadar yaklaştığınızda, çekim alanına kapılmamak imkansızdı. Ulaşılmaz, gizemli bir havası vardı. Çevresine berrak bir güven duygusu yayıyordu. Tüm yıldızlara karşı kibardı, hiç birine farklı bir tutum takınmıyordu. Kızgın ve suskun hallerine denk gelmişlerdi nadiren, ancak bunun kaynağının ne olduğunu kimseye yansıtmazdı.

Aynı saatlerde, hastanenin cam kenarındaki yatağında yatan kızın yüzünde hiç olmadığı kadar parıltı vardı. Doktor ve hemşireler sebebini çözememişlerdi. Oysa durumu ciddiyetini koruyordu. Aylardır hastanede yatıyordu. Neredeyse bir deri bir kemik kalmıştı. Giderek ziyaret edenleri azalmış sadece çok yakınları gelip gider olmuştu. Geceleri daima açık duran gri tül perdeli penceresinden, hiç uyumadan yıldızları izlerdi. En ağrılı gecelerinde bile, oradan elini tutan bir el varmış gibi huzurlu bir tebessüm içinde olurdu. Adeta geceleri yarine kavuşurdu. O aşıktı! Gecenin en şahane bakışlı yıldızını umutsuzca seviyordu… Hastalığın seyrine bakılırsa, çok az günü kalmıştı. Ölüm,ağrılar,kan sıradan hale gelmişti. Yeryüzünün tadı tuzu kalmamıştı, artık kimse kimseye acımıyordu.Yıldızlar durumu endişeyle izliyorlardı. Ne olacaktı insanoğlunun hali..Bilen var mıydı…

Gece yıldızları alıp götürmüş,sabah olmuştu. Kız, doğan güne bir daha uyanmayacaktı. Yüzü öyle duru görünüyordu ki.. Şaşkınlık verici bir aydınlığa sahipti. Ölüm –hiç- kimseye yakışır mıydı?! Avucu sıkı sıkıya kapalıydı. Elinde her ne tutuyorsa, bu onu son nefesinde yalnız bırakmamıştı. Kimse avucunu açmayı denemedi.

Yazar Hakkında

Ayşe Cevahir

Ayşe Cevahir

1970 Trabzon doğumlu. Kimya mezunu. Ürünleri Yedi İklim'de yayımlandı. | Yorumları
2
Adet Yorum Listeleniyor...
  1. 1İsmail Karakurt
    7:28 am | Temmuz 2, 2005

    doğrusu yakıcı bir öykü.
    beni çok etkiledi.
    kurgu güzel.
    sonuç harika.
    kalemine bereket…

  2. 2Ayşe Cevahir
    7:28 am | Temmuz 2, 2005

    teşekkür ederim..
    sizden bunları duymak ne güzel…

Yorum Ekleyin