September 8, 2008, 21:04

Skolastik düşünceyi (yeniden) keşfetmek

Anahtar kelime: , ,
Çarşamba, Aralık 26, 2007, 22:19
Dizin: Deneme | 1 Yorum | 304 okuma

En çok aklıma takılan kavramlardan biridir “aydın” kavramı. Hani aydınlıktır, ışıktır, karanlığa bir meydan okuyuştur aydın’lık. Bunları düşününce de hemen aklıma Konfüçyüs’ün tarihe geçmiş sözü gelir: “Karanlığa küfretmek yerine bir mum yak.” Öyle ya aydın küfretmez, kendinden ışık verir civarına ve dahasına.

Böyle bakarken aydın’a ve aydın’lığa anlamlandıramadığımız durumlar da oluyor elbette. Hani bir fildişi kule benzetmesi vardır, aydına yakıştırılan. Toplumun aydınları fildişi kulelerinde yaşar, bu yüzden ne halka karışırlar ne de halk onlara karışır. Ama tarihe baktığımızda halka karışıp da halkın karıştığı pek çok aydının da varlığını göreceksiniz. Sokrates bunun en bariz örneğidir. Nitekim halka karıştığı için de cezasını çekmiştir. O halde buradan dolaylı da olsa şu sonuç çıkar ki; eğer aydınsanız ve yaşamak istiyorsanız derhal fildişi kulenizin inşasına başlayın.

Skolastik Düşünceyi Yeniden Keşfetmekİşte toplumlarda bu inşaat yoğunlaştıkça yozlaşmanın önüne geçecek insanlık işçisi kalmadı. Evet, deyim tam da yerinde. İnşaatın telaşında gerçekliğine yabancı düşen aydınlar, aslında insanlığın işçisini olduklarını unuttular. Yok oluş, susuş ve sürekli yakaza hali, bu gafletle başladı. En çok da Batılılaşma serüveninin yoğun yaşandığı ülkelerde yaşandı bu süreç. Hiçbir delikanlı geçip de kalabalıkların önüne: “Durun! Attığınız her adım özgürlüğünüzden bir gün eksiltiyor. Durun! Adım attıkça kendi özünüzden, vatanınızdan ve değerlerinizden uzaklaşıyorsunuz.” Demedi. Diyemedi. Çünkü kalabalıklar çoktan karanlıklarına göz kırpan mum ışığının cazibesine kapılmıştı. Yapılacak tek bir şey kalmıştı: Fildişi kuleye çıkıp ölümü beklemek.

“İyi bakınca Skolastik düşüncenin Doğu toplumlarınca pek de benimsenmediğini görürüz.”
Ömer Vural
Skolastik Düşünceyi…

Bizim ülkemizde de böyle yaşandı acılı yıllar. Ama bir farkla ki, halka karışıp cezasına razı olanlar da vardı aynı zamanda. Şimdi ise ne halkın dışında ne de halktan içeri. Olmazlar içinde bir insanlık oluyor ki, ne adı ne de sıfatı insan. Ha bu demek değil ki aydınımız yok. Aydın var, ancak aydınla aydınlanan yok. Kitap okuma yüzdelerinin diplere vurduğu, okunan kitapların çoğunun da model almaya yönelik piyasa kitabı olduğu, insanların üretmek yerine tüketmeye zaman ayırdığını gördükçe yalancı bir mum ışığının neler yapabildiğini görürsünüz. Toplumumuz büyük oranda genç nüfusa sahip. Ancak bu sahiplik fiziksel manada kaldığı için çok da anlam ifade etmiyor. Çünkü diğergamlık üzerine kurulan insani değerler bu dönemde anlamlı olarak görülmüyor. Onun yerine kişisel çıkarların çerçevesinde oluşturulan geçici birliktelikler kuruluyor. Toplum olmanın esasları bir bir sökülüyor tırnak gibi, acısını da yalnız halkın içinde cezasını bekleyen aydınlar duyuyor.

Böylesi bir karanlıkta “neden” diyor insan. Neden aydın’lanamıyoruz? Öyle ya nedir bizi bu kadar karartan ve durgunlaştıran? Skolastik düşünceyi yeniden mi keşfediyoruz? Oysa ki bir şey bir kez keşfedilir değil mi… Öyle değil elbette. İyi bakınca Skolastik düşüncenin Doğu toplumlarınca pek de benimsenmediğini görürüz. Avrupa, Ortaçağ’ı yaşarken, Doğu, en aydın çağını yaşamaktaydı. Bu yüzden Doğu’nun Skolastik düşünceyi hortlatması olmazdı ancak yeniden keşfi olurdu. Ki oldu. Dinin dogmaları bu kez yerini pozitif bilimin ve maddesel döngüyü mutlaklaştıran düşünürlerin dogmalarına bıraktı. Bu bir zehirdi toplumların beynine salınan, Doğu da bundan nasibini aldı. Batı iflah oldu kendince; en azından bu zehirle nasıl yaşanacağını biliyordu ama Doğu öyle değil. Büsbütün zehirlendi vücudu. Beyin de işlevsiz kaldı. Kanı dondu ve bitkisel yaşama mahkum oldu. Şimdi ise Doğu, ömrünün tükeneceği zamanı bekliyor. Ölüm meleğini bekliyor … Çünkü ne yaşayabilecek ne de ölebilecek kadar kendine ait…

Ömer Vural

Ömer Vural

1976 Trabzon-Of doğumlu. 1998 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden mezun oldu. Yazıları yerel (Taşra,Jurnal,Aşiyan) dergilerde yayımlandı. 2000 yılında Barış Dalkılıç ile Lâ'l e-dergiyi kurdu. Uzun süren e-dergi debelenmeleri, yerini portal genişliğine bıraktı. Halen felsefe grubu öğretmenliğinin yanı sıra Lâ'l genel yayın yönetmenliğini yürütüyor. | Yorumları
Yorum yazabilir, veya kaynak gösterebilirsiniz.

“Skolastik düşünceyi (yeniden) keşfetmek” başlıklı yazıya ait bir yorum var

  1. Hüseyin Cahid Doğan | Perşembe, Aralık 27, 2007, 7:18

    Avrupa’nın aksine bizde skolastik felsefeyi tetikleyenlerin münevverler olması oldukça ilginç bir konu sanıyorum. Bir münevver Paparazzi neonlarından fırlayarak ‘göç’ etmekten de bahsetti bir zaman. Eşlik edenler de oldu ona kimi. Zıtlıkla kaim olan bu olsa gerek ki, göçü başlatan unsurun din olduğunu düşündüler/söylediler. Muncuk oğlu Attila’nın ikamesi olarak… Barbarların göçü yerine Münevverlerin göçü…

    Laissez faire, laissez passer…

Görüşünüz