Sır

Tavsiye Et Yazdır 133 izlenim
Sır

“İki büyük çay getirir misiniz?”

Garsona, rahat ama emirperver seslenişime, ona bakışımdaki şefkatte yanılgıyla okuduğu kibre, telaşlı telaşlı yerleşmeye çalışmasına ve konuşmaya nereden başlayacağına dair şaşkınlığına karşın ketumluğuma tepki olarak söylediklerinin pek bir anlamı yoktu dilbilgisi literatüründe. Ama anlamıştım neden dediğini, ne kastettiğini..

“Ya lütfen ya!”

“Peki peki” deyip güldüm; bakışlarımı, onunkiler kadar olamasa da biraz daha mahzunlaştırma çabası arasında.

“Aslında güçlü bir insanım. Biliyorsun. Ya da öyleydim. Ama bu defa dalım kırıldı. Anla ki, biri gelip sırtıma bir hançer saplasa, yani bunu fiilen yapsa, şu anki kadar canım yanmaz!

Yok denecek kadar ince üst dudağına değdi-değecek uzun, kemerli ama nedense hanedan soyunu çağrıştıran asil bir burnu vardı ve daha gözleri dolmadan defalarca sildiği için kızarmış, bu haliyle iyice uzamıştı.

“Nefret ederim bi de” dedi. “Onca dert varken, milleti uyandırmak, gerçekleri ve sorumlulukları göstermek gerekiyorken, hiç bunları sorundan saymayıp, hayatın pembe romantikliği yitti diye bunalımlara girenlerden nefret ederim!”

Bu haldeyken, karşımda suya düşmüş bir yavru kediyi aratmayacak kadar aciz ve derbederken, hala, sloganik cümleler çerçevesinde ahvalini beyana uğraşması, bir an gözlerime, o korktuğu ketumluğu koydu; ama hemen alıp oradan, ceketimin iç cebine yerleştirdim. Çünkü öğrenmiştim; yeri orasıydı onun.

Gözyaşlarını zaptedemeyeceğini anladığında, sanki diline acı biber değmiş de, onun cevvalleştirmesiyle yapıyormuş gibi, ellerini yüzüne doğru hızlı hızlı sallayıp, gözlerini, saklayacak hiçbir yer olmamasına rağmen, başını kararsızca bir o tarafa, bir bu tarafa çevirerek saklama çabasına düşmesi, kırdığı camın parçalarını annesinden gizlemeye uğraşırken elini kesen, ve sonra iki telaş arasında sıkışıp kalan yaramaz bir çocuğu anımsatıyor.

“Sakin ol” diyorum, daha başka ne demem gerektiğini bilemeden. Bu iki kelime bile fazla geliyor ve ağır kokulu kafe, biraz daha ağırlaşıyor ruhumuzda.

“Yanılmışım, dedi. Sana değmezmiş, dedi. Aslında iyi oldu bunları söylemesi. Kılçık kıvamındaki sızının yerini, yumruk kıvamında bir öfke aldı ama olsun, iyi oldu. Öfkenin bir mazereti var çünkü. Ama hasret hiç mazeret dinlemiyordu.

Ama kabullenemiyorum. Anlatamıyorum kendime; nasıl bu kadar basit olabilir? Neden içimde yaşayan o serçeyi görür görmez ona ateş etmeye kalkar? …”

Sesini yükseltmiş olmalı. Bunu ancak yüz ifadesinden, şişip inen boyun damarlarından, ve bir at yüzünü andıran yüzündeki çıkık kemiklerinin iyice belirginleşmesinden anlıyorum. Anlıyorum, çünkü duymuyorum. Son cümleleriyle beraber, kulaklarıma vuran uğultu, bir kaç saniye sonra görüyorum ki, onu, beyninden gözlerine, boynuna, ellerine doğru zorlayan, acıtan sancının bana bulaşmış haliydi.

Derin ve az önceye göre kısmen sakin, aldığı her nefeste, geniş omuzlarına görünmeyen yağmurlar çiseliyor sanki… Her nefeste bir damla daha yağmur, her solukta biraz daha inşirah…

“Yanılsa biraz daha. Gitmese yanılmak için. Yanılsa; “tüh!” dese, büyüklük dağlarımı devirse, olgunluk beklese benden, bulamasa, yanılsa, yazıklansa, yalanlasa… Sökse ruhuma kanca atmış adını. “Yanıldım” dedikçe çıksa gönlümden, gönlümden çıktıkça “yanıldım” dese…

İlk defa, önüne geçilmesi en tehlikeli okun, kalbin gerdiği ok olduğunu keşfettim. Onun yayı öyle bir yay ki, öfkeyle, sevgiyle, ah’la, özlemle, sitemle… Hasılı, yıkma istidadı test edilmeyecek kadar güçlü olan ne varsa hepsiyle gerilmiş.

Hep kuralcı olmayı öğrettiler bize. Bu bağlamda, en tehlikeli gözü karalık, politik manevralara kafa tutmaya kalkmaktı. Şimdi görüyorum ki, bunun yanında hepsi birer hiç.

Yazar Hakkında

Elif Bilge Doğan

Elif Bilge Doğan

1984 Çanakkale doğumlu. Okul Öncesi Eğitim Bölümü mezunu. Ürünleri; Yedi İklim, Serzeniş gibi dergilerde yayımlandı. Tiyatro Yazarlığı yapıyor.

Yorum Ekleyin

Yorumlar Gravatar desteklidir. Gravatar kullanın.

Kullanılabilir XHTML parametreleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>