Tren ile şiir tadında bir yolculuk denemesi…
Evimiz ile çarşı arasında bir çizgi gibi uzayıp giden demiryolunu hatırlıyorum. Yorgun raylar üzerinde gelip giden tren uzakları düşündürür: Nereye gider, nereden gelir, kimler var ötelerde? Bu sorular döner durur hep. Okul binası istasyona yakın. Teneffüslerde okul bahçesinden istasyona bakıp hayal edilir başka memleketler, başka insanlar…
Küçük İstasyonlar
Nedense küçük istasyonların hali
İnsana hep hüzün verir
Tek başına unutulmuş gibi
Ağaç toprak ve demir
Cam arkasında solgun yüzlü bir kadın
Mahzun yüzlerle bakar çekilir
Nedense küçük istasyonlar bana
Buruk yalnızlıkları tattırır
Gurbeti acı acı çalar kampana
Kavruk ağaç kara vagon gökte yıldız yalnızdır
Hüznüyle kederiyle baş başa yorgun
Yanında yöresinde renkler sapsarı
Terk edilmiş hatıralar gibidir
Ara istasyonların kül rengi binaları
Ara istasyonları kederli küskün
Çevresinin kederini yansıtır
Gecelerin ayazında gelip geçen trenler
İnsanın yüreğini biraz olsun ısıtır
Çok zaman ölümü düşündürür
İnsana küçük istasyonların hali
Garip yolcuları titrer öksürür
Telgraf tellerinde kuşlar misali
İlhan Geçer
Demiryolu çevresinde çocuklar, çocuklar… Cepte gazoz kapakları var. Raylar üzerine itinayla yerleştirilen gazoz kapakları birazdan para olacak. Bekliyorlar. Çayır çimen bulaşığı pantolonları, ellerinde ufak sıyrık, yara izleri, yüzleri ter içinde… Birazdan tren gelir.
Demiryolundaki Çiçek
Sen ey, tutup şu demiryolunda açan çiçek !
Bilmen gerekirdi ki bir gün ya yakılacaksın,
Ya da iki üç amele gelecek kazma kürek,
Sen en mâsum şarkını söylerken sabahlara,
Bir kara yıldırımla kapanacak belki azgın.
Sen ey, tutup şu demiryolunda açan çiçek !
Başka yer mi yoktu ki bu dünyada, başka yaz ?
Dilek hangi havayı değiştirmek ?
Ne ki ömründe bu taş, demir tedirginliği,
Canım yapraklarında, dallarında bu kir, pas ?
Sen ey, tehlikelerin, israfların çiçeği !
Bak şu üstünden geçip giden mavilere bir,
Var mı daha bir yazın ?
Zeki Ömer Defne
Trenler gelir geçer.Uzakları yakın eden bir güzellik.Yanık türkülerde söylenir adı: “Kara tren”. Zira yükü gurbet, ayrılık, hasret… Şimdi “Kara tren gelmez mi ola ?” mısrâsı yüreğe hançer gibi saplanır.İstasyonda üzgün anne, dağlara, uzaklara bakıyor.
Göç
Su serperler ya
Gidenlerin ardından
Dün askere
Hind’e, Yemen’e
Bugün ekmeğe
Yaban ellerine
Dönmezler de ondan
Yoksa niye serpsinler
Sirkeci’den tren gider
Ona binen verem gider
Bir kampana çalar
Analar ağlar
“Oğuuuul
Oğul”
Çocuklar öksüz
Gelinler dul
Sirkeci’den tren gider
Evim barkım viran gider
Biz hep atla geçtik Tuna’dan
Böyle geçmedik
Avrat uşak
Biz hiç böyle geçmedik
Beyler utansın
Sirkeci’den tren gider
Varım yoğum törem gider
Tuna bizden utanır
Biz Tuna’dan
Yüzüne kapatır ellerini
Aldırma be Tuna’m
Yiğit çıplak doğar anadan
Sirkeci’den tren gider
Erzurumlu Duran gider
Burada ezan var
Orda çan
Her sabah çınlar tepemizde
“Uyaaan
Uyaan
Uyan !..”
Sirkeci’den tren gider
Bir yıldızlı Kur’ân gider
Ali Akbaş
Tren sesi geceyi bölen gök gürültüsü gibi …Gitmek vakti gelmiştir.İstasyonda bir hareketlenme, insanı üşüten akşam rüzgârı…Gidelim.
Tren Sesleri
Güneşin girdiği büyük saraylar
Ne vakit tutuşup yanarsa raylar
Ardınca sürükler gözlerimizi.
Uzakta bir tren sesi gelince
Hasretle sızlayan kalbimiz, ince
Bir derde yeniden düştü sanırız.
Ey tren sesleri, tren sesleri !
Gurbete gidenler yıllardan beri
Gelmezken bir de siz hatırlatmayın !
Reva mı bir gamlı ruhu dağlamak ?
Ah ey trenlerin kalbe ağlamak
Getiren sesleri, tren sesleri !
Necmettin Halil Onan
Garipliğin, yalnızlığın saatleri…Duvarların yükseldiğidir.Bir sese, nefese hasret geçen günler…Bir tren dağları aşar da gelir umut yüklü.
Tren Sesi
Garibim
Ne bir güzel var avutacak gönlümü,
Bu şehirde,
Ne de bir tanıdık çehre;
Bir tren sesi duymayagöreyim,
İki gözüm
İki çeşme
Orhan Veli
Tren istasyonlarında yalnızlığımız, hayatın içinde bir başına oluşumuz daha bir hissedilir. Gelenler, gidenler, kalanlar…Beklenen ve bekleyen arasında akıp gider zaman.
İstasyon
Burada gelir insana,
Boş günlerin usancı.
Çalar birden kampana,
Ölüm çanından acı.
Sonra bir düdük öter,
Kesik çığlıklarla der:
Burdan bildik gidenler,
Yarın döner yabancı…
Necip Fazıl Kısakürek
Değişim bir sel gibi geldi.Dün ile bugün arasında uçurumlar var.Hakikâtten uzaklaşan insanoğlu hüsrandadır, kayıptadır.Yol, yolcu, yolculuk arasındaki bağ güzelliği, iyiliği, doğruluğu çoğaltmalı.Ve değişim trenlere yansır.Zaman içinde olup bitenlere trenler de tanıklık eder elbet.
Dilek
Barbarossa Abdülhamid Han devrinde
Sirkeci’den kalkan
Vakarlı ağırbaşlı şimendöferler
Şen şakrak dumanlar fırlata fırlata
Dümdüz giderlerdi
“Dışarı çıkıyor” Edirne’den öteye
Günümüzde ceryanlı lokomotifler
Kudurmuş azgın sarı lokomotifler
Dönüp birden bakmasınlar
Selimiye’ye
Kâmil Eşfak Berki
Yolların yorgunu yaslanmış geçmiş zamana ah…Bir istasyon serinliğinde düşüncelidir. Kayseri’den Erzincan’a tren yolculuğu hatırlanır.Anne, kardeş, ağabey bir arada…Sivas’ta bekletilir tren.Gece, ayaz…Eşkiya yolu kesmiş.Duyduk ki şehrin ötesinde, tenha küçük bir istasyonda görevli memur vurulmuş.Çatışma haberleri alınıyor.Gün ağarıncaya kadar Sivas’ta kaldık.Sonrası acı, korku, tedirginlik…Yine yolda tren ve Erzincan’a vardık.
Yıpranmış Trenler
babamın trenleri yıpranmış
raylardan boşanıyor tekerlekleri
geçiyor telaşla demir pencereleri
karanlık kalabalık tünelleri
babamın trenleri sulara
köprüler kuran ellerin
tuttuğu bayrakları pas geçiyor
her makas başında benim yüreğim
her saat başı bir uğurlama
oyy benim yırtılmamış insaniyetim
kopartılmış bir yaprak gibi gecenin hüznü
ve hep böyle bu uzun bekâretin ardı sıra
babamın trenleriyle sana
suratımdan çığlıklar taşıyacağım
gidiyor işte hayranlığımın
sarışın ceryanına koyveriyor kendini
yasaklar onu kirletiyor
bir deli fişek gibi davranan tren
sıcak buharlarından taşan hasreti
arza dağıtınca istasyonlarda
gördüm seni doğrulayan yüzümü
ben gurbeti iki kez içerimde denedim
Metin Önal Mengüşoğlu
Yaz günleri…Kuzuların peşinde koşan çocuk arada bir demiryoluna bakıyor.Ovanın düzünde bir kendi, bir de kuzuları…Kimsecikler yok.Sarı sıcağın altında geçmeyen zaman.Eve gitme düşü, arkadaşları, oyun özlemi…Ve uzaklardan tren sesi duyuluyor.Bir kısa şenlik, bir sevinç bu.Kuzuları bırakıp koşuyor demiryoluna doğru.Bunu kendine oyun biliyor, koşuyor nefes nefese…El sallıyor yolculara, çırpınıp duruyor, el sallıyor, sesleniyor: Heyyy !.. Bir pencere açılıyor o ân, karşılık veren bir el dışarıya uzanıyor ve insan sıcağı bir bakış…Tren geçip gidiyor.Gün ortasında güzel rüya sona eriyor.
Bir Tren Penceresinden
Toprak kokan yüzüyle kıraç
Kızgın güneşe durmuş soluk
Harman ortasında yarı aç
Sanırdınız bağda korkuluk
Kimliğini bulmak öyle güç
Bakardı ardından trenlerin
Görür o savrulan duman ki
Kömürünü yakan özlemin
Taş kesilmiş simgesi sanki
Ezilmişin, ezilmişliğin
Sabahattin Kudret Aksal
Umut var olmalıyız.Umut ile gayret ile sabır ile aşılır dağlar.İyimserliğin sesi de duyulmalı değil mi? Yoksa günlerimiz kararır.
Tren
Nereye bu gece vakti,
Güzel tren garip tren ?
Düdüğün pek acı geldi,
Hatıra neler getiren.
Çok mudur mendil sallamam,
Her yolcu az çok âşinam.
Haydi yolun açık olsun;
Geçtiğin köprüler sağlam
Tüneller aydınlık olsun.
Cahit Sıtkı Tarancı
Bu güzel dileğe gönülden katılıyoruz: “ Haydi yolun açık olsun”.Yolculuk şimdilik buraya kadar.İçinde hüzün, yalnızlık, gurbet, emek, sevinç, vuslat olan daha nice tren şiirleri yazılmıştır: Şiirden tren!..
1971 Niğde doğumlu. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu.



Benim de trenle ilk tanışmam raylarla oldu. Yaşadığım kasabanın güney sınırını çevreleyen tren yolu bizim de günlük uğrak yerlerimizdendi.Evet biz de gazoz kapaklarından para yapardık.
İlçeye ilk taşındığımız sıralar evimiz tren yoluna çok yakın olduğu için uykumuz önce uzaktan gelen siren sesi ve yaklaştıkça artan tren homurtusuyla bölünürdü.
İlkokul beşinci sınıf bitti ve ben Sivas’ta öğrenim görmek zorunda kaldım. İlçede İmam Hatip yoktu. Bu kez trenle olan serencamım istasyonlarda devam edecekti. Hafta sonları Tren garında doğu expresini bekleyecek ve çok kez tehirli gelen trenlerde uyuklayarak yolculuk yapacaktım.
Sevgili Murat Soyak benimki yorumdan ziyade anıların depreşmesinden neşet nostalji oldu galiba. Enfes bir çalışma olmuş efendim. Şükranla…