İlk ben çaldım kentin düş kapısını. Yalancı, arsız duygularla gelen. Gizemli çağın yalnızlığını yüreğinde gizleyen ve bunu haykırmaktan korkan sefil bir yaşamla.
Kent beni sürüklemekte, acıları, alçaklığı üzerime sinmekte ve ezmekte… Kulaklarım kapalı,korkuyorum dinlemekten; gözlerim görmez görmeyi. Aldatış ve kaçış kamçılamakta her an yüreğimi, isyan duygularım körelmekte…
Henüz ben yokum, özüm yok! Kayıp ilanları vermekteyim kitle iletişim araçlarına: Duyan gören yok ama gözyaşlarım her an şahit. Ben ise ağlamaktan korkuyorum! Belki de ağlamalıyım, ağladıkça gözyaşlarım mutlu kılabilir çünkü yalnızlığımın tek şahidi onlar!
Sokaklarda yalın ayak gezen çocukların, soğuğa karşın yaşam savaşını veren, az bir bedel karşılığı kutsal bedenini satmak zorunda kalanların ve ezilenlerin; bu halde olmalarının tek sebebi benim. Ben yok oldukça, gözyaşı döktükçe Onlar varolacak belki; Belki de ben varolmaktan korkuyorum. Çünkü ‘yokolunca varolacağım’
Susmalıyım, hayır haykırmalıyım kentin zalimlerine ben varım; isyan ediyorum, korkmuyorum!
Sus sözün üstünde şimdi ama konuşmanın tam zamanı. Söz olmasa, kelime olmasa nasıl varolabilirim. Cehenneme girmemeliyim; Cennetten de uzak durmalıyım. Adanmış gönüller dünyasına dalmalıyım. Yaşam beni içten içe kemirmeli; Her an bir yanım yok olmalı ta ki kül oluncaya dek!
Kan yüreğime, kan beynime akıyor; müziğin tınısını yeni hissediyorum gönlümde. Bu senfoni çalmalı yoksa sükut boğar her an beni ve seni! Anı yaşamak kentte, sere serpe yaymak ar duygularını ve yaşamak. TV’ ye çıkmak, salak kutusundan haykırmak, kente ümit dağıtmak, tek adres göstermek yolu bilmeyen, kandırılmaya alışmış yüreklere. Belki bu kurtarır belki yapar bu ümidiyle sarılmak aptal kutusuna. Hayır bayım! Bunlar yalancı sayfalar, karanlık sokaklar, lanet aldatışlar! Görmeliyim, göstermeliyim korkmadan, bıkmadan, üşenmeden…
Düşlerden uzak durmayı yürümeyi öğrenmeliyim. Yürümeden koşamayacağımı öğretti annem ben ise yürümeden koşmayı denemeliyim her an düşme pahasına bile olsa!
Rutin yaşamalıyım. Nietzsche’ yi anmalıyım, ırzına geçmeliyim yaşamın. Baştan salmalıyım, düşünmekten korkmalı; vatan kurtarmalıyım sayfalarda. Meşhur olmalı, ademiyetin Güzin Abla’sı olmalıyım. Yaşamadan yaşatmalıyım. Satmalıyım cenetten bir bir parsellediğim arazileri,
yalıları, denize manzaralı villaları. Devinip durmalı gönlümde aldatış. Yalamalıyım kentin lanetli salyalarını, alışmalıyım şimdiden. En çok payı ben kapmalıyım yada ağlamalıyım şekeri elinden alınmış çocuk gibi. Masum çığlıklar savurmalıyım dört bir yana; rolümü çok güzel ezberleyip, çok güzel oynamalıyım…
Nereye kaçsam ‘mantığın haşin eli boğazıma sarılıyor, kaçmaya zorluyor’ bana dair her şeyi alıp gidiyor. Çaresiz bir başıma yüreğimle kala kalıyorum. Bağışlanmayı beklemekten korkuyorum. Önüne gelen ağzına alıyor; çiğneyip çiğneyip tükürüyor ben ise hala varolma naraları atıp duruyorum meydanlarda. Gururluyum, onurluyum çünkü salyadan bir pay da ben kaptım, çiğneyip tükürme sırası bende. İnsanlığı ağzıma her alışımda bir parçası bir parça kaçamak yapıp ya dişlerimin arasında kalıyor yada bekaretini yüreğime atıyordu.
Kabullenmeliydim çünkü yaşam bana hep aldatış sunuyordu. Sokakta ki çocuktan özür dilemeli, zorla satılan bedenden af dilemeli bağışlanmak için haykırmalıydım. Haykırıyorum işte affedin, bağışlayın! Ezip geçin bedenimi ama yüreğimi asla.
Ve kurtarıcı kutlu söz yetişiyor imdadıma: ‘Kaçış nereye? Nereye kaçabilirsin ki dönüşünüz O’na dır!’ Kaçmaktan vazgeçtim meydanlardayım artık!
Yunus Nadir Eraslan | Salı, Haziran 20, 2006, 3:53
“Adanmış gönüller dünyasına dalmalıyım.” Kentin üzerimize gerdiği yalnızlık çarşafını ancak böyle yırtabiliriz. Muhabbetle…