Yavaş adımlarla başladım yürüyüşüme. Karşımdan gelenleri izledim, yanımdan geçenlerin rüzgârlarını hissettim. Koşar gibiydiler yürümekten ziyade. Telaşlı, umarsız ve kayıtsızdılar. Farkındalık anlamsızdı ya da çok alışılageldikti duyarsızlaştıracak kadar. Öne baktılar, sağa ve sola sonra… Her birinin özel bir noktası vardı ve görünmez bir ip çekiyordu onları, odak noktasına kilitlenerek… Aktı cadde, hareket tam bu meydandaydı işte. Durağanlık aykırıydı doğasına. Devam etti bitmez tükenmez insan yığını…
Ben yavaştım, düşündüm ve durdum. Koca meydanda hakkını vermek için bana sunulanların… İçimde tuttuğum saygıyı sunmak için dizlerinin dibine gezdirdim gözlerimi mavisinde gökyüzünün… Bu sefer iki kuş vardı, mutlu. Bence martıydılar, bana göre tüm kuşlar martıydı zaten. Ne özelliklerini biliyorum ne de öğrenme gereği duyuyorum şimdi. Sesi, rengi; göçü, eti ilgilendirmiyor beni… Kuşlar gökte; mavide ve sakinler… Tek bildiğim bu. Harmoni kanatlarında… Ritim tutuyorum onlarla… Bir kanat çırp, üç soluk al. Üç soluk vakit veriyorlar keşif için yeryüzüne. Gözlerim açık, hayallerdeyiz şimdi. Gökyüzü ve kanatlarım, sevdiğim güzel kuş dostlarım.
Uzaklaştılar biraz sonra, gözlerimi indirdim gökten. Meydanda bir değişiklik yok, dolup taşıyor yine. Adımlarım artıyor telaş sokağında. Geçiyorum yere bakan insan hallerinden. Ayakkabılar mı ilgi çeken, yoksa çok mu bakılası boğazı kaşındıran tozun sahibi yol? Dokundum gidenlere, gelenlere; yolu aşanlara yoldan taşanlara… Kendimi göğe konuk olmuş biri olarak sorumlu hissettim… Aldırış etmediler bile birkaç ters bakıştan başka.
İstikamet şaşmaz bir yol mudur? Yanından geçen güzelliklere, yağan damlalara aldırış etmemektir belki de. Adımladığın yoldan şüphe etmeyi mi anımsatıyor farkındalık eşiğinin esnekliği? Ürken kalabalık, ürküten de bu esneklik mi? Ürkekliğin sonucu saymak umudun düşüncesi aslında… Mecburiyet değil de bu bir tercihse? Yoksa neden sormadılar, kızmadılar; “Ne çekiştiriyorsun is kokan ceketimi?” diye… Geçtim, gittim onlardan.
Durağanlığı ararken hızlandığımı fark ettim. Bilinçsizce telaşa sokmuştum adımlarımı. Unutmuşum; hızlanırsan durağan şeylerin belirsiz olacağını… Belirsizliğin rengi yoktu. Telaşa karışıyordu mavim ve hepsi martı olan, isimsiz kuşlarım… Yanılgıya düşmüşüm; hızlanınca daha çabuk yaşayamıyorsun. Belirsizleşmezdi yoksa gökyüzüm. Tüm renkler gri oldu, toz boğazıma kaçtı, tozun dumana katıldığı an böyle olmalıydı.
Koştum kalabalık coşmuşçasına akarken. Aradım sandım gökyüzünün rengini merak edenleri… Sabah daha açık maviydi ve öğleden sonraları… Kızıllığın saatini ben söylemeden bilecekleri aradım sandım. Çok hızlı geçmişim yanlarından, durduklarını fark edemedim. Renkler karıştı, burnum is koktu… Sanırım gök artık gri ve kuş dostlarım beni terk etti…