Sensiz bu dünyanın yokuşlarında yapayalnız yolcularız Efendimiz; çık çık bir türlü bitmiyor!
Kanatlarımız yok ki uçalım; bu nehirler, bu denizler nasıl geçilir, nasıl aşılır Sensiz?
Yazık ki, unuttuk bunu Efendimiz!
Kim olduğumuzu, dahası yolculuğumuzun nereye olduğunu, nasıl ve ne ile gideceğimizi hep unuttuk!
Evlerimizi, şehirlerimizi, sokak ve caddelerimizi bulamıyoruz artık!
Melekler de terk etti bizi Efendimiz!
Mübârek gecelerde ve kandillerde bilemiyoruz ne yapacağımızı!
Günleri, geceleri, ayları, mevsimleri hep ama hep şaşırdık!
Efendimiz! Ah, Efendimiz!
Sensiz çıkılmıyor bu dünyanın yokuşları; sensiz hiçbir yere varılmıyor.
Otobüsler, trenler, vapurlar gitse de, gittikleri yerler menzilin çok, çok uzağında Efendimiz; onlarla yapılan yolculuklar aldatmacadan başka bir şey değil bu yüzden!
Aldatılıyoruz gerçek olmayan yolculuklarla.
Aldatılıyoruz gerçek olmayan yolcularla.
Aldatılıyoruz doğru olmayan sözlerle.
Aldatılıyoruz bizim olmayan hayatlarla.
Efendimiz! Ah, Efendimiz!
Unuttuk her bir şeyi, nice güzellikleri.
Unuttuk adaleti, merhameti, doğruluğu.
Unuttuk güzel ahlâkı, güzel geçimi, sâde hayatı, cömertliği.
Unuttuk Efendimiz, senin ne denli çok sevdiğini çocukları; çocuklar ki âh, bir kat daha güzelleşirlerdi senin kucağındayken!
Mâriye Annemizden olan oğlun İbrâhim’i, torunların Hasan ve Hüseyin’i nasıl öpüp okşadığını hep unuttuk!
Kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir toplumda sen kız çocuklarını daha bir önemserdin; kızın Fâtıma’yı ayağa kalkıp alnından öperdin her defasında, biz onu da unuttuk Efendimiz!
Unuttuk yetim ve yoksulları gözetmeyi; onlar ki, unuturlardı babasız ve annesiz olduklarını senin yanındayken Efendimiz!
Sensiz hiçbir şeyin tadı yok Efendimiz!
Ne suyun, ne ekmeğin, ne toprağın, ne havanın!
Ekmek de zehir gibi, sular da!
Topraksa tamamen unuttu bereketi Efendimiz.
Ateşler sarmış dört bir yanımızı.
Efendimiz! Ah, Efendimiz!
Atlarımızı vuruyorlar Efendimiz, daha da yalnız kalalım diye yollarda.
Evlerimizi yıkıyorlar Efendimiz, taş taş üstünde bırakmıyorlar.
Savaş çıkartıyorlar ikide bir Efendimiz, acımasızca bombalıyorlar her tarafı.
Artık şunu çok iyi biliyoruz ki, bir tek şey için çıkartıyorlar savaşları: bizi yok etmek için!
Her hava ve füze saldırısında çocuklarımızın korkudan büyüyen gözleri, alınlarında bir daha hiç kapanmayacak olan yaralara benziyor; sararan benizleri her gün biraz daha soluyor Efendimiz!
Analarımız, babalarımız, bacılarımız,.. onlar da aynı minvâl üzre yaşıyorlar içlerindeki yangın ve yaralarla…
Efendimiz! Ah, Efendimiz!
Hicret edecek bir şehrimiz, geride bırakabileceğimiz bir Ali’miz (r), birlikte yola çıkabileceğimiz bir Ebubekir’imiz (r), girip saklanabilecek bir mağaramız bile yok, yok Efendimiz!
Hâsılı, Sensiz bu dünyanın yokuşlarında yapayalnız yolcularız Efendimiz!
Unuttuk ellerimizi, unuttuk sesimizi ve sevdamızı.
Bizler kaç kardeştik? İşte, en çok da onu unuttuk, unuttuk Efendimiz!
1960 Çanakkale doğumlu. İlahiyat Fakültesi mezunu.



Son Yorumlar