Yeryüzü, taşınan adımlarla yürüyor aşkın bitimsiz heyecanlarını. Bir çocuk ellerini dayıyor sonsuzluğa, sessiz ölümlere açılan yelkenli bir düş’tür heyecanı. Arzın doymak bilmeyen doyumsuzluğu sükuneti susturuyor. Cidarlar zorlanıyor kırık çeperlerinde hayatın. Olmak bir vakit çölün yeşile kesmesiydi. Rüyaya salınan yürümeler tüketmeden üretiyordu direnti alevinin kızıl gülümseyişini. Çocuk susuyor ve renk yitiriyordu belleğini:
ISRAR YOK, UNUTMA!
Her zorluk beraberinde taşıyordu, koynunda sakladığı mükafatını, kolaylık özgünlüğünü. Aldatıcı soğukluğun yüreklerden ceplerimize taşıdığı serinlik üflemelerini nicedir hissedemez olduk. Öyle yürüdük, öyle yürüdük ki eskarpinlerimize gına geldi, ayak parmaklarımız saçlarımıza dolandı. Hey hat! ölüm biçare ellerimize büyüdü yaşamın dayanılmaz hafifliğinde.
MÜSAİTİM!
Şimdiler geçmiş zaman düşlerine teşne. Mütemadiyen taleplerimiz eskilerin yürüyüşüne odaklanıyor. Yazgı, heyecanlarımızı yüreğimize kusuyor. Tanımlanmak istiyor tanımlanmış ruh hallerinde. Oysa eşyaya suret Veren’in adımlarıyla adımlarına ses katmak için seslenen sessizliklere kulak
kabartmış bir nesli taşıyor yerleşkeler. İlgi sayılı bir yazı düşüyor ölüm aralığına:
KORKUYORUM!
Soluksuz bir telaş yollanıverir endam aynalarına, uçarı bir gülümseyiş, yansımalarını ürkütür. Sadık harfler ordusundan gelecek bir temsil parçalayıverecek belki endam aynasını ve fakat talep ediliyor, yok etme pahasına aynalarını. Bu kırık akılla cürret ettiğimiz arzın yalın nöbetleri aklımızı yangınlara düşürecek. Hele birde yürek aklın koynundan düşmüşse…
EVET, BURDAYIM!
Pratik ölümler saklı tutuyor tanık tutanaklarını. Betiklere tümceler koşar adım yerleşiyor. Yangından mal kaçıyor, yangına malı kaçırıyor hırsız ruhlu. DİN’lenen bir yürüyüş bağlıyor yeryüzünü ve fakat mal kaçmaya devam ediyor. Kaçan kovalanır mış mış mış!
YOKSUN / L /
İnine ineli çok olmadı insanın. Fiziki adımlar metafiziksizlikten mahrum değil ancak namütenahi gizi açığa çıkmıyor insanın. Böylesi vakitler göğe süzülen avuç içindeki sesler değil midir ki? Sesler içinde bir ses: ‘Kim kapadı sesi sessizliğe gark olmuş düşlere?’ Yürek ister sorulana muhatap
olmaya. Şanslı bir adım aslına bakarsanız. Sayısal mı oynamalı ne!
NERDESİN?
Gölge yürümeler çoğalıyor yerin toprağa başkaldırı nöbetlerinde. Toprağın geldiğimiz noktasına taşınan ölümler çoğaltmıyor yalın halleri. Düşen düşünden düşüyor. Cepten yemeye devam ediyor yeryüzü. Sermaye kendi yürüyüşünde eriyor. Gündelik hayatı soluyor avuçlarda biriken hayaller.
Olmak bir sanrıdır ESKİlerin masalarında.
OHA LE LE OHA LE
ŞİMDİ GÜLMEK ZAMANI
Hayata ve yeni ölümlere pazarlanıyor düşlerimiz. Ekmeğin kokusu emeğe karışıyor. Herşey ve herkes seyreltiyor gün dönümlerini. Sanrı diyarlarda kol gezen vebadır. Cüzzamlılar yöresinde yaşıyorsanız sorun yok ve fakat cüzzamlı bakışlar ayırd etmiyorsa hayatınızı!
OHA LE LE OHA LE
ŞİMDİ ÖLMEK ZAMANI
Türkü çığıran ellerimiz, gözlerimize güneşi taşıyor. Güneş bulutlu; ellerimiz ıslak. Yanılsama kamçılıyor lal olmuş aklımızı. Seke seke yürüyoruz aşkın durmadan doğumlar getiren vadisine. Alışmak bu demde adımlarımıza ket vuruyor. Alışmak aşkın ön adımı mı?
YOLLAR YÜRÜ…
Yürümekle aşınmıyor beyaz düşler. Lacivert sesler maviyi çalıyor kırık plaklarda. Gürültü emen bir bulut maviye taşıyor yeryüzünü. Bu an heyecanını artırıyor göğe bakma durağında bekleşen arzın yalın yürüyüşçülerinin. Renkli yapılan rüyalar gülücük saçıyor kendi eminliğinde büyüyen gelgitlerde. Aşk boynumuzdan ısırmaya devam ediyor…
BEKLEŞİYORUZ!
Bize düşen soluksuz kalmaktı Rüya’m!
Afak ve Enfüste beliren müziği DİNlemekti.
Gitmeli…
Sesler içinde tükettiğimiz sesimizi özlemeden
Geceye salınan gözlerimiz şafağa varmadan
Dünya namına yürütülen hayaller sarmadan yüreğimizi
Gitmeli…
Adımızı kazıdığımız sokaklar kirlenmeden
Yeryüzünün laneti bulaşmadan ellerimize
Gitmeli…
Gidecek cesaretimiz varken gitmeli.
GİDİYORUM…
Ardıma bakmamalıyım. Biliyorum…
Hüseyin Cahid Doğan | Cuma, Haziran 16, 2006, 4:04
Hoş geldiniz.
Ali Ömer Akbulut | Cumartesi, Haziran 17, 2006, 4:04
oy oy oyy.
kendimi çok keyifli gördüm bugün ya Hu!
dost bir sesi, hem de böylesi güzel bir metinle duymak ne saadet..
editörümüze de teşekkürler bu saadeti bize sunduğu için…
hoşgeldin mesut..
Hüseyin Cahid Doğan | Cumartesi, Haziran 17, 2006, 4:05
O şeref her daim bendenize aitti Efendim…
Mesut Onat | Pazar, Haziran 18, 2006, 4:05
Hoş gördük.
Göğe büyüyen bu yer sofrasında öpülesi eller ile birarada bulunmanın heyecanını yaşıyorum.
Yüreğim hop hop ediyor…
saygılarımla…