Şehrin deli(l)leri

Tavsiye Et Yazdır 134 izlenim
Şehrin deli(l)leri

Her şehir bünyesinde çeşitli kültür öğeleri taşır. Camileri, kümbetleri, çeşmeleri, düğün adetleri, asker uğurlamaları, tarihi ve turistik mekanları.. Bütün bunların yanında yazarları, şairleri, araştırmacıları, profesörleri, doktorları, mühendisleri ve tabiî ki bir de delileri..

Bir köyün, bir şehrin olmazsa olmazlarından -bütün meşhurları kadar meşhur- herkesin tanıyıp bildiği garip kişilikleridir onlar. Ya mahallemizde ikamet ederler ya da bir sokak aşağımızda. İllaki vardır..

Şehrin Delilleri
Şehrin Delilleri
Kimi hırçın, öfkeli ve fevridir kimi ise uysal, sakin, duru bir sudur. Kişilikleri istikrar timsalidir.. Ya hep neşelidirler, ya hep kavgacı.. Ya hep üzgündürler ya hep çakırkeyif..

Elbette ki hayatın onları getirdiği bu noktaya dair bir öyküleri mevcuttur. Halk arasında da efsanevi söylentileri gezer durur. Bildikleri bir deliden bahsederken “Çok okumaktan böyle oldu” veya “Çok zengindi aslında, sonra işleri kırığa gitti, bu hale geldi” gibi haketlerin yanında ”Hafızdı çok güzel Kur’an okurdu. Aşırı zeki olduğu için böyle oldu” gibi de insanı gülümseten ve çoğu farazi hikayeleri vardır.

Kimi esnafın neşesi, kimi mahallenin rengidir. Bunun yanında bazı kendini bilmezler de onları alay konusu etmekten geri durmazlar. Türlü maskaralıklar yaparak güya gönlünü eğlendirmeye çalışan bu akıllı(!) şahsiyetler kendi maskaralıklarının farkında değillerdir maalesef. Bu manzara karşısında “acaba hangisi deli” demekten kendimi alamam. Neyse ki bunlar spesifik olaylar, yoksa Ortaçağ Avrupası’nda delileri yakan zihniyeti yadırgamamızın bir mana ifade etmeyeceğini düşünürdüm.

Aslında bütün bunlardan önce bu “deli” kelimesi üzerinde anlaşmamız lazım. Salt “aklını yitirmiş, psikolojik sorunları olan, hastalıklı kişi” manasından öte bir şey bizim burada kastettiğimiz ve paylaşmak istediğimiz. Örneğin bir insanın başka bir insana tutkuyla bağlanmasını “deli gibi sevmek” tabiriyle ya da bir eşyaya, nesneye düşkünlüğümüzü de “kitap delisi, oyun delisi” gibi kalıplarla ifade ediyoruz. Kilis’te de, heyecanla yapılan bir işe “delinin biber yemesi gibi” deyimini kullanıyoruz. Deli etmek, deliye dönmek, deliye hergün bayram, delidir ne yapsa yeridir.. şeklinde listeyi uzatabiliriz.

Yazımızın fotoğrafı da ilginizi çekmiştir. O da bizim mahallemizin “deli”si. Yani Şeyh Cami sokağının.. herkes “Hamo” diye hitap ediyor ona. Asıl adının “Galip” olduğu üzerine söylentiler var. Bazıları da “Galip, babasının adı” diyor ama asıl ismi konusunda kimse mutabık değil. Zaten “Hamo” diye çağrılan birinin adının “Galip” olması mantıklı gelmiyor. Olsa olsa Hamit’tir diye düşünüyor insan. Ama esnaftan ona da bir cevap geliyor “ona bu adı çocuklar takmış” diyorlar.. Gittim bizzat kendisine sordum ve bu konudaki bütün spekülasyonları bertaraf ederek şunu söyledi: adım Galip. Peki “sana neden Hamo diyorlar” dediğimde ise cevap vermiyor “sen kulak asma onlara ağey” diyor kendisine bu ismi takan çocukları kastederek.

Şeyh Hıdır Camiinin tuvaletini işletiyor yaklaşık iki senedir. Yine bir “deli”den devraldığı da biliniyor. Hizmette kusur etmiyor. Hoş geldin’lerle karşılıyor sizi ve hal hatır soruyor her defasında. Tuvalete girenler para vermiyor o da almıyor. Ancak hafta sonu esnafı dolaşıyor ve her dükkandan 1’er YTL haftalık parasını alıyor. Bir nevi sabit ücretle çalışıyor. Aramızda espri konusu bile oluyor bazen bu konu. Civardaki esnaf, tuvaleti bir de kullansa on da kullansa haftalık ödediği sabit ücret 1 YTL. Hatırı sayılır bir hasılat elde ettiğini söyleyenlere de kızıyor tabiî ki abarttıkları için.

Yetkili ve etkili kişilerden talep ettiği hiç bir şey yok. Tek şikayeti çocukların ona yaptığı muzırlıklar.

- Baklavacının şehirtleri beni rahat koymorlar ağey.. diyor kendine has konuşma tarzı ve tok sesiyle. Ha bir de öfkelendiği bir olay daha var; tuvalet musluklarının sürekli çalınması. Usanmadan, bıkmadan bu derdini tuvalete her gelene bir kez daha yineleyerek anlatıyor. –yine çalmışlar ağey muslukları namussuzlar..

Esnaftan tanıdığım birisi de, aslında Hamo’nun deli olmadığını, deli ayağına yattığını söylüyor. “Deli değil, hınzır” diye de ekliyor. Bazısı da babasından hergün dayak yediği için delirdiğini söylüyor. Hepsi fısıltı.. hepsi esnaf magazini. Bunların doğru olması sonuçta çok bi’şey ifade etmiyor. Deli olmasa da delidolu biri olduğu kesin.

“Deli”liliğin sosyal tabakada ayrı bir yeri vardır. Kanunlar delilere ceza veremez mesela. İnancımız gereği de delilerin ve çocukların sorgusuz-sualsiz cennete gireceklerine inanırız. Velhasıl avantajlı bir konumda olduklarından kimsenin şüphesi yok. Tabi bunu bilmek onları serbest bir konuma itmemizi gerektirmiyor, sahiplenilmeli ve onların rehabilitesi için projeler geliştirilmeli.

Delilikle, dahiliğin arasında ince bir çizgi vardır, tıpkı tuzlu ve tatlı suyun birbirine karışmaması gibi yanyana ama ayrıdır onlar. Samuel Beckett üzerine yazılan bir yazı okumuştum Kitap Gazetesinin internet sitesinde. O yazının başlığı çok manidar gelmişti bana:

“hepimiz deli doğduk, bazıları öyle kaldılar.”

Yazar Hakkında

Cahid Efgan Akgül

Cahid Efgan Akgül

1982 Adıyaman doğumlu. İşletme Fakültesi mezunu. Ürünleri; Vivo, Kavsıkuzeh, Ardıç, Ayvakti gibi dergilerde yayımlandı. Kütahya'da vatanî görevini yapıyor.

Bir Yorum alan “Şehrin deli(l)leri”

  1. Cahitçim öykü tadında enfes bir değiniyle beni memleketime götürdün. Deli Iramazan’ı hatırlattın bana. Deliliğin nesnesine öyle göndermeler yapmışsın ki bir an deli olasım geldi. Yerel ağzı ustalıkla metne uygulaman, metnin anlam derinliğini güçlendirmiş.
    Hani hep gülüp geçeriz yanlarından. Umursamayız onları. Hal bu ki onlar bizim yalın hallerimizdir. Nedense gizem hep karmaşıkta aranır. Oysaki yalınlıktaki gizem benzersiz ve tekliğiyle oracıkta öylece durur. Mest ettin beni. Kalemine bereket kardeşim

Yorum Ekleyin

Yorumlar Gravatar desteklidir. Gravatar kullanın.

Kullanılabilir XHTML parametreleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>