Sanrı XXIII/Gül Bahçesi
418 izlenim
Sür kokunu öyle gel
Konuş benimle
Havadan sudan bahset
Merdivenlerin bahçeye çıkışından
Tutulmayı söyle sana ve sesine
Sen en çok ellerime yakışan
Tırnaklarını geçir avuçlarıma
Derinleştir çizgilerimi
Dünde kalmadım
Kanamadım
Bir taş kadar camid,
bir korkuluk kadar acz bellendim
İşte burada
Gördü kalabalığım
Ilıktı ve koyu kırmızı
Ilıktın.
Eğil ve bula kuruyan yanlarını





Rahmetli Cahit Zarifoğlu şiirine yakın bir söyleyiş var; ilk aklıma gelen ‘çok başarılı bir şiir’ demek oldu. Zevkle okudum.
şiirde kullanılan soyut ve somut ne kadar varlık varsa hepsine eşit mesafede durmak… gerçekten çok hoş olmuş… yüreğinize sağlık…
Teşekkür ederim
Zarifoğlu üstada rahmetle.
Hoş bir şiir gerçekten, ama yine de affınıza sığınarak bir iki durumu haddim olmadan belirtmek isterim.
Bir şiir bana kalırsa, eğer somut bir anlatımla başladıysa böyle devam etmelidir. Aralara sıkıştırılan bir ya da iki dizenin yalnızca “edebi kaygı” ile ve anlamına bakılmaksızın yazılması, kulak tırmalayan çirkin bir ses meydan getiriyor.
“Sür kokunu öyle gel
Konuş benimle
Havadan sudan bahset…” diye sade bir uslupla devam ederken
“Bir taş kadar camid”
dizesiyle şiiri soyut bir balyoz darbesi iniyor ve kulağı tırmalıyor sanki. Bu dizenin kötü bir dize olmasından dem vurmuyorum, kullanım yerinin yanlış seçilmesini söylemek istedim.
Ayrıca baş harflerin yazılarda büyükçe yazılmasına alışmıştık. Ve şimdi şiirlerde de bunu görmeye başladık. Hoş bir görüntü oluşturmuyor…
Kolay gelsin.
“Bir taş kadar camid” Bunun neresi soyut?
” Bir taş kadar camid” Bunun burası soyut sayın efendim…
Mavi Çocuk’un ifadelerinden çıkardığım anlam; bir şiir ya simgeci (Sembolist) ya da doğalcı (Naturalist) olmalıdır. Ya da bir şair dizelerini simgeci açtıysa simgeci, doğalcı açtıysa doğalcı devam ettirmelidir. İkisinin bir arada işlenmesi şiirin sıhhati açısından marazi bir durumdur. Elbette yine yanlış anlamıyorsam (Ne de olsa daha önceden yanlış anladıklarım var) bu cümleleri Sanrı XXIII/Gül Bahçesi için kuruyorum. Bana göre de şiirin, “Bir taş kadar camid, / bir korkuluk kadar acz bellendim” dizeleri sembolist, geri kalanı ise natüralisttir. Ve bunun -yine bana göre- ahenk ve ritimle oynadığını da söylemeliyim.
Sayın Doğan’ın tanımlaması çerçevesinde değerlendirildiğinde yazdıklarımın hepsi marazîdir, sanrılar ise iki kat marazîdir. Ön kabulsüz yazılanlarda kiminin kulağını tırmalayan ifade bir başkasının ritmine uygun düşebilir, sanırım bu da çok doğal bir durum.
Bu sanrı sakin başlayarak artan bir nöbetin ifadesidir. Bu anlamda -bu da bana göre- natüralist başlayıp sembolist bitirilmelidir.
Hayır, bu bir tanım değil, sadece çıkarsama, çıkar/çıkarım. Aslında bu konunun bu şiir altında tartışılması bir talihsizlik olmalı, fakat şiirden azade olduğunu da belirtmek gerekliydi. Öyle olsaydı eğer, taş’ın neden akla camid’i getirmek zorunda olduğunu tartışıyor olurduk. Benim açmak istediğim, daha doğrusu ‘çıkarsadığım’; Simgeci ve Doğalcı şiirin aynı yerde eğleşebilirliği hakkında. Maraz sıfatı da bu çerçevede kullanıldı. Yoksa tümden şiire ya da kısmen şiire marazlı demiyorum, neden diyeyim.
Öncelikle böyle bir eleştiri yazdığım için özür diliyorum. Bu benim acizane, sadece bir görüşümdü. ( Hüseyin bey tam olarak ne söylemek istediğimi belirtmişler.) Ve hiç bir art niyet gütmeden, tamamem saf duygularla yazılmış birşeydi. Herkesin şiir anlayışına - şiirine elbette saygım vardır. Ki bana kalırsa şiir okunmadan önce bir saygı ister. Ve bir saygı etrafında okunur. Burada, şiirin ne için yazıldığı ya da kim tarafından yazıldığı önemsizdir. Önemli olan artık şiirin kendisir. Beni ilgilendiren de budur.
Son olarak söylemek istediğim ise, şimdiye kadar öğrendiğim bir şey vardır: Şiir yayımlandıktan sonra şairden çıkar. Artık o şairin değil, onu okuyana aittir. Yapılan eleştirilere, şair tarafından, “savunma nitelikli” bir yazı yazılması kanaatimce hoş değildir. Bunu Cahit Zarfioğlu “Yaşamak” adlı eserinde daha güzel bir şekilde ifade etmişlerdir..
” Şiirimi yazdıktan sonra onu kendi şiirim değilmiş gibi, bir okuyucu olarak tekrar tekrar okurum. Çünkü o benim şiirim değildir artık. Benden çıkmıştır….” ( Cahit Zarifoğlu - Yaşamak - )
Tekrar özür dilerim efendim. Saygılar..
Yazdığım şey benim düşüncemdi, savunma nitelikli bir yazı değildi. Hangi amaçla yazıldığını bilmeden yazılana “savunma nitelikli” yaftasını asmak da kanımca hoş değildir. Bilinmeyen şey üzerinde konuşmak amaçsız sağa sola kılıç sallamaya benzer. Yazdığım hiç bir şeyden dolayı özür dilemiyorum. Ki böyle bir yazıyı bana yazdırdığınız için sizi de hoş karşılamıyorum.
Bir şiir dizisi kendine has üslup taşır. ‘SanrıXXIII/ Gül Bahçesi’ şiirinden öncekileri de belki okumak gerekerdi. Konu olan dizeler çağrışımları ve okuyucuda bıraktığı etki yönüyle ayrı bir zeminde ortaya konulabilir, tartışılabilirdi. Buna şiirin şairinden de katkı beklenebilirdi. Bazı sözcükler şiirin içerisinde şairin duruşudur. Özenle inşa edilen bir duruşun şairde kalan kısmı okuyucuya kapalıdır. O zaman şekil ve söyleyiş yönüyle konuştuklarımız noksandır.
Önceki ‘’sanrılar”ı okumanızı öneririm.
Bir de Yunus Nadir Eraslan’ın son şiirini….