-azra’ma-
baba tren döner camlarda bakışlar rayında uyuyan
sesleri biriktirip akşam sofrasında kırıntı kuşlara
anne bilmez
dalgın bir güneşi konuşuyoruz üşüdükçe ellerin
kuşlardan sakınan
ve imgelerden yakınan böceklere kadar
yağmurla parlayan gözlerine ve hatta böceklerin…
bakılarla anlaşan bir kirpiğin
mevzisini terk etmesine değin açıklanan
bakılara yaslanan izdüşümlerinin
kına altında bırakılan yaraya
kısrakların çatlayan sağrılarına kadar
eli kırbaç tutan ne varsa yorulana…
anla toprak altında
servi köklerini kemiren çelişen gövdelerin
kuşbakışı ölümlerinin ıslak gölgesinden
uzayıp unutup utanan çığlıklarına değin
bakışlar ormanına
yassılaşan kedilere bağıran
yorgun kornalara kadar
masada uyuyan çaya
susan dumanına
masada kanayan sigaraya
pıhtılaşan külüne
ve ocakta taşan yaşama
ve güle
ve diğerlerine değin
dalgın bir güneşi konuşuyoruz üşüdükçe ellerin
trenler en çok zehir taşır derim sana
karanfilin bedenini gurbet sanan
ümmilerin gizil korkularına
tercüme edilmiş hüzünler taşır.
çünkü artık vazgeçilen annelerden
dualarından
enkazdan çıkarılan sağlam bir vazo kadar
gülünçtür
trenler en çok zehir taşır derim sana
baba hiç döner şakaklara yamanan avuçların anlamı
zırhında mızraklarla akşam sofrasında hançer bakışlara
anne bilmez
Salıncak Yosunu | Salı, Kasım 14, 2006, 8:48
bu azra kimse AZ şanslı değilmiş.. salıncaktan inmeyeceğim bir daha.. bana yiyecek bana su, bana; salıncağa..