Şairin ölümü

Tavsiye Et Yazdır 414 izlenim
Şairin ölümü

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin‘in sonunu, koşullar ele alındığında ‘fazla’ trajik bulmayanlar için Rus Altın Çağı ikinci büyük şairini de, nispeten takribî koşullar altında kurban verdiğinde takvimler 1841 yılında duruyordu. Bununla birlikte Puşkin ile Lermontov’u birbirlerine yaklaştıran sadece dünyayı terk ediş biçimleri ile sınırlı kalmayacaktı. Mihail Yuryeviç Lermontov İskoç asıllı ve varlıklı bir ailenin çocuğu olarak Moskova’da dünyaya gelir. Yüzbaşı rütbesi ile ordudan emekli olan baba Yuri Petroviç Lermontov eşi Maria Lermontova’yı kaybettiğinde Lermontov henüz üç yaşındadır. Anneannesi Yelizaveta Arsenyeva tarafından bakımı üstlenen şair, eğitim hayatını da anneannesinin desteği ile sürdürür. İlk gençliğinde Rusya muazzam bir ekonomik ve siyasal keşmekeş içinde yüzmektedir ve bu kargaşanın getirdiği çok seslilik ve yine elbette Rus gelenekleri, coğrafî koşullar, serflik, süregelen anlatısal zenginlik gibi unsurlar Lermontov’un gelişimi için yararlı olmuş, ancak bu kinesis sadece sanatsal yönünde vuku bulmuştu. 1928′lerde öncülü Puşkin gibi İngiliz romantik Lord Byron’un etkisi açıkça sezinlenen şiirler yazmış, on altı yaşında iken ise ilk şiiri Bahar’ı yayımlamıştır. Bununla beraber bir şiirinde açıkça Byron’a öykündüğü savından müşteki olmuştur. On sekiz yaşında iken muhafazakar bir profesörle tartışır ve fikirleri netameli bulunan Lermontov Moskova Üniversite’sinden tard edilir. Aynı dönemde İsmail Bey ve Yelkenli gibi önemli şiirlerini kaleme alır. Talihini bir kezde orduda denemeyi seçen Lermontov yirmi yaşına geldiğinde üniformasında asteğmen apoletini görecek ve Saint Petersburg’a atanacaktır.

“Ya Tanrıyım ben, ya da hiçkimseyim”
Mihail Yuryeviç Lermontov
Şairin Ölümü

Yirmi üç yaşına kadar birkaç silik edebî denemede bulunan şair, asıl çıkışını aynı yıl yaptığı bir düello sonucunda hayatını kaybeden Aleksandr Sergeyeviç Puşkin’e ithafen yazdığı Şairin Ölümü (Smert Poeta) ile yapmıştır. Şiir hem Çarlık rejimi için, hem adalet sistemi için, hem aristokrasi için hem de Puşkin’in ölümüne neden olan kişiler için oldukça ağırdır. Şiirin yankıları da bu cihette sadece dizelerle sınırlı kalmayacak, tıpkı Puşkin gibi Lermontov’da sürgüne gönderilecek, yine tıpkı Puşkin gibi Lermontov’a da sürgün için uygun görülen coğrafya Kafkasya olacaktı. Lermontov ünlü şiirinin açılışında Rus Çarı I. Nikola’dan şairin intikamını almasını yalvarıyor, kapanışında ise tümden bütün sorumlu gördüklerine kaçınılmaz bir hesap ödeme öngörüyordu.

Lermontov
Lermontov
Herşeye rağmen sürgün Lermontov’a da iyi geldi. Şiiri olgunlaştı ve tam bir yıl sonra hem bağışlanmış hem de ünlü bir şair olarak geri döndü. Yirmi altı yaşında iken ünlü eseri A Hero of Our Time’yı yayımlar. Aynı günlerde Fransa’nın Rusya büyükelçisinin oğlu Ernest de Barant ile araları açılır ve düello ederler. Bu düellodan doğan diplomatik baskılar genç şaire bir kere daha Kafkasya’nın yollarını açar. Çarlık Rusya’sının Şeyh Şamil ve çevresindeki Avar savaşçılarınca hırpalandığı bir dönemde Lermontov, Çeçenya’da görev yapar. Başarılı bulunur. 1840 yılının Aralık ayında şair Saint Petersburg’a affedilmiş olarak geri döner. 1841 yılının Haziran ayına kadar olan dönemde şair; yoğun olarak şiir yazar. Yaklaşık bir ay sonra bir davette iken yaptığı şakayı ağır bulan Nicholas Martynov ile arası açılır. Düello şairin kapısını bir kere daha çalmıştır. Temmuz’un 27’sinde sabahın altısında yapılan düellodan yirmi altı yaşındaki genç şair Lermontov sağ çıkamaz.

Lermontov
Lermontov
Ordudaki Lermontov’u yürekli olarak tavsif etmek mümkündü, gel gelelim şairin cesareti sanatına da yansımıştır. Henüz Moskova kıyımı bütün dehşetiyle ortada dururken, hem erk aygıtını hem de Avrupa monarşilerinde her daim sağlam bir konumda bulunan aristokrasiyi gözünü kırpmadan eleştirebilmişti. Bununla beraber, halk tarafından fazla benimsenmeyen yönetim biçimlerinde; yönetimce tasvip edilmeyen şahısların ters oranla halk gözünde yüceldikleri de bir gerçek. Ve son olarak oldukça erken bir yaşta ölmüş olması da Lermontov’un ününü bir parça daha yukarıya sıçratan unsurlar arasında sayılabilir. Ancak elbette hiçbiri, adım başı bir edebî dehanın durduğu Rus Altın Çağı’na Lermontov’un şiiriyle vurduğu damgayı yadsıyamaz.

Lermontov’un şiirlerinde coşkulu anlatım, tabiat geçişleri, yaşama sevinci ve kader algısı içiçe geçmiştir. Kafkasya’da geçirmiş olduğu dönemlerin bir neticesi olarak bu coğrafyaya tutkun olan şair ayrıca, Kafkasya Şairi olarak da anılır. Kafkasya’nın Rus Altın Çağını bütün içtenliğiyle emzirdiğini de, bu noktada, belirtmekte yarar var. Lermontov; Puşkin ve Gogol‘le birlikte dönemim troykası olarak anılır.

Yazar Hakkında

Hüseyin Cahid Doğan

Hüseyin Cahid Doğan

1980 İzmit doğumlu. İşletme Fakültesi mezunu. Ürünleri; Martı, Genç Adım, Mefkure, Vivo, Toplumsal Asabiyet, Kavsıkuzeh, Renkli Dergi, Ardıç, Serseri, Etika gibi dergilerde yayımlandı. Kocaeli Üniversite'sinde çalışıyor. Elif Bilge ile evli.

8 Yorum alan “Şairin ölümü”

  1. [...] öldü. O günlerde henüz rüştünü ispatlamamış olan Rus şiirinin Puşkin’den sonraki ismi Mihail Yuryeviç Lermontov, Dantés ve avanesi ile Natali Puşkin’i eleştiren ağır bir şiir kaleme aldı. Şiir; ‘Ve [...]

  2. [...] şiirlerini okurken göz yaşlarını tutamadığını ifade ettiği, Rus Edebiyatının Lermontov ve Puşkin’den sonra en önemli şairi olarak gösterilen Sergey Aleksandroviç Yesenin 21 Ekim [...]

  3. [...] yaşında iken yayımlar. İnsancıklar, Rus edebiyatındaki radikal geleneğin babası sayılan ve Lermontov, Puşkin, Tolstoy çalışmalarıyla Rus eleştiriciliğinin temelini atan Vissarion Belinski [...]

  4. Çok güzel bir yazı dizisi gibi oldu bu biyografiler.
    Hüseyin C. Doğan’ın şairane üslubundan şair ve yazarları okumak ayrı bir zevk.
    teşekkürler..

  5. Teşekkür ederim Hocam.

  6. “K” diye bir dergi vardı belki duymuşsunuzdur. Bu dergiyi bir süre takip etmiştim. Genelde biyografi türünden yazılar yayımlanıyordu; ama bu benim pek hoşuma gitmiyordu açıkcası. Ve bunu hep “edebiyatın dedikodusu” olarak görüyordum. Anlatım çünkü oldukça sıradan ve sanki “kes yapıştır” gibi yapılmıştı. Yazarın kendi cümlelerine rastlamak çok nadirdi. Sonra Hüseyin Abi’nin burada yayımlanmış biyografilerini okudum. Önce “Cahit Zarifoğlu” biyografisini, ardından “İlhami Çiçek” biyografisini. Ve gerçekten hoşuma gitti. Biyografilere karşı bir “sempati” beslemeye başladım. Çünkü dil güzeldi. Ve bana ait birşeyler vardı sanki içinde. Ve şimdi bunlardan biri daha karşımızda… Teşekkürler. Kelimelerinize bereket.

  7. Enis Batur’un bulunduğu dergi mi o?

    Biyografileri Renkli Dergi için yazıyordum (Kapandı şimdilerde), hakçası Cahit Zarifoğlu ve İlhami Çiçek için yazılanlar benim de hoşuma gitmişti :) Ama diğerleri -ki bunlar Rus Altın ve Gümüş Çağı’nı kapsıyordu- pek yetkin değil gibi. Bununla birlikte biyografilerin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu alanımız eksik kalıyor. Buradan -televizyonlarda böyle diyorlar hani? “buradan…”- biyografi yazılarına -edebî şahsiyetler için elbette- açık olduğumuzu da deklare edelim. Bir Galip Erdem/Elif Bilge mesela, ne iyi olurdu.

  8. Şu an, Enis Batur var mı tam bilmiyorum. Fakat vardı öncesinde. Diğer yazar biyografileri ile ilgili, bir yorum yazmıştım fakat, kayıt etmeyi unutmuşum ve bilgisayar kapandığı için hepsi silnidi. Sonradan oturup yazmaya üşendim… Soopha beni pek açmadı örneğin. Çünkü içinde “Azra Erhat” ve “İlyada” gibi ifadeler geçiyordu. Ve bunlar benim sinirlerimi alt üst ediyor. Okuyamadım da tam olarak. Çünkü kaç dönemdir, bu dersi veremiyorum. Ve Prof ile kavga ettiğimizden, artık veremeyecem gibi; ancak Prof. emekli olursa şansım var gibi..:) “Buradan” selamlar efendim. :)

Yorum Ekleyin

Yorumlar Gravatar desteklidir. Gravatar kullanın.

Kullanılabilir XHTML parametreleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>