Şairin kusursuz çemberi: Savrseni krug
Şubat 23, 2009 tarihinde Sinema dizini altında Hüseyin Cahid Doğan tarafından yayımlandı ve 998 kere okundu
Bir adamın; düzeltmeyi en başında yapalım, bir şairin; her cepheden taarruza uğramasını, içeriden ve dışarıdan kuvvetlice sarılmasını, bütün ricat yollarının muhkem ordularca kapatılmasını işliyor Ademir Kenoviç’in Kusursuz Çember’i. Kurgu, NATO’nun 1995 yılındaki Bosna-Hırvat-Sırp savaşında Bosna’lılar lehine tavır koymasının1 hemen öncesinde Saraybosna merkezli olmak üzere bazı Bosna-Hersek kentlerinde geçiyor. Aileleri Çetnik’ler tarafından katledilen biri sağır ve dilsiz iki çocuk çatalı ile Sırp bombardımanından bunalan karısı ve kızının (Burada şairin karısının müslüman olmadığını ifade edelim ve bu notu düşmekle, savaşın inanç merkezli olduğuna gönderme yapma niyeti taşındığını kaydedelim) Hırvatistan’a iltica etmesiyle2 yalnız kalan bir şair çatalı; iki çocuğun şair evde yokken O’nun evini işgal etmeleriyle ana gövdeye oturur. Ve bu noktadan sonra da kısmen şairin içsel buhranlarıyla ama tamamen savaşın yetim bıraktığı iki çocuğun savaş devam ederken ne olacağı kaygısıyla ilerler.
Ademir Kenoviç, eserinde şair Hamza üzerinden şehri, iki çocuk üzerinden ise taşrayı resmetmeyi dener ama bu çabası oldukça yüzeysel olarak seyreder film boyunca. Belki UN karargahını gözler faltaşı bir vaziyette gözetledikleri sahnedeki diyaloglar göz önüne alınırsa, biraz yüzeyin üstüne çıkmış olabilir.
Ana tema, doğallıkla savaş ve savaş ekseninde insan portreleridir filmde. Elbette geçen yüzyılın en büyük haksıklıklarından birine maruz kalan Bosna halkını yansıtmaya çalışan bir Bosnalı yönetmenden fazla subjektif olmasını beklemeyebiliriz. Ancak Kenoviç, savaşı ve sefaleti işlerken herkesi olduğu gibi, daha doğrusu olması gerektiği gibi işler. Filmin ana karakterlerinden ve sanırım olumlu ıra durumundaki Kerim, hırsızdır mesela, hoş hırsızlığına ‘açlık’ gibi gayet geçerli bir kılıf bulunabilir ama teknik olarak milliyet orijinli bir anlatıda bu alınacak bir risk değildir. Diğer ana karakter Hamza ise ailesini gecindirmekten aciz, yer yer sarhoş ve evdeki elektronik eşyaları karaborsada bir paket sigaraya değişebilecek kadar pervasızdır. Orada savaş sırasında yağmalama olayları da olmuştur, yer yer ahlaki çöküntüler de başgöstermiştir, vb. Bununla beraber, bu zaten olmuştu veya bu şartlar altında olması kaçınılmazdı ancak dikkat çekilmek istenen nokta insanları bu hale getiren etken. Bir nevi ‘günahkârdan değil günâhtan nefret ederim.’ algısı…
Filmde ayrıca, daha sonra oldukça meşhur olan Güzel Sanatlar Akademisi öğrencilerinin çalışması “Saraybosna Gülleri”nin3 sergilendiği cadde veya temsilen o cadde sıklıkla kullanılmış. Sürdürülmeye çalışılan bir yaşam vardır sokağında Kenoviç’in, Yahudi Mezarlığı’nda mevzi almış keskin nişancılardan korunmak amacıyla gelişigüzel konulmuş araba cesetleri arasından pazardan, bakkaldan, işten, misafirlikten dönen; Marco4‘nun deyimiyle “üçüncü olmamak için” çırpınan insan manzaraları. Sürekli “bu üç boğazı bu yoklukla nasıl geçindireyim diye yakınan”; ve bu hissin tetiklemesiyle -elbette iyi niyetle- çocukları gönderebileceği emniyetli bir yer ararken mezkur caddeden geçmek zorunda kalan Hamza’nın fakir mutfağına, yeni bir boğaz daha eklenir: Keskin nişancılar tarafından vurulan (Ataol Behramoğlu köpeği bile öldürüyorlar demişti) ve Kerim’in canı pahasına kurtardığı yaralı bir köpek.
Şair filmin önemli bir kısmında kızı Miranda’nın hayali ile, ama zamana ve gelişmekte olan olayların içine katarak, filmin son çeyreğinde ise karısı ile yüzleşir. Çocukları kıyasıya şaşırtan bu konuşmalarda bazen Hamza, mesela karısından, O’nun herhangi bir yere saklamış olduğu et konservesinin yerini de öğrenir.
Kenoviç’in Şair Hamza karakteri muhtemelen Bosna’da meşhur bir kişidir ki sözgelimi karısını iltica etmekten vazgeçirmeye çalışırken, “Nereye gideceksin, savaş heryerde, gidemezsin, özellikle Hamza’nın karısıysan” cümlesi bu algı için bir ipucu oluşturabilir. Bunun yanında Hamza, daha soyut (umut, savaş çocukları için umut mesela) göndermelere de ev sahiliği yapmış olabilir. Ne de olsa alımlandırılmak istenen bütün herşey, onun üzerinden verilmektedir film boyunca.
Film boyunca yer yer Hamza’nın ağzından okunan şiirler ise, savaş sırasında eline tüfeğini alarak savaşan Abdullah Sidran’a ait. Bu da filmi; bütün seyir zevkini, sanatsal yönlerini, amatör oyuncularla elde edilen başarısının hazzını bir kenara bıraktıracak biçimde efsanevî kılmaya yetiyor.
1: Bu tavır koymada Sırpların çaptan düşüyor olmaları ve Boşnak kuvvetlerin hatırı sayılır bir inisiyatif elde etmeye başlamalarının etken olduğu yazılmıştı bir ara…
2: Savaş sırasında Hırvatistan’a iltica eden bir çok mülteci Hırvat yetkililerce Sırp güçlerine teslim edildi ve bu sadece bir söylenti değil!
3: Özellikle Yahudi Mezarlığı tarafından keskin nişancılar tarafından açılan ateşler sonucu ölen her bir Bosnalı için ve elbette vurularak düştüğü yere bir gül çizildi ve bu güllere Saraybosna Gülleri adı verildi.
4: Adis, “Ama Marco Çetnik adı?” diye sormuştu Hamza’ya, muhtemelen de buna benzer bir durumu vardı Marco’nun, ama film boyunca bu kısım karanlıkta kalıyor…
| Başlık | İçerik |
|---|---|
| Film Adı: | Savrseni krug |
| Yönetmen: | |
| Tür: | Drama | War |
| Kısa Bilgi: | An alcoholic Bosnian poet sends his wife and daughter away from Sarajevo so they can avoid the troubles there… more | add synopsis |
| Süre: | Argentina:113 | France:110 |
| Ödüller: |
6 wins&2 nominations |
| Oyuncular: | Mustafa Nadarevic, Almedin Leleta, Almir Podgorica, Jasna Diklic, Mirela Lambic … |
| Diğer: | |
| Sahneler: |
|
| Afiş: | Bilgi yok |
|
Powered by IMDB Tag
|
