her durakta bir yarayım ben
ritimli kanayan
traverste bir gül denli
natûvanI.
güneşe amorf bakışan kısık gözleriyle
barut buğulu küf kokuşlu çocukların
rüyaları yanık olur birinci dereceden
taş taş üstünde bırakmayan ince bir kaş gibi sızı
ne uzun yorulur bir insan sevmekten
ne kısa vadelidir bu çiçeğimsi açış
ölüm yatay bir geçiş midir
iki yakası biraraya gelmeyen
telaşlı bir ırmağın öte yakasına?
Hayat dikey bir yanılsamadır belki?
Bu çağ yangını yarıdan fazla hüzündür
Bu kar yarası yarıdan fazla
II.
bu sınır kentinde özlemle duruşum
ulaşmak sana hadlere değil
denize tıkalı ırmak gibi
acısın da büyüsün nenni yürek nenni
kırılsın bilek
şakûli düştü ateş
ve öyle sonsuz, yalınayak
ardarda heyecanlı ve kabarık
sen ey gel yayıl döşüme
bir bıçak gölgesi ol dilersen bir köpük gövde
hatta hırçın bir balık ya da yazık bir gece
sevisiz ve döndü başım
hızla odalarımı terketmiş gölge lekeleri
burdan öte depresif bir kaktüstür yürek
bütün perdeleri yanmış bir oyun gibi
durup bir de siluetlerini yaktım bütün gece
hep bir kıvılcım hıncı aklında
yollara kıvrılmanın özlemiyle
taşkın yüreği penceresinden
ve göze gelir mi hiç yaprak gibi
yeşil ve yendik geceyi
açılsın içimin dağ perdeleri
ve başlasın oyun
oyulsun kalbimin nağrası
Ümmü Gülsüm Aydın | Çarşamba, Temmuz 16, 2008, 8:12
“acısın da büyüsün nenni yürek nenni”
İçimi çizip de geçiyor bazı kelimeler yan yana gelince.
Oysa ayrı ayrı durunca hiç yakıcı değiller…
Onları yan yana getiren kalemine sağlık!
Mavi Çocuk | Cuma, Temmuz 18, 2008, 16:03
hapşııı.