Yedi İklim dergisi editörü Ali Haydar Haksal yaklaşık 30 yıldır yazıyor. Bu süre içinde dergi çalışmalarına ek olarak deneme, öykü, roman ve inceleme alanında yaklaşık 15 kitaba imza attı.
Haksal, bir süredir edebiyatımızın kilometre taşı hüviyetindeki ustaların düşünce, sanat ve edebiyat dünyamızdaki yeri ve önemi üzerinde duruyor. Bu minvalde “(Mehmet) Akif Duruşlu Asım (İnsan Yay. 2006. İst.)”, “Sezai Karakoç: Eleğimsağmalarda Gökanıtı. (İnsan Yay. 2007. İst.)” ve “Büyükdoğu Irmağı: Necip Fazıl. (İnsan Yay. 2007. İst.)” isimli kitapları yayımlandı. Haksal bu kez “Rasim Özdenören: Ruh Denizinden Öyküler (İnsan Yay. 2008. İst.)” isimli kitabı ile tekrar okurunun karşısına çıktı.
Yazı hayatında elli yılı geride bırakan Rasim Özdenören öykümüzde yerli bir ses olarak özgün bir yerde duruyor. Özdenören “Ruhun Malzemeleri” isimli kitabında öyküsünün kaynaklarını ve serancamını anlatmıştı. Ne var ki, bir kaç derginin yaptığı özel sayı ve dergilerde seyrek de olsa yayımlanan yazılar dışında -Necip Tosun’un kitabını saymazsak – kitap boyutuna ulaşmış bir yapıta pek rastlayamıyoruz. Haksal’ın elimizdeki kitabı bu anlamda büyük önem arz ediyor.
Haksal, kitabında sade, anlaşılır, deneme ile öykü arasında bir dil ile okuruna sesleniyor. Özdenören öyküsünü kah tek tek, kah kitap boyutunda değerlendirerek yazarın öyküsünün izleklerini anlatıyor. Kitabın son bölümünde yayımlanan Özdenören söyleşisi Haksal’ın kitap boyunca değindiği hususları özetler nitelikte.
Haksal‘a göre sanat ve düşünce hayatımızın önemli isimlerinden biri olan Rasim Özdenören. edebiyatımızda sadece öykü yazan ve öyküyü ciddiye alan, bütün yoğunluğunu öyküye veren ilk yazarlarımızdan.
Özdenören, kitaplarına girmemiş olan ilk öykülerinde felsefî olmaktan uzak dursa da, zaman içinde sosyolojik ve toplumsal değişimi yakalayan ve felsefi derinliği olan öyküler yazar. Öykünün serancamını iyi takip ettiğinden klasik anlatı tarzına takılıp kalmaz; kendisini sürekli yeniler. Modern bir anlatımla kendi klâsiğini oluşturur. Bundan dolayıdır ki dili hep belli bir düzeyin üzerindedir.
Bazı yazarlar birkaç eseriyle öykü ve sanat yaşamlarının dairesini kurup tamamlar veya çok kısa zamanda dairelerinin içine sıkışıp kalır. Ya da belli bir yaş sınırını aşar aşmaz daireleri kapanır. Oysa Özdenören, her kitabıyla yeni daireler kurar; bir daire tamamlandıktan sonra bir yenisine geçiş yapar. Hem kendi öyküsünün önünü açar, hem de Türk öykücülüğüne yeni kapılar aralar. Bu anlamda Hastalar ve Işıklar, Çözülme, Çok Sesli Bir Ölüm Gül Yetiştiren Adam, Çarpılmışlar, Denize Açılan Kapı başka başka daireleri oluşturur. Kuyu ile başlayan süreçte ise iç içe geçen, birbirinden ayrı, ama birbirini bütünleyen yeni bir süreç göze çarpar. Kuyu, aşkın öyküsüdür. Hışırtı ile başlayan, Toz ile devam eden süreç ise, aşkı konu olarak da doruklaştıran felsefî özellikli öykülerdir.
Özdenören’in öyküsünü doğuran ruh ve koşullar onu anlamada en önemli hareket noktalarıdır. Bu ruhun ve koşulların işaretlerini ilk önce Hastalar ve Işıklar kitabında görürüz. Kitap dönemin şiir duyarlığıyla özdeştir. Şiirsel duyarlığın bir başka yansımasıdır. Nitekim burada yakalanan ses, şiirde Üstat Sezai Karakoç’un yaptığını öyküde Özdenören’in yapmasına vesile olacaktır.
Özdenören’in Çözülme kitabındaki öyküleri 1970’li yılların ürünleridir. Yazar, Çözülme’de yapı itibariyle yeni bir başlangıç yapar. Öykülerin geniş bir zaman ve mekân dilimine yayılması, öyküsünün alanının genişlemesini de sağlar. Sosyal olaylar daha belirginleşir. Bir bireyi veya beni ilgilendiren olaylar içten dışa doğru açılır.
Gül Yetiştiren Adam Özdenören’in eserleri içinde sosyal olayları işleyiş bakımından en önde gelenidir. Sosyal olaylar, eserde olmasına karşın, sosyal olayların keskinliğinden çok anlatımın insan ruhu merkezli olması dikkat çekicidir. Bunun içindir ki kitap Rasim Özdenören için bir dönüm noktasıdır.
Denize Açılan Kapı yapı bakımından Hastalar ve Işıklar’a yakın olmasına rağmen, içerik bakımından yeni bir yerde durur. Özdenören bu kitabında Çözülme ve Çok Sesli Bir Ölüm’den sonra yeniden içe döner ve orada derinleşir. Hastalar ve Işıklar’daki derinleşme Denize Açılan Kapı’da farklı bir boyutta tasavvufi bir derinlik kazanır.
Özdenören, Toz kitabında deneme ile öykü arasında bir yerde durur. Bütün anlatılar, içten içe birbirini tamamlayan ve güçlendiren öykülerdir. Her metin; ayrı tipler ve karakterler etrafında döner.
Zeyl:Ali Haydar Haksal bu kitabında öykü yazan bir yazarın duyarlılıkları ile öykümüzün zirvesinde bulunan Rasim Özdenören öyküsünün temel dinamiklerini, beslenme kaynaklarını ve koordinatlarını dillendiriyor. Buna Özdenören ile yaklaşık olarak aynı dilden, düşünceden ve medeniyetten beslenmiş olmak da eklendiğinde okuyucunun zihninde bütün boyutları ile olmasa bile ortalama bir Rasim Özdenören resmi beliriyor. Okuyucuya düşen ise bu resmin görünen ve görünmeyen taraflarını bir bütün halinde ortaya koyacak okumalar yapması.
Şair, öykücü, yazar. 1 Aralık 1974, Balıkesir doğumlu. İlk ve ortaokulu Balıkesir’de, liseyi Kırklareli’nde bitirdi. Gazi Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu (2001). Bir süre radyo programcılığı yaptı. Daha sonra yerleştiği İstanbul’da bir kamu kuruluşunda memur olarak çalıştı.
Yazı hayatına 1993 yılında Yeni Asya gazetesinde başladı. İlk şiiri “Hüreyre” (Eylül 1998) ve ilk öyküsü “Sidre ve Cam”, Yedi İklim dergisinde yayımlandı. Daha çok öykü üzerinde yoğunlaştı. Deneme ve makaleleri; Zaman, Milli Gazete, Yeni Asya, Akit gazetelerinde, öykü ve şiirleri ise Yedi İklim, Dergâh, Kırklar, Okuntu, Polemik, Edebi Pankart, Şahdamar, Yağmur, Elif, Edebiyat Otağı, Yeni Dergi, Kelime ve Aryaevi dergilerinde yayımlandı. Karakalem, KitapHaber, Kitap Postası dergileri ile Kitap Zamanı’nda eleştiri yazıları yayımladı. Karakalem.net sitesinde haftalık yazılar yazdı. Kelime ve Aryaevi dergilerinin editörlüğünü yaptı. Öykülerini, Sana Aşktan Soruyorlar (2002) ve Aşktan Öte Bir Yol (2006) adlı kitaplarında topladı. Yağmur Dergisinin 2007 yılında düzenlediği hikaye yarışmasında “Çakı, Kuş ve Mum” adlı hikayesi ile 3. oldu.
“Mustafa Oral, aşk’ın haber’in kaynağı olduğunu anlattığı kitabında, bizi bu ilahi gerçeğin çevresinde, yüreğinde, kıyısız bucaksız ikliminde dolaştırmaktadır. Şiirsel dili, zengin çağrışımlarla örülü anlatımı, Risale eksenli okumaları, irfani edasıyla Oral, ‘sana ruhtan soruyorlar’ emrindeki ruh’u aşkla özdeşleştirir.” (Sadık Yalsızuçanlar)
“Mustafa Oral bir yandan ucu geleneğe çıkan bir öykü tarzının izleğini takip ederken, bir yandan da klasik öykünün imkanlarından yararlanarak kıssa öykü tarzını yokluyor. Öykü dünyasında karşılaştığımız öykülerden farklı olarak değişik biçimleri, biçemleri ve tematik yapıları deniyor. Zaman zaman mısraa benzer tek cümleli paragraflar, noktalama işaretleri kullanılmayan cümleler, sayfanın genel görüntüsü içinde fotoğrafik disiplinler sunan biçimler kullanıyor. Felsefeden tarihe, sinemadan fotoğrafa, mektuptan şiire kadar bilim ve sanatın bazı dallarının tekniklerinden yararlanarak öyküsünü oluşturmaya çalışıyor.” (Yusuf Tosun).
HAKKINDA: E. Eren Yılmaz (Millî Gazete 09.12.2002), Yusuf Tosun (Yedi İklim, Ocak 2003), Cahit Külekçi (Hece, 2003), Yusuf Tosun (Milli Gazete 01.11.2006). Selçuk Küpçük (Milli Gazete 11.01.2007- Röportaj)



Mustafa Oral’ı bu güzel tanıtımdan ötürü, Ali Hayadar Haksal Bey’i de Kitabından ötürü tebrik ediyorum. Rasim Özdenören ağabeye de Rabbimden uzun ömür diliyorum.