Ölüler kazanılmış susku çiçekleridir
Ölümünün ne güzel olduğunu sevdim seni içimde öldürdüğüm zaman” modasına hiç uymadım ben. Çünkü onlar bunu dillerine dolamadan önce de biliyordum içinde bir ceset taşımanın ölmekten zor olduğunu, her bir uzvunu, ciğerini, kalbini, damarlarını tırtıklı bıçaklarla yırta yırta öldürdüğünü…
Ve yaşamak, bilmenin yanında nasıl da esamisi okunmaz küstah bir saçmalık!
Şimdi hepsi yüzünden, neden öldüğünü, nasıl öldüğünü bilmemem yüzünden, katilini tanımamam ya da aynadaki oluşundan delirircesine korkmam yüzünden, sanki canlanıverecekmişsin gibi gelmesi ama cesedine baktıkça bembeyazlıklara bezeli gözlerinde siyahlık kalmayışından, hepsi yüzünden; bilince tarif ettiğimi yaşayınca anlatabilmem imkansız!
Bu yüzden küçümsüyorum şairleri; o büyük büyük lafların ardında bir parça gerçeklik olsaydı kelimeler boğazlarını keser, dillerine varamazdı; eminim!
Belki bir parça toprağın olmalıydı, böyle üstünü örtüp başını açıp odanın bir köşesinde çürümeye terk etmemeliydim seni ama morarmış da olsa yüzün, hala siyahlıklar var saçlarında ve mesela kaşlarında..
Sadece “bitti” yi mazeret olarak kabul etmediğimi bilirsin, aşk bitti, hayat bitti, tolerans bitti; hiç birini.. sadece bitti yeterli bir açıklama olamaz asla, o halde neden? Bitti dışında bir cevap ver bana.. neden öldün cevap ver neden?
Bütün zavallılar arasında en çok ateistlere acırım ben; çünkü öyle ya da böyle o sığındıkları anlamsız sıfatın arkasına, Hiçbir kahin bu denli büyük bir kaybı öngöremezdi.cevap bulamadıkları sorular yüzünden geçmiş olduklarını düşünürüm ve bilirim ki “neden” kadar insanı delirtme istidadı olan başka bir kelimecik de yoktur.
Sen bana acırdın kalk!! Neden’in kuyusuna bir ip at, kalk!
Bu ne büyük bir hayal kırıklığı; Ben üzüleceğim diye sen hiç yitmezsin sanıyordum, canın pek tatlı olduğundan ya da benim eteklerinde sonsuz kalmaya layık olduğumdan falan değil, hem hep sızısı olur nedense büyük olanın, ayazı hiç dinmez mesela büyük dağların, yani işte ondan, söz vermedin belki ama ben öyle anladım; üzülmeyeyim diye gitmezsin sandım; şimdi bilsen bu ne büyük bir sancı..
Hiçbir kahin bu denli büyük bir kaybı öngöremezdi, oysa kader, bildiklerini asla söylemeyen çilekeş kahin, yapıyor yapacağını. Ona hesap soramam, tanımıyorum onu, benim yabancım. Ama sen en yakınım, dostum, ta kendim; başını duvardan duvara vurup yumruklayıp sormak istiyorum sana hesabını, ne yazık ki ölülere yumruk işlemez ve de duvarın soğuğu..
ölüler kaybedilmiş ilham perileridir! Evet.



Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm





5:51 pm | Aralık 26, 2007
Şairlere gelince; onlara da azgınlar uyar.Görmedin mi, onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve onlar, gerçekten yapmadıklarını söylerler. Ancak iman etmiş ve salih ameller işlemiş, Allah’ı çokça zikretmiş ve zulme uğradıktan sonra zafer kazanmış olanlar müstesnadır. Zulmedenler göreceklerdir nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını. [Şuara, 224-227]
11:06 pm | Aralık 28, 2007
“Bu yüzden küçümsüyorum şairleri; o büyük büyük lafların ardında bir parça gerçeklik olsaydı kelimeler boğazlarını keser, dillerine varamazdı; eminim!” Şimdi ne demek lazım bu sözden sonra? Belki biraz gerçeklik üzerinde durmak lazım. Hatta nedir gerçek olan diye sormak lazım.
Varoluşçu felsefenin ateistlerine değinmeden edememişsiniz. Sartre’in kulağı duymasa da kemikleri üşümüştür sanırım. Ver yansın bir yazı olmuş. Zevkle okudum.
9:44 pm | Ocak 6, 2008
Yüreğine sağlık…
3:18 pm | Ocak 8, 2008
kendi ruhunu taşlaya dur e mi? kalbin eski bir anıt gibi zaman yası bir yalnızlık içinde bir başka umuda taşıyıversin cesetlerini…
ama bence morga çevirme kalbini…
6:16 pm | Mart 3, 2008
Henüz okumadığım yazılar keşfediyorum bu portalda..
Yazınızın iyi ya da kötü olmasının ötesinde, diyebilirim ki, kelimelerden kelimelere her geçişimde takılıp düşüyorum. Anlatıcı sürekli yer değiştiriyor ve kimin yanında olmam gerektiği konusunda bir türlü karar kılamıyorum. Ki zaten bir yazı yer belirtmemelidir gerçekte.
Enfes bir şey örneğin şu; “ve bilirim ki “neden” kadar insanı delirtme istidadı olan başka bir kelimecik de yoktur.”
Bir yerde ise size hiç katılmıyorum: ” Bu yüzden küçümsüyorum şairleri; o büyük büyük lafların ardında bir parça gerçeklik olsaydı kelimeler boğazlarını keser, dillerine varamazdı; eminim!
Kelime şairin diline varabilseydi eğer, yazdığı şeyleri cümle haline getirerek “dil” ile açıklayabilseydi, “şair” diye bir kavramı bugün eminim konuşuyor olmayacaktık. Duymayacaktık. Düşünemeyecektik. Şair, bana kalırsa anlatamadığı şeyleri yazar. Anlatabilseydi eğer, içinde ki bu yaradan kurtulacak ve büyük ihtimalle şiir diye bir olay meydana getiremeyecekti. Ki şairlerin bir çoğunun içe kapanık insanlar olmasını bununla ilintiliyebiliriz diye düşündüm ben.
saygılar.