O hepimizin babası
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen hafta verdiği demecinde Rus futbol takımlarını tanıyamasının nedeni olarak Afrika tandanslı futbolcuların çokluğunu gösterdiğinde, muhtemelen Rus Edebiyatının herşeyi Alexandr Sergeyeviç Puşkin’in aslında Afrika asıllı olduğunu (Habeşli, Sudanlı veya zayıf bir rivayete göre de Arap) unutmuştu. Elbette bu noktada Putin’in bir yazarı anımsaması gerektiğini düşünecek olsaydık bunun pekala Fyodor Mihailoviç Dostoyevski olabileceğini de bilirdik. Zira Dostoyevski’nin panislâvcılığı ile Putin’in yukarıda zikredilen demeci arasında teorik olarak bir uyuşmazlıktan söz edilemez. Bununla birlikte Putin’in müşteki olduğu durumun sadece ‘tanrının kargışladığı’ siyah derililerle tahdit olması da mümkün. Gelgelelim 1799 yılında Rus sarayına oldukça yakın bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Aleksandr (Saşa) büyük dedesi Anibal’in derisinin renginden pek şikayetçi değildi. Sadece Sudanlı sanatçıların sergilediği bir temsili izlerken yanındakilere ‘Ben bunlara benziyor muyum?’ diye sormuştu, o kadar. Burada Puşkin’in dedesinin İstanbul’dan satın alınarak Rusya’ya getirildğini, saray hizmetine bir topçu olarak girdiğini ve Puşkin soyadının da Rusça karşılığı puşka olan top kelimesinden geldiğini vurgulayalım.
İki kere okuduğu metni hafızasına alacak kadar zeki olan Puşkin, dönem Rusya’sındaki burjuvazi şartlarına uygun olarak Fransızca eğitimi aldı ve neredeyse on bir yaşına kadar bütün Fransız yazarların küllüyatlarını tastamam hatmetti. On iki yaşında iken ise Çar

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin
Puşkin’in sürgünü, muhtemelemen dehasının da etkisiyle Çarlık hazinesinden kendisine bağlanmış olan maaşla birlikte neredeyse bir seyahat havasında geçti. Bununla birlikte kırsal hayatı sevmeyen şair için bu bile yeteri kadar sürgün sayılabilirdi. Türk taarruzları altındaki Kafkasya coğrafyasını gezen Puşkin bu sürede başyapıtı Yevgeni Onyegin’in önemli bir kısmını tamamlar. Ayrıca Rus şiirinin başyapıtı olarak telakki edilen Bahçesaray Çeşmesi, Erzurum Yolculuğu, Çingeneler, Kafkasya Mahpusu gibi yapıtlar da bu sürgünün sürgünleri idi. Puşkin için en verimli dönem yirmi altı-yirmi yedi yaşları arasındaki dönemdir. Bu dönem içinde Puşkin Kur’an-ı Kerim’i de okumuş (Rusça mı Fransızca mı tercümesinden okudu, bilinmiyor. Tercüme aslına uygun mu idi, o da…) ve hatta oldukça da etkisinde kalmıştır. Kur’an’ın Etkisi Altında başlıklı şiirinde ‘O Rahim ve Rahmadır, Işıklar saçan Kur’an’ı Muhammed’e indiren O’dur’ ‘O’nun aydınlığına dönüp, O’nun aydınlığına koşalım.’ gibi dizelere rastlanan Puşkin’in neredeyse bir amentü ortaya çıkardığı düşünülebilir. Bununla beraber aynı yıl Puşkin’in çevresi için bir yaprak dökümü mevsimi olmuştur. Başkentte isyan çıkmış, yeni Çar Nikola ise isyanı kanlı bir şekilde bastırmıştı. Puşkin’in yakın arkadaşları Rileyef, Pestel, Muravyef, Rayevski, Volonski ve Kiukelkeber tutuklanarak idam edilmişti. Çarlığın haşin eli tam da Puşkin’in üzerinde durmaktaydı. Mikyeviç’in tabiriyle ‘Neredesiniz dostlarım kardeşlerim? İşte canımdan çok sevdiğim Rileyef. Çar’ın bir emriyle sallanıyor darağacında. Lanet olsun peygamberlerini taşlayan halklara!’ fazlasıyla zorlaşan bir dönem bekliyordu Puşkin’i. En azından şartlar ele alındığında öyle olması gerekirdi. Ancak bu kanlı kıyımdan Puşkin’e bir af çıktı. Ve artık Puşkin için sancılı gençlik dönemi kapanmakta idi. Oysa O bunu tasasız bir dönem olarak betimliyordu Yevgeni Onyegin’de! ‘Elveda tasasız gençliğim, minnettarım neşeli günlerine, minnettarım hüzünlü günlerine.’

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin
O Hepimizin Babası
Otuz yaşında iken yazdığı ‘şifreli’ şiirleri yüzünden polis müfettişi Benkendorf’un acımasız takibine maruz kaldı. Puşkin aynı yıl on altı yaşındaki Natali Gonçarovna ile evlendi. Ama daha başlangıçtan itibaren evlilikte aradığını bulamayan şair, ekonomik açıdan da oldukça hırpalandı. Yüzbaşının Kızı, ölümünden sonra yayımlanan Dubrovski, Dostoyevski’ye Suç ve Ceza’yı aramağan eden Maça Kızı’nı bu dönemde yazdı. Aynı dönemde Nikolay Vasilyeviç Gogol‘e Ölü Canlar’ı öğütler. Henüz çocuk denilebilecek bir yaşta olan Natali, Rus aristokrat çevresinde kendinden geçer ve zaman zaman kocasını zor durumda bırakır. Hatta Natali, salt kocasını kıskandırmak adına birtakım faaliyetlerde de bulunur. Bu durumun olağan neticesi olarak karısının Çar hizmetinde bulunan Fransız subay Dantés ile adı çıkar. Puşkin Dantés’i düelloya davet eder, ancak düello daveti reddedilir. Puşkin bununla yetinmez, bu kez de Dantés aslında karısının kızkardeşi ile ilgilendiğini söylemek zorunda kalır. Puşkin’in dayatması ile Dantés ve baldızı evlenir ancak iki hafta sonra ayrılırlar. Bir ay sonra Puşkin’e Boynuzlular Derneği’nden bir paket gelir. Bu kesin bir tahrik idi ve Puşkin’de bu tahrike kapıldı. Dantés’in manevi babasına ağır bir mektup yazdı. Mektupta ’senin piçin, pezevenk, kocakarılar gibi çöpçatanlık yapan, adi’ gibi ifadeler cirit atmaktaydı. Ayrıca evlerine kadar giderek; ‘Bu işi halletmezsenin ikinizin de yüzüne tüküreceğim.’ dedi. Düello kaçınılmaz olmuştu ve yapıldı da. Düelloda Puşkin kasığından ağır, profesyonel bir asker olan Dantés’de göğsünden hafif biçimde yaralandı. Düellodan bir gün sonra Puşkin, otuz sekiz yaşında iken 29 Ocak 1837′de öldü. O günlerde henüz rüştünü ispatlamamış olan Rus şiirinin Puşkin’den sonraki ismi Mihail Yuryeviç Lermontov, Dantés ve avanesi ile Natali Puşkin’i eleştiren ağır bir şiir kaleme aldı. Şiir; ‘Ve müthiş bir yargıç bekliyor sizleri! Onu kandıramaz altın şıkırtısı, O bilir önceden herşeyi, O zaman boşa gidecek ama, Kötülemeler; başvuracağınız, Ve tüm kara kanınızla, şairin, Haklı kanını yıkayamayacaksınız!’ dizeleriyle bitiyordu.
Benim yaşamım bir dramdan çok bir ağıtı andırır diyen Puşkin, şüphe götürmez bir kesinlikle Rus Edebiyatının en önemli ismidir. Ivan Sergeyeviç Turgenyev, Puşkin için ‘O hepimizin babasıdır.’ ifadesini kullanmıştır. Gogol’e göre ‘olağanüstü bir olay’, Dostoyevski’ye göre ise ‘gelecekten haber veren peygamber’dir.



Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm





8:36 am | Ocak 24, 2008
[...] yayımlar. İnsancıklar, Rus edebiyatındaki radikal geleneğin babası sayılan ve Lermontov, Puşkin, Tolstoy çalışmalarıyla Rus eleştiriciliğinin temelini atan Vissarion Belinski tarafından [...]
8:37 am | Ocak 24, 2008
[...] Puşkin’in temelini attığı ve Gogol’ün de geliştirdiği realizmi benimseyen Turgenyev, [...]
8:38 am | Ocak 24, 2008
[...] okurken göz yaşlarını tutamadığını ifade ettiği, Rus Edebiyatının Lermontov ve Puşkin’den sonra en önemli şairi olarak gösterilen Sergey Aleksandroviç Yesenin 21 Ekim 1895 [...]
8:38 am | Ocak 24, 2008
[...] birdenbire. Gogol bundan daha iyi bir açılım edinemezdi. Ama edindi. Karşısına bu sefer de Aleksandr Sergeyeviç Puşkin çıktı. Bu yeni payanda ise genç hikâyeciye Tarih profesörü ünvanını kazandırdı. Bütün [...]
7:20 am | Ocak 28, 2008
[...] Aleksandr Sergeyeviç Puşkin‘in sonunu, koşullar ele alındığında ‘fazla’ trajik bulmayanlar için Rus Altın Çağı ikinci büyük şairini de, nispeten takribî koşullar altında kurban verdiğinde takvimler 1841 yılında duruyordu. Bununla birlikte Puşkin ile Lermontov’u birbirlerine yaklaştıran sadece dünyayı terk ediş biçimleri ile sınırlı kalmayacaktı. [...]