January 10, 2009, 2:59

O dilenci

Anahtar kelime: , ,
Salı, Mayıs 27, 2008, 17:44
Dizin: Deneme | 1 Yorum | 256 okuma

Yaşadığımızı fark etmemiz için bir sufle gerekir.
Bu, an’a dönmenin gerekçesidir.
Siyah beyaz bir filmde kırmızı bir yazı, hüznün dolan havasını dağıtan şuh bir kahkaha, ya da çığlıkların arasına sessiz bir dalış.
Binlerce insanın batıya döndüğü vakitte, doğuya bakan bir adam…
Her ağızdan ‘evet’ düşerken, ‘hayır’ nidasıyla yankılanan bir ses…
Bütün bunlar zaman’ın ahengini bozmaktır sinsice.
Ve bozulanın adını kayda almaktır.
An, bozulmuş bir kesit, aykırı bir duruş ve ayrışmış bir dilimdir o zaman.
Demek ki ne kadar çok bozguna uğramış zamanımız varsa o kadar çok yaşıyoruz biz.
Ve Sen! Bozdun akıp giden zamanı.
Koro’nun bütünleyen seslerini bir arıza gibi kestin susarak.
Bütün saniyeler, bütün dakikalar, bütün saatler yaşamak oldu.
Sen ne yaptın böyle?
Ne güzel yürüyüp gidiyordum caddede…
Elimde çanta, çantanın içinde bir bilgisayar ve birkaç kitap…
Yine dağınıktı bu yer, yine insanlar hiç kıpırdamadan koşuyorlardı.
Onları ayıran bir şey yoktu diğerlerinden.
Yüzümde bir düşüncenin belirgin izleri, ayaklarımda geç kalmışlığın aceleciliği…
Pahalı granitler ve kötü bir işçilikle kaldırım.
Sonra, beni zamandan koparıp an’a mıhlayan bir dilenci…
Saçlarını en son ne zaman yıkamıştı,
Bu elbiseler, kaç yağmur, kaç soğuk görmüştü,
Kirli ellerine, en son ne zaman bir insan eli değmişti?
Bilmiyordum.
Önünde karton bir kutu, üç beş bozukluk…
Dilindeki cümleler, gözleri gözlerime değince kesildi…
Bakıştık.
Ben ona baktım o bana. Birkaç adımlık bu mesafede kaç düşünce geçti beynimden.
Bekledim konuşmasını.
Bekledim dilenmesini.
Bekledim, yardım istenen bir yolcu olmayı.
Ben bekledikçe ‘O’ sustu!
Ben adımlarımı kurulacak bir cümlenin karşılayanı olsun diye yavaşlattıkça ‘O’ inadına sustu!
Ne bakışlarıyla ne dili ile hiçbir şey istemedi.
Hiçbir şey isteyemedi.
Hızlandım ve geçtim yanından, ama orada kaldım.
Her şeyini kaybetmiş bir dilenciyi susturan, bendeki hangi yüzdü?
Hangi kıyafet,
hangi duruş,
hangi bakış,
hangi ifade,
hangi soğukluktu?
O’nun, uzak durduğu bir yardımı istiyorum şimdi sizden.
Söyler misiniz, hiçbir tutanağı, barınağı kalmamış, her geçeni çare bilen bir dilenci bile bizden bir şey istemeye cesaret edemiyorsa… Başka kim dokunabilir kalbimize?

Yavuz Başak

Yavuz Başak

1975 Doğumlu, Ankarada yaşıyor. | Yorumları
Yorum yazabilir, veya kaynak gösterebilirsiniz.

“O dilenci” başlıklı yazıya ait bir yorum var

  1. Meral Afacan Bayrak | Perşembe, Mayıs 29, 2008, 9:04

    İyi bir yazı olmuş.Okurken İlhami Çiçek’in bir şiiri geldi aklıma:
    “ve satranç aslında dalgınların oyunudur
    dalganın ölüm karşısındaki
    sükuneti düşmana
    ölümün dehşetinden korkuludur.
    ……..
    yalnız hüznü vardır kalbi olanın.”
    Eyvallah diyorum,elinize sağlık…

Görüşünüz