January 9, 2009, 23:22

Nun Masalları

Anahtar kelime: , ,
Çarşamba, Ocak 23, 2008, 7:08
Dizin: Kitap | 0 Yorum | 798 okuma

Nun Masalları, izleri, isleri ve ayak izleri…-

“Kaç zamandır yazmak istiyordu. Şimdiye kadar hiç kimsenin söylemediği şeyleri, hiç kimsenin söylemediği biçimde söylemek, yazmak istiyordu. Yazmak istiyordu da, kamış kalemi, aherlenmiş kağıdı eline alır almaz içinde bir yer bumbuz kesiliyor, aslında sımsıcak olan o şey, bir türlü kağıda akamadan yok olup gidiyordu.”

Böyle başlıyor hattat-rasıtın hikayesi. Bir diğer ifadeyle; bu cümleyle başlayan hikayeye giriş yapıldığında sanıyorsunuz ki, bu öykü bir başkasına, ‘O’na, hattat-rasıta ait.ilk sayfalarda en şedid esen benimseme “ben de böyle hissediyorum, bana da böyle oluyor”dan ibaret. Oysa hattat-rasıtın öyküsünde, üstüne kat kat kapılar çekilmiş ve altın ve gümüş ve demir anahtarlarla ayrı ayrı kilitlenmiş iç dünyanızın kapılarını,bir kelebek eldeki kalemin açışına şahit olacaksınız.

“Sabaha kadar durmaksızın ağladı ve yazdı. Evvela, gelirken kapı önünde gördüğü filbahri çiçeğini anlattı.(…) sonra düşlerini anlatmaya koyuldu.masalları. insan olmaya çalışan bir peri kızı tanımıştı.onu yazdı.peri kızına, insanlık zordur demişlerdi, o denemek istemişti.(…) Son gün, bağırarak tartışan bir karı kocanın kapısınıon önünde durmuştu.karı koca gençtiler ve gerçeğin ne olduğunu tartışıyorlardı.(…) Az ötedeki halının üstünde henüz sekiz aylık bir bebek ağlıyordu.(…) Onlara dönerek, gerçek bu değil mi, diye seslenmişti peri kızı ve insan olmaya hak kazanmıştı.”

Hattat yazdıkça gözlerinden sicim gibi yaşlar dökülmektedir. Hattat yazdıkça okuyucu,’insan’ sıfatına hak kazandıran inceliklerin mühasebesini yapmakta,sorgu içinde gizli, keşif kapılarını aralamaktadır. Ve arada bir,kendi defterinde de olan cümlelerin altını çizer. Satırlarla beraber, kalbini de çizip geçer kalem.

Hattat rasıt daha sonra padişaha bir arzıhal yazar. Bütün defterler o kadar güzel yazılmıştır ki, kalbi onları padişaha okuma isteğiyle dolar ve okur da. Ardından padişaha, bu defterleri tüm insanlar önünde okumak istediğini söyler.padişahın cevabı bu bölümde manidar,ileriki bölümlerde sırrı çözülmeye yüz tutan cevher, hattatın divitindeki kehribar, padişahın elindeki anahtar niteliğindedir: “Ben anladım ya yetmez mi! Bir ben gibi anlayan daha çıkmaz sanırım.”

Hattat, halka defterlerini okumaya kalktığında boğazından sadece bir hırıltı yükselmektedir. Padişahtan başka kimseye okuyamadığı defterlerinin başına ağlayarak eğilir tekrar.

Burada, okuyucu da kendi defterlerine eğilir şüphesiz. Belki hattata kızar; neden padişahın anlamasıyla yetinmedi, diye. Ya da, hiç kendisinin bir padişahı olmuş mudur, düşünür düşünür..

Oysa hattata kızan okuyucu ile hattat arasında, bir kaç yüz yıl ve sakal dışında hiç bir fark yoktur.

Yeniden padişaha giden hattat ellerini öper ve “gerçeği gördüm, dedi, gerçeği tanıyorum artık.sen benim gerçeğimsin.(…) Beni bir tek sen anlarsın. Hiç bir boşluk kalmadan.

Beni gör, bil ve sev.(…) Daha ne isterim(…) Aç gönlünün örtülerini,seni bir tek ben görebilirim.bu kaabiliyet bende var padişahım.”

Hattatın padişaha niyazındaki samimiyet, letafet, teslimiyet o kadar dervişanidir, yazar bu ruhu o kadar aşinaca anlamış ve anlatmıştır ki, bir tekkede eğitim gördüğüne dair ihtimaller, modern edebiyatın, tasavvufi motifleri ne kadar ustaca kullanabildiği bilinciyle yarışır gider.

“Göster, okut defterini bana!’ sesinde dayanılmaz bir güzellik, kalıcılık vardı. yalnızlık hükmüyle eğitilmişe başkaldırı teklif ediyordu.”

Daha önce, Nun Masalları’nın kapağını aralamış bir başka okuyucu, kitapta hangi cümleyi seçti yay olarak, bilemiyorum ama, ben bu cümleyi alıp elime, gerdim sonuna kadar.

Öyle ki, yazar, ’yalnızlık’ gibi, post-modern, ya da daha genel bir ifadeyle, makbul/güncel anlayışa göre, en büyük eğitimsizlik ve asıl başkaldırı öğesi sayılan bir olguyu alıp, eğitim merdiveninin hem en alt, hem de en üst basamağına, takdire şayan bir beceriklilikle yerleştirebilmiştir.

Okuyucu bu kez hattatın değil, padişahın defterinden çizer satırlarını. Kim bilir kaç kez,yalnızlığını uçurumdan itme gayretiyle uçurum eşiğine geldiğini, sükut dehlizlerinden azad olmak fikrinin çığlıklarında kaybolduğunu hatırlar.

Sayfalar: 1 2

Elif Bilge Doğan

Elif Bilge Doğan

1984 Çanakkale doğumlu. Okul Öncesi Eğitim Bölümü mezunu. Ürünleri; Yedi İklim, Serzeniş gibi dergilerde yayımlandı. Tiyatro Yazarlığı yapıyor. | Yorumları
Yorum yazabilir, veya kaynak gösterebilirsiniz.

Görüşünüz