Neyi bıraktığını hatırla

Tavsiye Et Yazdır 152 izlenim
Neyi bıraktığını hatırla

Her tarafı kar kesilen Antarktika’da geçen bir filmden bahsedeceğim. Kutup Macerası’ndan… Kar beyazının içinde kurulmuş üste görevli bir adamın ve kızak köpeklerinin hikâyesine odaklanmış bir film bu. Merkezden üsse gelen haber üzerine ekip oradan ayrılmak zorundadır. Sadece ekibi alabilecek bir uçak vardır. Altı adet kızak köpeği orada öylece bırakılacaktır. Üs görevlisi, oradaki hayatı kolaylaştıran, oralara kadar gelmiş bir araştırmacıyı boğulmaktan kurtaran köpeklerinin öylece bırakılmalarını zor kabullenir. Ancak ayrılmak zorundadırlar. Araştırmacının bacağı kırılmıştır, kendisinin de parmakları aşırı soğuklar sebebiyle donmuş ve kesilme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ama her bir köpek onun için çok şeydir; birisi kızı, birisi oğlu, diğerleri başka şeyleri gibidir. Köpeklerden her birinin kalbinde ve hayatında karşılığı vardır. Köpekler sadece köpek değil, ‘can’ları olan birer candırlar. Ancak, köpekleri de alacak kadar büyük bir uçakları yoktur. ‘Uçak köpekleri almak üzere tekrar geri gelecektir’ şartıyla oradan ayrılırlar.

Daha merkezi bir yerde tedavisi biten üs görevlisi öğrenir ki, uçak köpekleri almak üzere üsse gitmemiş, gitmesine izin verilmemiştir. Köpekleri almak için üsse gitme yollarını arar, çaldığı her kapı yüzüne kapanır. Günler geçer, şurada burada geçen hayatı, içindeki köpeklerin sesini bastırmaz, orada öylece bekleyişleri gözlerinin önünden gitmez. Hayatına o kadar giren, oradaki zorlu hayatını kolaylaştıran, iyi birer şey olarak hayatına katkı yapan hayvanlardan vazgeçemeyeceğini anlar. Sanki şöyle düşünür: Hayatıma neyi almışsam, onlar biraz ben olmuşlardır; onlardan vazgeçmem, kendimden vazgeçmem olacaktır.

Üsteki arkadaşları ve köpeklerin yardımıyla boğulmaktan kurtulan araştırmacıyla birlikte bir yolunu bulup üsse giderler. Köpeklerden biri ölmüş, gerisi sağ kalmıştır. Hem o adamı, hem de birkaç ay bu adamı bekleyen köpekleri izlemeliydiniz. İnsanın hizmetini gören canlıların da bir kalp taşıdıklarını; ayrılığı, hüznü, beklemeyi, umudu, hayal kırıklığını ve kavuşmadaki sevinci bildiklerini derinden hissedecektiniz. Ben o hep bekleyen köpek gözleriyle, bakışlarıyla vuruldum. Ayrılık hep böyle kıyıcı mıdır, beklemek hep böyle koskoca bir boşluk şeklinde mi büyür?

Bir filmin hayatın kendisi olmadığının farkındayım, ama şunu da biliyorum, her film biraz da hayattan çıkar, hayatın gözümüzden kaçan derinliklerine vurgu yapar.

Bu film bana ne anlattı, neyi düşündürttü?

Hayatıma giren insanları, sevdiklerimi, sonra eşyaları, sonra hayvanları, sonra hayatımın devamı adına hizmetime verilmiş her şeyi… Bir şekilde ilişkili olduğum insanlardan ne kolay vazgeçebildiğimin ayrımına vardım. Hayatıma girmekle bana katkıda bulunan, hayatı benim için yaşanılır kılan o kadar insanı nasıl da geri(m)de bırakmışım. Şimdi bunlardan her biri acaba ne yapıyordur? Ayrılığımla incinen kalpler nasıl da yaralıdır. Giydiğim, eskittiğim, sonra onlardan soyunduğum, bir köşede unuttuğum elbiseler gibi içimden düşmüş o kadar insan ne hissediyordur? Hayatımın insanlarından ve kullandığım herhangi bir nesneden bu kadar kolaylıkla vazgeçmem, sonra bunları unutmam size problemli gelmiyor mu? Kullandığım o kadar şeyde hiç mi benden bir şey kalmamıştır? Mesela çocukluğumun ayakkabılarını bulsam şimdi, bayram öncesinde bana alınmış bayramlıklara yeniden kavuşsam ne hissederim? Bana anlatacakları ve hissettirecekleri çok şey olmaz mı? Doğduğum eve dönsem, o evin odalarında gezinsem, bir gece tekrar orda uykuya dalsam hangi rüyalara düşerim sizce?

Şunu diyorum: İçine doğduğumuz, yürüyüp yaşadığımız bu hayatta karşımıza çıkan, bir şekilde hayatımıza giren, bizimle yaşamaya başlayan, yaşarken bize çok şey yaşatan o kadar şeyi geride bırakıyor, bir daha bunlara dönmüyoruz. Bu doğru bir şey mi? Terkettiğimiz evlerde bıraktığımız bir kedinin, bir köpeğin içinde hiç mi bir şey kopmaz? Özlemez mi, beklemez mi bizi? Bize o kadar yakışan bir elbiseyi, nasıl oluyor da bir daha giymemek üzere bir yerlere bırakıyoruz? Oysa o elbiseyle ne çok şey hissetmiştik. Hissettiğimiz o çok şey az mı değerli şeylerdi? Bu değerli şeyleri hissettiren elbisenin bir değeri olmaz mı?

İnsan bu acıyı bilir herhalde, bilmelidir. Çünkü çok şey verdiği bir insan ona sırtını dönüp gitmiş ve kendisi orada öylece kalmıştır. Çekip gidenin hayatından düşmüş, ayrılığın soğuğunda üşümüş, ‘belki geri döner’ deyip umutlanmış, beklemiş ve çoğu zaman hayal kırıklığı yaşamış bir insan, filmde köpeklerine dönen o adam gibi, hayatından düşen veya geride bıraktığı o kadar insanı, o kadar şeyi hatırlaması ve onlara dönmesi gerekmiyor mu?

Yazar Hakkında

Nihat Dağlı

Nihat Dağlı

1966 Mardin doğumlu.

2 Yorum alan “Neyi bıraktığını hatırla”

  1. Düşüncelerinize katılmamak elde değil…
    hayatın ‘kullan - at’ düsturuyla işlerlik kazandığı böyle bir zamanda, eşyaya ve insana karşı vefa, hiç olmadığı kadar mühim …

    Kıymetli Nihat Dağlı, Gök Ekin’in turuncu sayfalarını sizinle paylaşmak ne güzel…

  2. Hayatımıza giren ve içimizde karşılığı olan her şey tarafımızdan terk edildiği zaman yalnızlığa bırakılmış oluyor. Evet, insanın bir yanı da yalnızlıktır sanırım. Yalnızlık insanın en büyük sığınağıdır belki de. İnsanın kendisiyle yalnız kalabilmesi mümkün müdür? Sahip olduğumuzu sandığımız o kadar çok şey varken ve bu şeylerle aramızda sayısız bağlar oluşturmuşken salt bir yalnızlık yaşamak mümkün değil galiba.
    Nihat Dağlı’nın yazısının altına ilk bakışta konu dışı gibi görülebilecek bu yorumu koymamın nedenine gelince, terk ettiğimiz şeylerin çoğuna geriden şöyle baktığımız zaman sanki insanın elinde olmayan nedenlerden dolayı yalnızlık kaderi hayatın doğal bir sonucudur. Belki de insan bu yalnızlığı uzlete dönüştürmek istemiyor. Çokluk ve teklik zıtlığında yaşayan insan belki de tüm aidiyetlerinden kurtularak tek olma arzusuyla dönenip duruyor. O’nda yok olmak istiyor belki de… Belki de aidiyet insana özgülenemeyecek tek kavramdır da ondan… Belki de insanın tek aidiyeti acıdır.
    İçimizde karşılığı olan her şeyin kopma esnaında da bize acı vermesi sanırım yalnızlığa hazır olmadığımızı gösteriyor.
    Yine bir bağ kurduk Nihat Bey. Zira biz buna muhtacız. O ise tüm muhtaçların ihtiyaçlarını giderendir. Kurduğumuz bağlar elimizde olmayan nedenlerden belki bir gün kopacak ama acısı her daim kalacak. Selam ve dua ile… Hoş geldiniz, şeref verdiniz Nihat Bey.

Yorum Ekleyin

Yorumlar Gravatar desteklidir. Gravatar kullanın.

Kullanılabilir XHTML parametreleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>