Melena

Ocak 27, 2008 tarihinde Hikâye dizini altında Hüseyin Cahid Doğan tarafından yayımlandı ve 2.827 kere okundu

Normalde çok sessizim biliyorsun. Herkes böyle der. Ama o gün bana bunu neden yaptığımı sorduklarında, Melena şehri anladı diye bağırmışım. Boynumda ve alnımda iri damarlar belirmiş. Şimdi herkes neden bu denli öfkelendiğimi merak ediyor. Hem suçlu hem güçlü olduğumu düşünüyorlar. Gazetelerin benim hakkımda yazdıklarını sen de okumuşsundur mutlaka. Sana, sadece sana bunun sebebini söyleyeceğim. Çünkü senin bunu anlayacağını düşünüyorum. Ama önce sana Melena’yı anlatmalıyım.

Öncesine dair hiçbir şey anımsamıyorum. Şu an bile ondan öncesini düşünmek beynimi acıtıyor. Belleğim pus altında. Gök kararlı bir bıçakça kesilmiş gibi parça parçaydı, böylesine simetriyi her zaman göremezsin. Sanki göğe değgin ne varsa kesin ve keskin bir bıçakça, zor kullanarak disipline edilmişti. Bu bıçak hakkında en ufak bir fikrim bile yok. Ama o gün göğün terkisinde hırçın bir yağmur beslediğini gördüm. Aslında bu yağmurdan faydalanmak da istedim. İçimde iştahla yanan ateşe karşı iyi bir şantaj malzemesiydi bu. Beş dakika önce davransaydım bu saçmalığa rölans diyecektim, bunu anlayabiliyor musun, vakur bir kumarbaz gibi el çırparak rölans diyecektim.

Bana bir sigara verebilir misin? Biliyorum, sigarayı içmemem gerekir, ama sen yine de bana bir sigara ver. Ve ateş de ver. Biliyor musun, intihar etmemden korkuyor olmalılar, pantolonumun kayışını, ayakkabımın bağcıklarını ve çakmağımı aldılar. Bu intibayı onlara nasıl verdiğimi bilmiyorum. Neyse. Onlarca mağazanın muntazaman dizildiği Fethiye Bulvarı’nın tam ortasında, yaklaşık iki metre yüksekliğinde bir barikatın arkasında duruyordum. Melena’yı ilk defa orada gördüm. Siyah, uzun, kirli saçlarını da ilk defa orada gördüm. Sana garip gelecek ama o kirli saçlar sanki yıllardır orada duruyordu. O sahnede bana tanıdık gelen tek şey buydu. O barikatın arkasına nasıl geldiğime veya getirildiğime dair hiçbir şey anımsamıyorum. Sol ayağını yan yatırılmış boş bir meyve kasasına koymuş Delawere ırmağını geçen George Washington’a benzeyen uzun boylu bir adam bana, tüketim çılgınlığı hakkında algılayamayacağım kadar çatlak bir söylev veriyordu. Orada Melena, o adam ve benden hariç sanırım dört kişi daha vardı. Barikatın elli metre kadar uzağında ise onlarca polis. İçlerinden bir tanesini elindeki megafonla bize doğru bağırıyordu. Eğer teslim olursam… Neden benden teslim olmamı istiyordu bilmiyordum ama eğer teslim olursam ölmeyecekmişim.

Şundan kesinlikle eminim: Bir savaş hakkında en az malumata sahip olanlar ön cephede çarpışanlardır. Büsbütün yorum yapma hakları ellerinden alınmıştır. Diyelim ki savaştasın, ölebileceğin ihtimali sana, soluk alıp-verişin kadar doğal geliyor ve nasıl olup da bu olasılığı kabul ettiğini bir türlü anlayamıyorsun. Sen orada birilerinin kurban gereksinimini tatmin etmek için küçük bir noktasın. Geniş hacimli bir metnin içinde sadece bir nokta. Her an bir kurşunla everilmen söz konusu. Bu sana oldukça korkunç geliyor. Oysa bundan daha dehşetli olanı da var. Nedir biliyor musun? Savaş sürdükçe hiçbir kurşun yumuşak tenini ziyaret etmez, hiçbir şarapnel parçası herhangi bir organını senden istemez ve onca arkadaşının yanında ölmesine rağmen aklını oynatıp rehabilite edilmek için akıl hastanesinin yolunu da tutmazsın. Bir gün seni oraya gönderenler, yeteri kadar kurban alındığına kanaat getirirler ve seni geri çağırırlar. Cephende gittiğin gibi geri dönersin. Ve aslında bütün bunların, cephe gerisindekilerin daha rahat harcama yapabilmesi için olduğunu şaşkınlıkla anlarsın. İnsanların konser alanlarını, stadyumları, dev alış-veriş merkezlerini hınca hınç doldurduklarını görürsün. Bu algı sana iki farklı dünya sunuyordur. Ama sen bir müddet sonra buna alışırsın ve bir gün kendini bir fast food dükkanında cola ve hamburger sipariş ederken bulursun.

Beş dakika daha erken davransaydım rölans diyecektim, bunu anlayabiliyor musun?

Yağmur aniden başladı. Oldukça can yakıcı bir yağmurdu ve herkes saçak altlarına doluştu. Benim ne teslim olmaya ne de ölmeye niyetim vardı. Bu karışıklıktan faydalanıp oradan kaçtım. Kimse, polisler dahil, peşimden gelmedi. Melena hariç. Santral’e inen dar sokakların birinde bana yetişti ve neden kaçtığımı sordu. Ben de ona, kaçmamamın neye değeceğini bilmediğimi söyledim. Melena bana gidecek bir yerinin olmadığını, bu yüzden onu birkaç gün evimde misafir edip edemeyeceğimi sordu. Ben de neden olmasın dedim ve koluna girip onu evime götürdüm.

Bazen buradan çok bunalıyorum biliyor musun? Senin Agorafobi diye bir şeyden haberin var mı? Görmediğim, bilmediğim, hissetmediğim şeyler mütemadiyen boğazıma yapışıyor. Uzun zamandır da uyuyamıyorum biliyor musun? Revire çıkarttılar bir gün beni, doktora anlattım ben de. Insomnia belirtileri bunlar dedi. Başım belada, bunu anlıyor musun!

….

Özür dilerim, sana bağırmak istemedim, beni bağışla. Sinirlerim çok yıprandı. Barikatın önünde bana tüketim çılgınlığı hakkında nutuk atan adamı televizyonda gördüm sonra. Yakalanmıştı. Büyükşehirlerde aleyhinde geniş katılımlı protesto gösterileri düzenlendi. Politikacılar, aileleri çocuklarını bu tehlikeli fikirlerden uzak tutmaları konusunda uyardılar. Adam yakalandığının birinci haftası canlı yayında idam edildi. Bunu mutlaka sen de görmüşsündür televizyonlarda.

Melena evimi daralttı. Yatağımı, sigaramı, çayımı daralttı. Onun kirli siyah saçları evimin içini işgal etmişti. Yemeklerde onun saçları vardı, yatağımda, balkonumda, çamaşırlarımda. Her yerde onun siyah, uzun, kirli saçları vardı.

Evimde kalmaya başladıktan iki hafta sonra Melena şehri anladı. Bazı geceler eve sarhoş gelmeye başladı. Bir gece bu konu hakkında onunla tartıştığımda bana bir işe girerek çalışmak istediğini söyledi. Ve bu konuşmadan iki gün sonra bir tekstil atölyesinde işe
girerek çalışmaya başladı.

Melena çarkı iliklerine kadar algıladı. Bana, pizzanın aslında çok pratik bir öğün sağladığını anlattığında ondan kuşkulanmaya başladım ve bir gün elinde kredi kartı başvuru formu gördüğümde ondan kurtulmam gerektiğini anladım.

İşte bu yüzden sayın avukat, hakim bana, onu neden öldürdün diye sorunca öfkelendim ve,

-Melena şehri anladı diye bağırdım.