Mektebin bacalarına Bingöl’den bakış ya da bir deneme
227 izlenim
Şair Nurettin Durman’ın, yayın dünyasına İlke Yayıncılık’ tan merhaba diyen, hikâye kitabına dair tanıtımlar yapılıyor mu bilmiyorum. Ama ben, sizlere okuyucu olarak kendi izlenimlerimi aktarmak istiyorum.
Bir gün, Ulu Camii’nin yanındaki minik parkta; bir ağaç gölgesine oturmuş, Sylvia Plath’ın Günceleri’ni okurken yazmaya karar verdim, bu yazıyı. Taa İstanbul’ lardan gelip beni bulan, adıma imzalanmış, bu kitaptaki Bingöl ‘le daha iki yıldır bildiğim, yaşadığım Bingöl’ü kıyaslamaya çalıştım ilkin. Kitabın kapağındaki çocuk resmi bile, sadece bir yazı konusu olacak kadar büyük çağrışımlar yapıyor insanın zihninde. Fonda, tıpkı Bingöl’ün dağ ve tepelerini andıran puslu dağlar vardı. Fotoğrafın ön planında ise, başında fesle ayağında şalvarla damın tepesinde tünemiş, elinde Osmanlıca sahifeleri sökmeye çabalayan, dalgın bir çocuk… Kendi kendime, ‘demek eskiden buradaki evlerin damlarında kırmızı kiremit varmış.’ dedim, gülümsedim. Şimdi Kalvenizden çatılar var.

Nurettin Durman.
Artık, öykü ya da hikâye diye tanımlamaya çalıştığımız yazı biçimi, hayatı kuşatmalı diyor Durman, hikâyelerinde. Elbette hikâyeler, hayatın hay huyunu barındırmalı diyorum doğal olarak. Hastane kuyruğunda birbiriyle ahbap olan, memleketimin insanı,”vapur jetonuna zam gelmişti” muhabbetleri yaparken, üniversitelerdeki ayrımcılıklarda, aradan çıkıyor hikâyelerde. Tabii ki şiire, ölüme, sevgiye, hırsa dair imlemelerde mevcut. Özellikle ‘’Çoban Odasında Çarmıh’a Gerilen Adam’ hikâyesi bu topraklarda eskiden de Sara ve Musa’lar vardı mesajını veriyor.”Mezarın başına çöktü yaşlı adam. Toprağa elini sürdü incitmekten korkarcasına. Yemyeşildi mezarın üstü. Mutlu bir zaman gibi.(çok şiirsel bir ifade)Yılların unutturamadığı aşkı yatıyordu orada. O yeşilliğin altında…’’İyi akşamlar adlı öyküde başka türlü bir ölüm sahnesi,’’Bütün köy sessiz. Çocuklar ağlamalarını unutmuşlar sanki.’’Ölüm gerçeğinin bir çocuğa anlatılmaya çalışılırken, nasıl aciz kalındığı çocuk gözüyle yansıtıyor satırlarda.’’Çocuk ağlar, eline ekmek verilirse susar ‘’mantığının nasıl yavan kaldığına işaret ediyor:’’Kadının biri elime yağlı ekmek tutuşturuyor, odaya götürüyor. Annemin öldüğü odaya. Bir tuhaf bakıyorum ekmeğe. Bana ekmeği veren kadına kızıyorum.’’Sonra, Anadolu’nun bağrından kopup, büyük şehre, zengin hayallerle, hırslarla, gelmiş, bir Martin Eden edasıyla kaleme, işe, güce sarılan gençlerin hikâyesini anlatıyor bizlere.
Kitap on sekiz hikâyeden oluşuyor. Zaman tünelinde yolculuk yapıyormuş izlenimi veren, bu hikâyeler; yetmişli, seksenli yıllar ya da doksanlı, ikibinli yıllar arasında gelip, gidiyor. Ortak problemler, artık tartışıla tartışıla kördüğüme dönmüş, kamusal alan sıkıntısı bile aynı. Suret değiştirmiş bir mevzu gibi göründü bana. Bir yanda maç sevdamız, bir yanda krizlerimiz, bir yanda bitmeyen bürokratik işlemlerimiz, yaşamımızı dört biryandan sarmışken birden “öyle bir bekleyiş içinde yürüyüşünün alabildiğine kalabalıklara karıştığı anın heyecanı içinde bir uzak yolcu gibi işte öyle bir ümitle…”diyor Durman.’Arada Bir Çık Görün’adlı hikâyesinde. Şunu iyice bir belliyoruz tereddütsüz, az kaldı şiire dönüşüverecek satırların hikâye şeklinde, rahat bir üslupla bize sunulmuş olduğu gerçeğinin altını çizmeden edemiyoruz.
Şair nerede? diyor, Durman:’Şairlerin İşleri Dil ile Alakalıdır Elbet’adlı hikâyesinde,’’Şiire taraftar olmak da nedir? Derseniz özetle ifade etmek isterim ki, şiir aleyhtarlığım, içinde yaşadığımız kültür, dil ve medeniyet buhranına bağımlı bir keyfiyettir. Şiir, herhangi bir zamana merbut değildir, vadesi gelince doğar ve hayat bulur…’’Elbette hikâyenin içinde şiirde yerini bulmuş bu kitapta. Sonra aşkta nasibini alıyor, JR Evliya adlı hikâyesinde:’’Her şey her yerde gibi değil de çok şey gibi periyodik bir uzaklaşmanın-uzaklaştırmanın gidişini görmek ürkütüyor beni. Sahici olan hiçbir şey kalmayacak gibi bir duygu… Aşkın elini eteğini ortalıktan çekmesi çok ayıp. Sahi etrafında hiç âşık birine rastlıyor musun?”diye soruyor okurlarına Durman.





Gök Ekin‘in, elbette bir kültür ve edebiyat organı olarak Gök Ekin’in eksikliğini duyduğu en önemli alanlardan biri de sanıyorum bu tarz tahliller. Kaleminizle bu boşluğu doldurduğunuz için sonsuz şükranlar.
Bereketle…
Eline sağlık Meral Abla. Ama kitabı okumuş kadar olduk, yani bu yazı üzerine kitabı okuma zahmetine girer miyim bilmem.