Lamia
[Birinci bahis]
şarkılar hüzzam ağlar..
uzaktasın..uzağım sesinden..ellerinden..
beklemenin pütürlü kanı dolaşıyor damarlarımda
içimde uğulduyor bırakıp giderken
yüzüme savurduğun rüzgar
mücbir gidişler.. muhayyel kanamalar..
üzerime giydirilen yalnızlık gömleği
saçlarımın arasından ayıkla ayıp şarkıları
çöpe at adıma kesilen katma değerli yalnızlıkları
sen bu çağın kızı değilsin Lamia
beni de al yaşadığın çağa
[ikinci bahis]
Bir suskuydu usumda uğuldayan
karaya aldanmak.. yasaklanmak.. mat olmak..
dudakların vardı uzandığım her çiçekte
aldandığım her çan sesinde kesin de
hiçbir güle benzemiyordu yaşamak
/ şu kapıdan giren kadın bu kapıdan çıkan adam/
şu kapıdan giren kadın bu kapıdan çıkan adam
yorulup kaslarımla durmadan geliyordum
geliyordum durmadan yüzünden bir yol bulup
yenilgiydi artık yatalak kalbimi cilalayan
yatak cenklerinde.. ceninlerde.. her yerde..
Lamia
şifa gibi gir koluma
[üçüncü bahis]
bir aşkın nasıl bittiğidir o
çaresiz bir dağ akımının
-Ferhat’ın kazmasını tekrar vurmasıyla güncellenmiş-
ele geçmez, sır vermez hazin son yolcusu
buralardan kurtulmak isteyen
yani bürolardan
yarım bırakılmış aşklardan
ipe sapa gelmez, dile saça düşmez
kargılanmış kargalardan
ve ironik kurgulanmış her.. şey.. den..
gözü pek
saçı ipek bir sevdayı yuvarlayan uçuruma
karartılmış bulutların içine bütün hislerini
negatif bir kisveyle yüklemiş bir denklemsizliğin en arsız sorusu..



Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm





2:54 am | Temmuz 20, 2006
İşte sıkı bir şiir daha. Ben buna yüzyılın şarkısı diyorum. Diline bereket…
2:54 am | Temmuz 21, 2006
‘…ele geçmez,sır vermez hazin son yolcusu’
çok bahisli şiirinizin zihnimde yankılanan vurgusu…